SON DAKİKA
reklam
reklam

Edebiyatımızdan nükteler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Mart 2021, Pazar - 15:06   Okunma Sayısı:

Başka yerlerinden dinlemek[1]

İhtiyar avcı torbasının yanına bağdaş kurdu. Çiftesini kucağına uzattı. İri elâ gözleriyle dik yarın keskin kenarına karşıdaki yağmurla ıslanarak koyu kan rengine giren derin granit uçurumlara baktı, baktı. Sonra bana döndü.

 

   ---Anlatayım, dedi, ben şimdi elli yaşımı geçiyorum. O vakitler pek ufaktım. Onu gören kadınları dinledim. Kendisi hiç erkeğe gözükmezdi.

   ---Niye gözükmezdi? diye sordum.

   ---Çünkü kızdı!

   ---Niye kızdı?

***                      ***                         ***

Beddua çeşitleri

Kargımak: Birinin Tanrı’nın ve insanların sevgi ve ilgisinden yoksun kalıp nefrete uğraması dileğinde bulunmak… Beddua etmek…

 

Bir eline aldığı, pul olsun dökülsün

Bir eline aldığı, pul olsun savrulsun

                                                                       Ekmeğini it, yakasını bit yesin.

                                                                       Ocağı batasıca, canı çıkasıca.

                                                                        İki eli yana gelesice

                                                                       Gâvur mezarına konasıca…

Çam ağacının özü

Yandı kül oldu közü

Dilerim Allah’tan

Kör olsun iki gözü

                                                                        Cehenneme tıkaç olasın

                                                                         Bir dilim ekmeğe muhtaç olasın.

Allah sana uyuz versin

Tırnak vermesin.

                                                                         Kara kara kazanlar

                                                                         Kara yazı yazanlar

                                                                       Cennet yüzü görmesin

                                                                         Aramızı bozanlar

Fıkralar

 

Tekzip edemeyeceğimiz bir yalancılığa karşı hiç şüphe yoktur ki, tebessüm bir çimdik, gülme bir tokattır.[2] Köylünün biri arkadaşına sormuş;

 

   ---Ülen Memet, di ba’yım paşa olsan ni’derdin?

   ---Ne’dicem, soğanın sade cücüğünü yirdim.

   Öteki sormuş:

   ---Ee, sen di ba’lım, sen olsan n’ederdin?

   ---Bana idecek bi’şey gomadın ki!...

 

Fakir köylü

 

   Bir ağa tanıdığı fakir bir köylüye;

   --- Sana bir çift kundura vereceğim. Şimdi mi vereyim yoksa dursun mu? diye sormuş. Köylü,

   --- Verirsen senin hakkında, vermezsen benim hakkımda hayırlı olur, demiş. Ağa sebebini sorunca;

   --- Verirsen sen bir iyilik etmiş olursun. Vermezsen ben minnet altında ezilmemiş olurum, demiş.

Öküzünü kaybeden köylü

 

Köylünün biri öküzünü kaybetmiş. Aramış taramış bulamamış. Köye yarım saat uzaklıkta bir dağın yamacında çift süren arkadaşı Ahmet’e seslenmiş.

 

   --- Ülen Ahmet! Benim ala öküzü gördün mü?  

Ahmet yavaşça iki dudağının arasından “cık” demiş ve çift sürmeye devam etmiş. Ahmet’ten doğru veya yanlış bir cevap alamayan köylü, tekrar bağırmaya başlayınca Ahmet’in kafası kızmış:

   --- Ülen! Cık dedik ya duymuyon mu?

 

Bekrî Mustafa

 

Bekrî Mustafa’ya bir gün;

   --- Şu içtiğin rakılar, ahrette fitil fitil burnundan gelecek, demişler. O da,

   ---Oh ne âlâ! Kadehe doldur doldur çek! demiş.

 

 

[1] Karaalioğlu, Seyit Kemal. “Türk Edebiyatı Tarihi” Bölüm-1, İnkılâp ve Aka Basımevi, II. Baskı, S: 263

[2] Cenap Şahabettin

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam