SON DAKİKA
reklam
reklam

Neler yapılmadı ki?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Nisan 2021, Pazartesi - 11:44   Okunma Sayısı:

Milli Mücadele’ye liderlik için öne çıkan Mustafa Kemal, hakkında verilen idam cezasına, kendisine suikast yapacak İngiliz ajanlarına, geçirdiği kaza ve hastalıklara rağmen yolundan dönmemiştir. Koca bir dünya savaşının en kanlı cephesinde bu vatanın çocuklarıyla omuz omuza yedi düvele karşı mücadele vermiş, ikinci büyük savaşın geleceğini sezmiştir.

 

Bir ülke düşünün, kurucusuna bu kadar hainlik yapılsın. Bayramlarda, önemli gecelerde adına dualarda yer verilmesin. Okul kitaplarında Milli Mücadele bölümleri azaltılsın. Müslüman Yemen halkını bombalatan, kendi refahını halkının refahından üstün tutan yönetim demirbaşı emirler hoşlanmaz diye madalyalardan rölyefi çıkartılan, madeni paralardan resmi kaldırılan Atatürk’ü kastediyorum tabii ki…

 

Kendilerine karşı savaştığı liderlerle İstiklâl Harbi sonrasında dost olmuş, işbirliğine yönelmiştir. Koca bir Meclis kendisine Atatürk soyadını lâyık görmüştür, ama günümüzde bunu içine sindiremeyen bazı kesimler hakarete varan sözlerle onu tahkir etmektedirler.

 

10’uncu yıl konuşması

 

Cumhuriyetin 10’uncu yıl konuşması, Atatürk’ün siyasi vasiyeti yapısındadır. El yazılı aslının beşinci sayfasında anlatmak istediklerini şu cümlelerle tamamlamıştır.

 

“Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküyü tam bir bütünlükle yürütmekte olan Türk milleti, az zamanda bütün medeni âleme büyük millet olduğunu bir kere daha tanıtacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

 

Sonra, bilinmez bir duygu ile bu son satırı çizmiş, başına 5/1 ve 5/2 işaretlerini koyduğu iki sayfa daha ilâve etmiştir.

 

“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!”

Daha sonra gri renk ile taranmış son satırı eliyle çizmiştir. Bu çizmenin de ibret alınacak bir yanı vardır: Hazırladığı konuşmayı eski Genel Sekreteri ve Maarif Vekili Hikmet Bayur’dan okumasını istemiştir.

 

Bayur, gösterdiği hedefler gerçekleştiğinde kendisinin hatırlanması şartının, eninde sonunda mukadder veda’ı düşündürdüğünü, milletin bu emsalsiz bayramda onu kendisine kazandırmış evladının ayrılışı hüznü ile dertlendirmemesini istemiştir. Atatürk bu düşünceyi dinleyince tereddüt etmiş, sonra gülümseyerek kendisine,

 

“İleride bu tavsiyeden nadim olmamanı temenni ederim” demiş ve yazının devamını,

“Türk milleti, ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şerefler, saadetler, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk’üm diyene!” şeklinde bitirmiştir.[1]

 

Geleceği tahmin

Atatürk geleceği çok iyi tahmin etmiştir. Sağlığında yaşadığı fiilî suikast girişimleri, günümüzde belli kesimler tarafında sözlü olarak, hatta basın üzerinden yapılmaktadır. Atatürk’ün amcaoğlunun soyundan gelen insanlar çok az sayıdadırlar. Bu kişiler bizlere emanettir. Elbette bu tür sataşma ve yayınlardan dolayı üzülüyorlardır.

 

Bu azabı onlara çektirmemeliyiz. Harp Okulu’na girdiği 1899 yılından İstiklâl Harbi’nin bittiği 1922 yılına kadar ömrü çilelerle geçen, cepheden cepheye koşan, son Osmanlı toprağı Libya’da işgalci güçlere karşı gönüllü olarak mücadeleye katılan Mustafa Kemal… Namus borcu olarak gittiğin Arap topraklarının bugünkü liderleri, Atatürk’ün devlet madalyası üzerindeki rölyefinden hoşlanmıyorlarmış.

 

Köklü geleneklere sahip Türk devletinin yetkilileri, kanunlarla tanımı yapılmış madalyalardan bu Arap yöneticilere takmak zorundalar mıdır? Önceki yıllarda da gelen Suudi liderlerin Anıt Kabir’e gitmediklerini biliyoruz. Üzerinde yüce Yaradan’ın isminin yazılı olduğu bayrak, unutmayın ki bu devletin başkentinde bir gazetecinin vicdanları sızlatan katline tanık edilmiştir.

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam