SON DAKİKA
reklam
reklam

Biat siyaseti

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Mart 2021, Cumartesi - 11:51   Okunma Sayısı:

Irak bu günlere nasıl geldi? Geçmişte yaşananlara göz atınca dikkat çeken bir husus çıkıyor karşımıza… Emperyalist ülkeler, dünyanın tükenmekte olan kaynaklarına göz dikmiş ve bunları kendi egemenlikleri altına almayı düşünmeye başlamışlardı. Bunun için planlar yapıyorlardı. Amaç, petrol yataklarının kontrol altına alınmasıydı…

Dünya Savaşları

Bu amacın ilk ayağı I. Dünya Savaşı ile gerçekleştirildi. Osmanlı Devleti Romanya, Kafkasya ve Musul petrol yataklarından uzaklaştırıldı. II. Dünya Savaşı’nda bu kez Nazi orduları Kafkaslara uzanmak istedi, başaramadı. Romanya ve Kafkasya petrol yatakları başka güçlerin eline geçti.

Orta Doğu’da ise çalkantılar devam ediyor, kanlı iktidarlar sürekli el değiştiriyordu. Bu topraklarda demokrasinin olması, iktidarların el değiştirmesi veya halkın yoksulluğa düşmesi Batı’nın umurunda olamazdı. Onlar dünyanın giderek azalan nimet ve kaynaklarının derdine düşmüşlerdi. Bu zengin kaynaklar başkalarının elindeydi. Zaten enerji açığı hisseden Batı, bir de enerji kaynaklarının güvensiz ellerde olmasına rıza gösteremezdi. Yeni planlar yapmaya başladılar.

Orta Doğu’nun yumuşatılması

1980-1988 yıllarında bölgenin en güçlü iki ülkesi birbiriyle kapıştırıldı. Binlerce insan kör dövüşünün içine itildi. Operasyonlara verilen garip garip isimler, liderlere verilen ara gazları ve etnik yapının sürekli kurcalanması iki ülkeyi karşı karşıya getirdi.

İki ülkenin de ekonomik gücü büyük ölçüde petrole dayanıyordu. Irak, boru hatlarından petrol ihraç ederken İran, ihracatını Basra Körfezi’nden yapıyordu. Irak, petrol taşıyan İran gemilerine saldırılar düzenlemeye İran da Irak petrol tesislerine saldırmaya başladı.

Dünya petrol ticaretinin zarar görmesi ABD’nin savaşa aktif olarak katılmasına sebep oldu. ABD, petrol yolunu açık tutmak için bölgeye bir filo gönderdi.

Sekiz yıl süren savaş 1988 Ağustos ayında yapılan ateşkesle sona erdi. Daha sonra BM gözetiminde yapılan barış görüşmelerinden de sonuç alınamadı. İran, ön koşul olarak topraklarındaki Irak askerlerinin çekilmesini isterken, Irak, Şatt-ül-Arap suyolu üzerinde ortak denetim kurulmasında ısrar ediyordu. Barış, Irak’ın Kuveyt’i 1990 Ağustos ayında işgalinden sonra ABD ile savaşa tutuşma korkusuyla İran’dan aldığı toprakları geri vermesi üzerine gerçekleşti.

Savaşın sonuçları bir “hiç”ten ibaretti. Yaklaşık bir milyon insanın hayatını kaybetmiş, taraflar küçük kazançlar uğruna ekonomik kaynaklarını tüketmişti. Sınırlar değişmemiş, petrol üretimi düştüğü için petrol fiyatları artmıştı. Çıkarcı Batı dünyası, borç karşılığı silah satışlarıyla Irak’ı desteklemişti. Borçları ödemekte zorlanan Irak, 1990 yılında Kuveyt’e saldırarak oradaki petrol kuyularını ele geçirmeye çalışmıştı. Orta Doğu topraklarına yapılan bu ilk müdahale, belki gelecekte uygulanacak bir planın, BOP’un ilk ayağıydı, belki de bir yumuşatmaydı.

Körfez Savaşları

Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, 1990 yılından itibaren yeni gerginliğe neden olmuştu. ABD’nin başını çektiği ve sadece Irak’a karşı 37 ülkenin katıldığı koalisyon güçleri 17 Ocak 1991 günü yeni bir savaş başlatmıştı. Dün Irak’ın karşısına çıkardıkları İran yetmemiş, bu kez diğer Müslüman ülkeleri, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır’ı da sekiz yıl savaşmış olan yorgun Irak ordusunun karşısına çıkarmışlardı.

  1. Dünya Savaşı’ndan sonraki en geniş çaplı askeri koalisyon gücü, havadan yumuşatmaların ardından Irak topraklarına orantılı güçlerle (!) çıkmıştı. Savaşın 60 milyar ABD doları civarındaki maliyetinin 36 milyarlık kısmını tek başına Suudi Arabistan karşılamıştı. ABD, savaşın kalan maliyetini de Katar, Bahreyn, Umman, Japonya ve Almanya’ya yüklemişti.

Her iki Körfez Savaşı’nın gösterdiği sonuç, Arap ülkelerinin birleşmesi fikrinin darbe yemiş olmasına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde köktenci akımların güçlenmiş olmasıydı. Araplar, Körfez Savaşı’nda Batı’nın çıkarlarını korumak için savaştıklarını sonradan anlayacaklardı. Evet, Irak zayıflamış; ama İran güçlenmiş ve bölgedeki ağırlığı artmıştı. İsrail, Irak’ın yenilmesiyle biraz rahatlamıştı. Orta Doğu topraklarında kontrollü güçler olmasının önüne geçilmişti. Bu gelişmeler de BOP’un ikinci ayağı olmalıydı.

Afrika rüzgârları / Arap baharı

BOP’un diğer ayağı 21’inci yüzyılın Arap dünyasında halkların demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleri olarak ortaya çıkan büyük bir hareketti. Tunus’ta başlayan olaylar, Cezayir, Libya ve Mısır üzerinden Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen’e sıçramış, iktidarları sallamış, bazı hükümetleri yerinden etmişti. Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta ise küçük çapta olaylar görülmüş; ancak küresel bir nitelik kazanmıştı.

Olaylar, Suriye’de biraz daha farklı şekilde gelişmişti. 15 Mart 2011 günü Dera’da başlayan Beşar Esad karşıtı hareket, mensuplarının silahlanmasıyla topyekün çatışmaya dönüşmüştü. Baskıcı Esad rejimini devirmek ve Özgür Suriye devletini kurmak amacıyla silahlanan güçlere dışarıdan askeri ve ekonomik destek sağlanmaktaydı.

Günümüzde Suriye’deki kontrol önemli ölçüde Beşar Esad’ın elinden çıkmıştır. Arap ülkeleri yine Suriye’nin karşısına dikilmişler; sağladıkları sermaye, silah, asker ve harp vasıtaları desteğiyle Müslüman kanının dökülmesine aracılık etmişlerdi... Bir de fazladan IŞİD belâsının ortaya çıkmasını sağlamışlardı. (Devam edecek)

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam