John von Neumann[i]
28 Aralık 1903’te Macaristan-Budapeşte’de doğmuştur. Altı yaşındayken sekiz basamaklı sayılarla işlem yapmaya başlamıştır. Sınıf arkadaşları onun matematik başarılarından ziyade fotoğraf makinesi gibi işleyen belleğinden etkilenmişlerdi.
Bir öğleden sonra onun telefon rehberini eline alıp birkaç sayfasına göz attığını ve isimleri, adresleri ve telefon numaralarını aklından ezbere söylediğini hayretle seyretmişlerdir. 10 yaşına geldiğinde ise, öğretmenleri, von Neumann’ın 46 ciltlik Alman Tarihi’ni okuduğunu ve sonra Macar askeri liderleriyle eseri ayrıntılı biçimde tartıştığını görmüşlerdir.
Von Neumann 23 yaşındadır. Budapeşte üniversitesinden doktorasını almış, 1926-1930 arasında Almanya’da üniversite hocalığı yapmıştır. Kuantum gibi derin bilim alanına girmiş, matematik ve bilgisayar çalışmalarıyla ün yapmıştır.
1955 yılında Atom Enerjisi Kuruluna atanmış ve aynı yıl ödül almıştır. 1957 yılına kadar birçok çalışmalara imza atmış, atom bombası, nükleer reaktörler ve ilk bilgisayar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Çalıştığı ortamların radyasyon içermesi nedeniyle kanser hastası olmuş ve 1957 yılında kanserden ölmüştür.
Görüyorsunuz ya, bilim insanı olmanın bir maliyeti bir de sonucu var. Nükleer fizik konusundaki araştırmaları keşke atom bombası şeklinde insanlığın aleyhinde değil de tamamen tıp alanında ve insanlığın hayrına kullanılmış olsaydı!
9’uncu ve 16’ncı yüzyıllara arasında Türk bilim adamları
İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binası’nda, 25 Mayıs 2008 günü hizmete girmiştir. Müzede, TÜBA (Türk Bilim adamları) onursal üyelerinden ve Frankfurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından hazırlanan, 9 ila 16’ıncı yüzyıl arasında Müslüman bilginler tarafından icat edilmiş çeşitli bilim ve teknoloji aletleri sergilenmektedir.
Müzenin bir benzerinin Frankfurt Üniversitesi Arap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü’nde bulunduğu belirtilmektedir. Türkler kendi dönemlerinden önce bulunan mekanik sistemleri hız, ağırlık, mesafe ve yükseliş açılarının hesaba katılmasını gerektiren başka sistemlere dönüştürmüşler.
1.Okun kullanılmasında prensip daha uzağa atılabilmesini sağlamaktır. Bunun için gergili düzenekler ve aynı anda birkaç oku atabilecek sistemler geliştirmişler,
2.Mancınık atışlarında farklı ağırlıkta iki güllenin (veya taşın) fırlatma kolu üzerinde değişik mesafelere yerleştirilmesiyle farklı yükseliş ve atma mesafesi elde etmişler,
3.Su dolaplarıyla yüksek rakımlı yerlere su çıkarmayı sağlamış, sonradan su terazilerini bulmuşlar,
4.Camın işlenmesini sağlayan atölyeleri geliştirmişler,
5.Isı sistemlerini daha yaygın hale getirmişler.
Edebiyatımızdan
Edebiyatçı Yusuf Ziya Ortaç
Yusuf Ziya Ortaç, 1960 yılında yayımlanan edebiyat anıları “Portreler”inde Hüseyin Cahit Yalçın (1874-1957)’ı şöyle anlatıyor:
---Baba maşallah ne güzel dişlerin var?
---Neyleyim yiyecek bir şey bulamadıktan sonra!
Hüseyin Cahit Yalçın, “Falcı” adlı kitabında Süleymaniye camisinin avlusunda bir askerin falına bakan falcıyı anlatır. Belediye çavuşu falcı için askere,
---Seni aldatıyor, paranı alıyor.
---Ziyanı yok, alsın… Memleketten haber veriyor ya!
Bir de bizim kültürümüzün dışından örnek vereyim. Bu örnek “Bilgi küpü” diyebileceğimiz türden…
[i] F. Benson Stonaker, “Meşhur Matematikçiler” Gündoğan Yayınları, Üçüncü Baskı, Ağustos-1999)