Yeni simalar yeni olaylar
Pandemi adından söz ettirmeye başladığı günden beri semtimin parkı neşe saçan, kan kusan, yakınan, geçinmekte zorlanan insanlarla dolmaya başladı. Her gün 10.00-13.00 arasında uğradığım ve benim yaş grubumla insanlara rastladığım bu yeri çok sevdim. Bu parkın tek eksiği kahve satışının olmaması. Bir de kahvem olsa, elimdeki gazeteyi böyle okusam böyle incelesem!
Ben bunları düşünürken boş bir kanepeye oturdum. Biraz sonra da bir yaşlı hanım bastonuna abana abana geldi. Yakınımdaki boş banklardan birine oturdu. Elinde cep telefonu vardı. Gözlüğünü taktı, birilerini, aramaya başladı. Bulmuş olacak ki konuşmaya başladı:
---N’ediyonğ gıı?
---?
---Senin o topal bacahlı gara guru garı var ya…
--- ?
---Allah onu bildiği gibi etsin. Benim gelini ayartıyo… Onu bulsam saçını başını yolacağım.
Goyunların gırpılan yünlerini bizüm gelini gandırarah almış. Gaç defa söyledim bizim donğuz (domuz) geline, ondan uzah dur diye.
---…….
Konuşmalar bitmişti
Lânetlerin okunması, tehditlerin savrulması ve bağırtıların kesilmesi 15 dakika kadar sürmüş, ama ben bu tavırdan çok etkilenmiştim. Onunla mutlaka konuşmalıydım:
---Hayırdır hanım, seni üzen nedir bu kadar?
---Gelinimdir, dinlemeyo beni.
---Ne yapıyor, neden senin sözlerinin dışına çıkıyor?
---Üç dene goyun varıdı. Yünlerini gırpdırmış, bi’ gara guru garı var mehlede. Bizimkini gandırmış ve elindeki yünün hepsini almış elinden…
---Canım, bundan dolayı beddua etmeye, lânet okumaya gerek var mı? Belki aralarında bir anlaşma yapmışlardır. Sen bana yünü ver, ben de sana bir seccade veririm demiş olamaz mı?
---Senin duzun guru herhal? (Senin tuzun kuru galiba) Bizim bütün varlığımız üç goyun idi. Yününü de satıyo’duh
---Ben öyle demek istemedim. Sen gelinini karşına alıp konuştun mu? Karşılıksız mı vermiş yünleri?
---Öyle vermiştir tabii…
---Vermiştir demek başka bir şey… Onun ağzından duyacağınız “verdim” sözü başka bir şey…
---Ged, Allağı seversen. Sen mi bilâcanğ ben mi bilirim…
Yorumlama
Yaşı 80’in üzerinde olan bu hanım kuşak çatışması yaşıyor ve hep kendi söylediğinin ve kendi yaptığının doğru olduğuna inanıyordu. Vah o gelinin haline!
Belli ki, Orta Anadolu illerinden birinden gelip yerleşmiş İstanbul’a. Hayatında o da bu tür ithamlara, aşağılamalara maruz kalmış ve -tabir yerindeyse- adam yerine konmamış. Sonuç olarak, konuşmamız bir saat kadar sürmüş, sabırla dinleyen ben ve konuşan da bu yaşlı hanım olmuştu.
İnsanların geçim koşullarının ağır olduğu, sağlık sorunlarıyla boğuştuğu bir dönem yaşıyoruz. Belki derdini dinleyecek birini bulmuş olması onun için rehabilitasyon da olmuş olabilir. Bana da giydirmiş (!) olmasına rağmen ben bu düşüncelerle dinlemiş, asla tenkit etmemiştim.
Karşımızdakini tenkit edebilmemiz için önce onunla aynı yaşta olmalıyız. Onun sağlık sorunlarına benzer sorunlarımızın olması gerekir vb… Böyle davranmak onu rahatlatacak, bizi de mutlu edecektir.
Zam haberleri
Şimdi internet haberlerine bakıyorum. Hah işte, şimdi bu hanımı çıldırtacak zam haberlerini gördüm. Bunları ona söylemeyecek ve onu bir daha üzmeyeceğim, Ulaşım vasıtalarına yapılan zam, onun üzerinde çökertici etki yaratacaktır. Nasıl olsa 2-3 gün geçer, o da kanıksar.
Gerçek durum ayın sonunda elde kalan parayla ortaya çıkacaktır. Zannetmeyin ki, bizdeki zam dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Zam her yerde vardır; ama bizdeki kadar acıtıcı değildir. Bunu aşağıdaki örnekle daha iyi açıklayabiliriz (!).
Utrecht piskoposu, 1341 yılında bütün eyalet rüzgârının kendisine ait olduğunu ve yel değirmeni kurmak isteyen herkesin kendisinden izin alması ve vergisini vermesi gerektiğini duyurmuştur.[i]
Bu gözü doymaz piskoposa günümüzde ne söylenmesi gerekir bilmiyorum; ama bir medeniyetin mensupları ürettiğini, bulduğunu veya geliştirdiğini paylaşırken bir başka medeniyetin mensubu hem de din adamı kendi halkına bile abuk sabuk vergiler koymuş.
İyi ki günümüzde böyleleri yok! Şu sözlerle yazıyı bitireyim:
Darı unundan baklava
İncir ağacından oklava olmaz
Deli Mehmed’in abası
Gâh oğlu giyer gâh babası