Ukrayna, 1991’de bağımsızlığını elde etmişti ama hemen ardından 2004’te meydana gelen “Turuncu Devrim” sonucunda derin bir kriz yaşamıştı. Batı yanlısı bir lider olan Timoşenko, iktidara gelmişti. Ukrayna’da olayların önü alınamıyordu. 2010 seçimleri sonrasında Viktor Yanukoviç başkanlığında Rusya yanlısı bir yönetim iş başına gelmişti.
Ukrayna ile birlikte eski peykler de kendi iktisadî sistemlerini yeni bir yola koymanın çarelerini arıyorlardı.
2012 yazında Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Orta Avrupa’da yeni bir ekonomik sisteme ihtiyaç duyulduğunu açıklamıştır.
Orban açıklamalarını “Umarım demokrasi yerine hayata geçirmek zorunda kalacağımız yeni bir politik sistem icat etmeye mecbur olmayız… İşbirliği bir niyet meselesi değil, zor meselesi. Belki işlerin bu şekilde ilerlemediği ülkeler de var, örneğin İskandinavya ülkeleri, fakat bizim gibi yarı Asyalı toplumlarda yalnızca zor birleştirebilir.” demek suretiyle sürdürmüştür.
Ukrayna kendi derdine düşmüştü
Ukrayna, ekonomisini sağlam raylara oturtmaya çalışırken sancılar dinmek bilmiyordu. Putin, bir yandan durumu fırsat bilerek Ukrayna’ya Rus askeri müdahalesini başlatmış, diğer yandan da “sıtma ve ölüm” ikilemiyle eski can dostu Ukrayna’nın kendisinden kopmaması için eylem ve söylemlerini sıklaştırmıştı.
Ukrayna’nın uygulayacağı yeni dış politikada iktisadî sistem öncelikliydi. Ukrayna, Rus merkezli alanda kalmak, Doğu Avrupa ile ekonomik entegrasyona yönelmek ve Rusya-AB-Ukrayna bileşenini tercih etmek arasında bocalıyordu. Bu dönemde Putin’in Ukrayna ile ilgili eylem ve söylemleri biraz daha ağırlık kazanmıştı.
Putin’in Ukrayna’ya sunduğu alternatifler?
Putin Ukraynalılara eski ilişkilerin devam ettirerek kendi iç sorunlarını birlikte çözebileceklerini ve aralarındaki eşitsizlikleri giderebileceklerini söylüyor, AB ile “Ortaklık Antlaşması”nın imzalanması halinde eski Gümrük Birliği üyeleriyle (Rusya, Belarus ve Kazakistan) ticarette kazanılmış hak ve ayrıcalıkları kaybedeceklerini izah ediyordu.
AB’ye katılmayı kurtuluş gibi gören Ukraynalılara Yunanistan örneğini sunarak aynı sonu paylaşacaklarını, o zaman da yolun Batı Avrupa’nın ekonomik sömürgesi olmaya gidebileceğini anlatmaya çalışıyordu.
Bu söylemler Ukrayna’nın yeni lideri Yanukoviç üzerinde etkili olmuş ve Ukrayna son kararını vermişti. AB ile ilişkilere mesafe koymuş, Kasım 2013’te AB ile imzalanması beklenen “Ortaklık Anlaşması”ndan vazgeçtiğini açıklamıştı. Bu durum ülkedeki AB yanlılarının sokağa dökülmesine neden olmuştu. Ukrayna olayı, eski SSCB dönemi KGB mensubu Putin’in geçmişteki mirası savunmaya çalışması hatta başarısı olarak anlaşılmalıdır.
Rusya’nın çekinceleri
Rusya’nın Avrupalı ülkelere enerji ihraç ettiği nakil hatlarının % 80’i Ukrayna topraklarından geçmektedir. Enerji nakil hatlarının Avrupa’ya geçiş bölgesi olan Ukrayna’nın özellikle Batılı ülkelerle etkileşiminden Rusya tedirgin olmakta ve özellikle Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik sistemine entegrasyonunu da tehdit olarak algılamaktadır. Bu nedenlerle Rusya, Ukrayna’daki gelişmeleri milli güvenliği kapsamında değerlendirmektedir.
Yeniden toparlanma süreci
Bu gelişmelerin Türkiye’ye de bir fatura çıkardığı bir gerçektir. Eski ihtişamını gerçekleştirmeye çalışan Rusya Federasyonu gücünü topladıkça ve yeni güçler kazandıkça Ukrayna olayları sırasında kendisine karşı tavır alan Batı’ya ders vermeye hatta tehdit oluşturmaya başlamıştır.
Türkiye için belki tehdit söz konusu olmasa da “Güney Akımı Projesi”nin iptal edilmesi bir baltalama olmuştur. Bu projenin yeniden Bulgaristan üzerinden geçirilmesi Rusya’nın bu niyetini açığa çıkarmıştır.
Ukrayna olaylarının Türkiye’ye yansımaları
Başından beri Rusya’nın Türkiye ile yakınlaşmasına soğuk bakan AB ve ABD, Türkiye’yi adeta cezalandırmak isteyen bir tavır takınmışlardı. Rusya’nın bu projeden vaz geçmesi herhalde en çok onları memnun etmiştir. Projenin devreye girmemesi için de Makedonya’da kıvılcım çakılmıştır.
Rusya’nın Türk akımı projesinden uzaklaşmasının, Libya’daki ayrılıkçı güçlerin Türk ticaret gemisini vurmuş olmasının ve zincirin en zayıf halkasından yani Makedonya’dan koparılmış olmasının Ukrayna olayıyla bağlantısını olduğunu söylemek mümkündür.
“Ortaklık Antlaşması”nın imzalanmaması ile Ukrayna-AB ilişkilerinin kopmuş olması ya da Ukrayna’nın Avrupa entegrasyon politikası sona ermiş anlamı çıkarılmamalıdır. Ukrayna’nın AB ile ilişkilerine Rusya’yı katmak istemesi hem biraz korkudan hem de eski üyelerle bazı ticari bağlantıları kaybetmek istemeyişinden kaynaklanıyor olabilir. Türkiye, Ukrayna ile SİHA ve İHA yapımı ve satışı konusunda işbirliği yapmaktadır.
Türkiye’nin Rusya ile yürüttüğü nükleer santral projesi başta olmak üzere ticari ilişkileri geçen yıllara göre artış kaydetmektedir. Gündeme başka projelerin getirilebileceği ve mevcut projelerin revize edilerek geliştirilebileceği düşünülebilir.