Parası çok aklı kıt ülkeler
ABD eski Başkanı Trump, Suudi Arabistan ile 110 milyar doları askeri malzeme olmak üzere 400 milyar dolarlık ticari bağlantı kurmuştu. Ben o zaman şu sorulara cevap aramıştım:
*Parası çok aklı kıt ülke/ler tarafından alınan malzemeler incelendiğinde vuruş gücü çok yüksek, menzili uzun, optik ve bilgisayar donanımlı sistemler olduğu ortaya çıkıyor. Küçücük bir yarımadada nüfusu az ve bırakın saldırma potansiyelini doğru dürüst savunma etkisi bile olmayan ülkeler… Bunların en yoksulu da Yemen.
*Parası çok Suudî Arabistan’ı bu kadar harcamaya hangi tehdit itmiştir? Dolayısıyla Suudi Arabistan’ı tehdit eden/ler nedir, kimdir?
*Kızıldeniz’in bir yanında petrodolar içinde yüzen ülkeler, diğer yanında ise yoksulluk ve kıtlık içinde yaşayan ülkeler var. Her iki taraf da Müslüman… Güçlü olanın güçlülüğü yetmiyor gibi dünyanın en büyük gücüne maddi destek sağlıyor. Üstelik bu güç, değişik kıtalardaki Müslüman ülkelerden ABD’ye gelen uçaklardaki yolcuların tabletlerine varana kadar yasaklamalar getirmişti.
Suudi Arabistan Kralı, ABD eski başkanı Trump ile simge haline gelmiş “Kılıç Dansı” eşliğinde ABD’den aldığı silahlarla olağanüstü bir güce ulaşıyordu. Başını çektiği Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn ile birlik olup Katar’ı “terörizmi desteklemekle” suçluyor ve tüm ilişkileri kesiyordu. Bu ülkelerden bazıları ise Katar uçaklarına hava sahalarını bile kapatmıştı.
Kılıç Dansı bitti
Suudi-ABD ittifakının kökleri çok derinlerdedir. İlk ilişkiler, 1945’te bir Amerikan savaş gemisinde Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz ile ABD Başkanı Roosevelt arasında yapılan görüşmeyle başlatılmıştır. 1973’teki petrol ambargosunda, 1991 Körfez Savaşı’nda ve el Kaide saldırganlarının çoğunun Suudi Arabistan vatandaşı olduğu 9 Eylül 2001 saldırılarında da ilişkiler ayakta kalmayı başarabilmiş, bugüne dek hep tavizlerle ve alınan buyrukların yerine getirilmesiyle sürüp gelmiştir.
Trump; damadı ve danışmanı Jared Kushner aracılığıyla Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’la yakın kişisel ilişkiler kurmuş ve ona sattığı silahları Yemen’deki acımasız savaşta nasıl kullanacağına dair geniş bir alan tanımıştı.
Trump gitmiş, Biden gelmişti. Yeni yönetim, Orta Doğu politikalarını yeniden şekillendireceklerini, özellikle de Suudi Arabistan politikalarını gözden geçirip ilişkilerini Veliaht Prens Muhammed bin Salman yerine 80’li yaşlardaki Kral Salman ile yürüteceklerini hissettiriyordu. Bu tercihte nedenlerden biri ve belki de en önemlisi Suudi Arabistan’ın insan hakları ihlâlleri olacaktı.
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da, “ABD’nin dış politika önceliğinin bundan böyle hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı olacağı” belirtilmişti.
Olgunluğa ulaşmamış kişilerde karakter değişikliği
Suudi Veliaht Prens için güzel zamanlar bitmiş, başı elleri arasında düşünme zamanı gelmişti. Bu yeni dönemde de ABD’den stratejik ortak olarak bahsedemeyecek, ABD’ye eskisi gibi güvenemeyecekti.
ABD, Yemen’deki savaşa daha fazla destek vermeyeceğini açıkladığında Suudiler, "Peki, biz de zaten bu savaşı sonlandırmanın yolunu arıyorduk" yanıtını veriyor, Katar’la aralarının düzeltilmesi konusunda da “Zaten halletmiştik” gibi cevaplar veriyorlardı. Doha Büyükelçiliğini açmışlardı.
ABD Senatosu’ndan Suudi Arabistan’ın cezaevlerindeki kadın hakları aktivistlerinin serbest bırakılması çağrısı yapılıyor; Suudi Arabistan şartlı tahliyeyle de olsa en popüler olan kadın aktivist Loujain al Hathloul'u serbest bırakmak ihtiyacını hissediyordu. Katar ile diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmişlerdi.
Suudi yönetiminin korkuları
*ABD’ye ait son derece güçlü 5. Filo’nun Körfez’den çekilmesi halinde en büyük düşmanları İran'ın boşluğu hızla dolduracağının ve bölgenin yeni baskın gücü olacağının bilincindedirler.
*Biden, BAE ve Suudi Arabistan’la yapılan silah satış anlaşmalarını geçici olarak durdurmuştu. Acaba devam ettirilecek miydi?
*Yemen’deki Husilerden gelen füze saldırılarının devam edip etmeyeceği veya artıp artmayacağını düşüncesindedirler.
*Veliaht Prens Salman’ın mahkemeler karşısında hesap verme durumuna düşeceğinin farkındadırlar.
Sonuç
Suudi Arabistan’ın kendisini sıkıntıda hissettiği bu süreç Türkiye için avantaj sağlayabilir. Suudi yönetiminin bir süredir Türkiye’ye çiçek uzatması uzlaşma amacına yöneliktir. Türkiye’nin Suudi Arabistan ile ilişkileri düzeltmeye ihtiyacı vardır. BAE ile ilişkiler daha uzun bir sürede düzelebilir.
Bu uzlaşma sürecinde Katar’da kurduğu askeri üssün varlığını sürdürmeli, buradan kuvvet çekme gibi bir yola sapmamalıdır. Bütün bu olaylar, Arap Yarımadası’ndan ve Mezopotamya’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan ilişkiler yumağı olarak ele alınmalıdır.