Hep söylenir, Orta Doğu’da dengeler değişkendir diye… Bence gayet doğru bir söz. Bakın Barzani’nin kurduğu küçücük bir yönetim bile Irak’ın parçalanmasından sonra kaç kez Türkiye ile aynı safta durdu ve kaç kez Türkiye’yi karşısına aldı…
Orta Doğu böyle de
dünya farklı mı?
Kırım’ın ilhakının ardından Ukrayna’da yaşanan olaylar, süper güçleri değişik kavalyelerle dans eder hale getirdi. Kuzey Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda savunma bakanları Rusya’ya karşı aralarında askeri işbirliğinin artırılması yönünde bildiri imzaladılar.
Norveçli Aftenposten gazetesi, “Anlaşma, söz konusu kuzey ülkelerine yakın yerlerde Rusya’nın gösterdiği saldırgan politikaya bir cevaptır” diye başlık atmıştı. Söz konusu ülkelerin Savunma Bakanları, imzaladıkları belgede, Rusya’yı Baltık ülkelerinde ve İskandinav ülkelerinin kuzey bölgelerinde askeri ve istihbarata yönelik faaliyetler yapmakla suçlamış ve demeçler vermişlerdi...
İmzalanan belgede, “Rus liderleri, siyasi amaçlarına ulaşmak için uluslararası hukuk prensiplerini ihlal etmeye ve askeri yöntemleri etkili olarak uygulamaya hazır olduğunu gösterdi” diye açıklama yapmışlardı.
ABD-Japonya işbirliği
ve askeri anlaşmaları
Kuzey Kore’nin ve Çin’in Çin Denizi’ndeki yayılma politikaları karşısında Japonya Başbakanı Şinzo Abe, ABD ile askeri işbirliği anlaşması imzalamıştı. Ukrayna krizinin öne çıkması nedeniyle de ABD ve AB’nin ardından Japonya yönetimi de Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirme kararı almıştı.
Tokyo, “Ukrayna kriziyle bağlantılı olarak 23 kişiye vize yasağı getirildiğini” duyurmuş ve Moskova ile vize rejiminin kolaylaştırılması konusundaki istişareleri askıya almıştı. Şinzo Abe, Berlin’de Alman-Japon Ekonomi Forumu’na katılmış, burada yaptığı temaslarda Çin ve Güney Kore ile yaşanan sınır ihtilaflarını dile getirmişti.
Alman-Rus yakınlaşması
Basında “dünyayı sarsan plan” olarak takdim edilen “ABD, Alman-Rus ittifakını engelleme savaşı başlattı” başlıklı haberler de çok dikkat çekicidir. Amerikan yönetimi için çalışan “özel” istihbarat ajansı Stratfor’un başkanı George Friedman, Amerikan yönetiminin temel stratejik hedefinin “Rusya ile Almanya arasında bir ittifak yaratılmasını engellemek” olduğunu belirtmiş ve “yıllardır uygulanan bu planın Ukrayna zemininde savaşa dönüştüğü”nü açıklamıştı.
Friedman, bu ittifak olasılığının ABD için “Geçmiş yüzyılın ve gelecek on yılların kâbusu olduğunu ve bunu engellemek için ABD’nin her türlü savaşa hazır bulunacağını” söylemişti. ABD’nin dünyadaki tek ve tartışmasız süper güç iddiası karşısında Rusya ve Almanya’nın birlik oluşturmasının “yeni bir süper güç yaratacağını” söylemesi de gayet doğaldı.
ABD’nin bu olasılığı ortadan kaldırmak için strateji geliştirdiğini vurgulayan Friedman, Soğuk Savaş döneminde bile ABD’nin amacının bu iki ülkenin olası irtifakını engellemek olduğunu belirtmişti.
Friedman’a göre Almanya’nın teknolojisi ve sermayesi ile Rusya’nın doğal kaynaklarının ve silahlı güçlerinin birleşmesi halinde gerçekten “çok kutuplu dünya” oluşması mümkünmüş. Bu durumda ABD’ye karşılık Avrasya gücü dünyada etkili olabilirmiş. Bunun engellemek için ABD’nin hem Rusya’yı hem de Almanya’yı zayıflatarak bloke edecek bir strateji izlemesi şartmış.
Ukrayna-Türkiye yakınlaşması
Uzun süredir Rusya ile savaş halinde olan Ukrayna, Rus uçaklarının hava sahasını kullanması ile ilgili bazı kararlar alıyordu. Ukrayna Başbakanı Arseny Yatseniuk, hükümetin Ukrayna hava sahasını bütün Rus uçaklarına kapatma kararı aldığını duyuruyordu.
Ukrayna’nın bu şekilde Rusya’ya karşı çıkışı, özellikle Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinden sonra görülmeye başlamıştı.
Ukrayna hükümeti, Rus uçaklarının ülkeye uçuşunu yasaklamış, fakat yasak, uçakların ülkenin hava sahasını kullanmasını kapsamamıştı. Ukrayna’nın birçok şehrine saldırılar düzenleyen, Kırım ve Donetsk gibi bölgeleri işgal eden Rusya’nın bu adımdan sonra ne karar alacağı merak konusudur.
Bu kaçış ve birleşmeler nereye kadar?
Dünya yeni ittifak arayışları içindedir. Doğulu-Batılı, NATO’lu-NATO karşıtı olması pek de önemli değil galiba? Arap ülkeleri de kendi aralarında gruplaşmalar içindedir. Suudî Arabistan ve Mısır’ın başını çektiği grup, Katar’ı ve ona destek sağlayan ülkeleri karşısına almıştır. Hal böyleyken G20 zirvesine katılan liderler, nükleer silahlara yasaklama getirilmesine karşı tavır almışlardır.
Bu birleşmeler nereye kadar? Her birleşme yeni güç arayışı olduğuna göre neye veya kime karşı? Dünyanın yeni savaşa tahammülü yoktur. Liderlerin hesaplarını biraz tasarruflu yapmaları gerekiyor galiba?