Gözlemler
İstanbul, iki imparatorluğa başkentlik yapmış, değişik uygarlıklara beşik olmuş koca kent… Eski adı Cadde-i Kebir olan İstiklâl Caddesi, bu koca kentin adeta simgesidir. Osmanlı İmparatorluk döneminin de emanetlerini taşıyan kentte Arnavut kaldırımları, Yanni’nin meyhanesi, havagazı lambaları, fayton, atlı tramvay, taş plak, sahibinin sesi gramofonu hep hatırlarız…
Günümüzde de eskiden olduğu gibi her dilden, her dinden, her cinsten insanı görebiliriz. Gündüz caddede gördüğünüz simaların çoğu renkli ve ışıltılı gecelerin müdavimi değildir. Sokak müziğinin ağırlık kazandığı İstiklâl Caddesi’ne, Taksim-Şişhane arasında gidip gelen insanlar bir canlılık ve hareket kazandırır.
İstiklâl Caddesi’nin müdavimleri, turist grupları, İstanbul’a ilk defa gelip merak saikiyle dolaşan yerliler, resmi dairelerde çalışanlar ve iş takibi yapanlardır. Şimdilerde birçok iş yeri kapanma durumuna gelse de, esnaf ayakta kalma mücadelesi verse de siz, Mephisto’dan Yunan müziğini, sokak müzisyenlerinden İspanyolca, İtalyanca, Kürtçe, Arapça sözlü parçaları dinleyebilirsiniz.
Bir başka gözlem
Sokaklarında ayaklarından çok kolları çalışan insanlar hangi ülkenin hangi şehrinde yaşarlar? Kafa içi sistemleri kısa devre yapmış olanlar, kulaklarını da ayaklı müzik seti gibi kablolarla sararak dış dünyayla irtibatlarını kesenler, bu sağlıklı (!) kafalarla ne kadar sağlıklı düşünülebilir?
Sadece iç kulaklıktan konuşarak kendi seslerini duyduklarını zanneden bu insanlar, el ve kol hareketlerine daha da yoğunluk veriyorlar. Örneğin; Kadıköy’de uzak ve yüksekçe bir yerden izleme yaparsanız, telefonla konuşan ve kolları sürekli hareket eden nice insan görmeniz mümkündür.
Telefon iletişimi karşılıklı olarak küfreden, tehdit eden, asabi konuşan, tahkir eden nice insanın konuşmalarıyla doludur. Terör faaliyeti bireyden başlar bizde.
Bunları da hatırlıyor muyuz?
Yukarıda sözünü ettiğim konuları hep hatırlarız hatta günlük olarak yaşarız da, 1918-1923 arası işgal yıllarındaki gizemleri, tutuklamaları, işkenceleri ve bunların yarattığı acıları hatırlamak aklımıza bile gelmez.
Bu konuda yazılmış pek eser de yoktur. İngiliz işgal Kuvvetleri Komutanı General Harrington’un “İşgal İstanbul’u”, anılar ve belgelerle o günleri bizlere anlatmaktadır.[1] Bakın, kitaptan bazı başlıkları yansıtayım sizlere:
*Kuva-yı Milliye İngilizlere nasıl meydan okudu?
*İngiliz donanması en büyük fabrikamızı nasıl yok etti?
*Harington’un İstanbul’da kurduğu casusluk teşkilâtı
*Vahdettin’in Türk sığınmacılara inanılmaz ihaneti
*Amerikalılar kiraladıkları camiyi nasıl çökertip kaçtılar?
*Nemrut Mustafa’ya taş çıkartan İngiliz mahkemesi
*Vahdettin’in Kasımpaşa-Beyoğlu Müslümanlarına ihaneti
*Ayazpaşa mezarlığı gayrimüslimlere nasıl satıldı?
*Harington tarihi Ermeni mezarlığını nasıl yok etti?
*Harington’un Sultan Vahdettin’i kurtarma operasyonu
*Harington Türklerle savaşmayı neden göze alamadı?
*Rıza Tevfik Sevr’e nasıl imza attı?
[1] Atillâ Oral, “Charles Harington-İşgal İstanbul’u”, II. Baskı, Şubat-2014, Demkar Yayınevi, İstanbul