Dünya basınında Pekin yönetiminin Sincan Uygur Özerk Bölgesinde kaç kamp bulunduğuna, buralarda kaç kişinin olduğuna ve söz konusu kişilerden ne kadarının sosyal hayata döndüğüne ilişkin bilgi vermediği haberlerine sık sık rastlanmaktadır.
BM ve diğer uluslararası örgütler, kampların incelemeye açılması çağrılarını yinelese de Çin, kendi belirlediği birkaç kampı az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubunun görmesine izin vermiş, BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini geri çevirmiştir.
Belçikalı milletvekillerinden duyarlı hareket
Belçikalı milletvekilleri Samuel Cogolati ve Wouter de Vriendt’in Belçika parlamentosuna sundukları tasarıda, Çin’in Doğu Türkistan (Sincan) Uygur Özerk Bölgesinde Uygur Türklerine yönelik politikalarının 'soykırım' olarak tanınması ve sessiz kalma durumunu bozma çağrısı yaptıkları basın haberleri arasında yerini almıştır. Ayrıca tasarıda,
*Parlamentonun bu bölgede “zorla çalıştırmanın” önüne geçecek yasal düzenlemelerin neler olabileceği konusunda çalışmalar yapması,
*Belçika’nın Çin hükümetinin yaptıklarına ve "ekonomik şantajlarına" göz yummaması,
Parlamentoda ne zaman görüşüleceği bilinmeyen tasarı kabul edildiği takdirde Belçika’nın, ABD’nin ardından böyle bir kararın alındığı ikinci ülke olması,
*Mesleki Eğitim Merkezi adı altındaki kamplarda tutulan ve işkence gören bir milyondan fazla Uygur’un, tecavüze uğrayıp kısırlaştırılan kadınların ve ailelerinden zorla alınan çocukların kurtarılması istenmiş.
Yorumlama
Cogolati, AB’nin Çin ile yatırım anlaşması yapabilmek için insan hakları ihlâllerini göz ardı etmemesi gerektiğini belirterek, "Belçika’dan ve Avrupa’dan verilen mesaj açık olmalıdır. Çin, uluslararası zorla çalıştırma standartlarını kabul edene kadar anlaşma yapılamaz." ifadelerini kullanmıştır.
Buraya kadar her şey güzel. Belçikalı iki milletvekilinin Uygur Türkleri hakkındaki kanaatleri de bizi memnun eder. Belçika resmi politikası buna nasıl cevap verecek hep birlikte göreceğiz. Yüz yıl öncesine gittiğimizde Belçika’nın insan hakları konusundaki sicilinin pek de parlak olmadığını görüyoruz.
Geçen yüzyılda Belçika’nın sicili
AB üyesi Belçika, Irak’ın mahvına sebep olanlardan birisidir. Hatta bir Belçika şirketi kimyasal silah üreten fabrika bile kurmuş, HABERLER DÜNYA 2009 yılında da, ABD aracılığıyla Irak’a 100 milyon avroluk silah satış sözleşmesi imzalamıştır.
Irak’a silah satan Belçika’nın, 2009 yılında Libya’ya 11,5 milyon euroluk silah ve askeri mühimmat satmış olması tartışmalara neden olmuştu. Libya’ya yapılan mühimmat satışına Belçikalılar tepki göstermiş, para ve iş imkânlarının önemli olduğunu, fakat bunların insan hayatı ve etik davranışın üzerinde görülmesinin acı olduğunu söylemişlerdir. Açıklama yapmak zorunda kalan Valon hükümeti, satışların sadece askeri malzeme olmadığını, kolluk kuvvetleriyle de ilgili olduğunu belirtmiştir.
2013 yılından itibaren Belçika, Uzi marka silah satışını özel kişiler için serbest bırakmıştır. 2015 yılında ise Belçika, Napolyon’un Waterloo Savaşı’ndaki yenilgisinin 200’üncü yıldönümü nedeniyle yeni bozuk paralar bastırmış ve Fransa’yı kızdırmış, AB kurallarına ters düşen bu olaya da itiraz edince Belçika geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Kürt kuruluşlarıyla bağlantısı
Kürt siyasi kuruluşlarının Belçika topraklarında faaliyet göstermesini 1994 yılına kadar götürebiliriz. Hristiyan Demokrat Partisi üyesi bazı parlamenterler, “Kürt sorunu” konusunda hazırlanan karar tasarılarını Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na getirerek destek vermişlerdir.
Belçika hükümeti, MED Tv’nin uzunca bir süre Belçika’dan yayın yapmasına imkân sağlamış, Özdemir Sabancı’nın katili Fehriye Erdal’ın Türkiye’ye teslim edilmesine karşı çıkmışlardır. Daha sonraki yıllarda Roj Tv. Yayınlarını sürdürmüştür. Maliye Bakanlığı, bu kanal üzerine cezalar yağdırmıştır.
Belçikalı bir silah tüccarı Charlie Hebdo saldırganlarına silah sattığını itiraf etmiştir. Polis, şüphelinin evinde yaptığı aramada, saldırıda kullanılan arabanın, mermilerin ve silahların kaydına ulaşmış. Kouachi kardeşlere ve Amedy Coulibaly’ye silah ve mermi sattığı iddia edilen kişinin Charleroi isimli kasabada yaşadığı ortaya çıkmıştı.
Sonuç
1830’lu yıllarda Afrika’da başlayan ve 20’nci yüzyılın başlarında biten Belçika sömürgeciliği adı altında başlatılan Kongo katliamlarının mürekkebi henüz kurumamıştır. Müslüman ve yoksul ülkeleri sömürme, boyunduruk altına alma ve topraklarına konma gibi ihtiraslar içinde tepinen Belçika, bugün Uygur Türklerine yapılan baskı ve işkenceleri dile getirmeye çalışmaktadır. Bu olay vicdanlı iki milletvekilinin çırpınışı olarak görülmelidir.
Bundan sonra iki yazı dizisinde de Belçika’ya yer vereceğim. Umarım daha iyi anlaşılacaktır.