SON DAKİKA
reklam
reklam

Ramazan münasebetiyle

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 18 Nisan 2021, Pazar - 02:05   Okunma Sayısı:

Bu yazı yayıma girdiğinde bizler de ramazan ayına girmiş olacağız. Umarım, daha sağlıklı düşünür, bağnaz söz ve davranışlarla ramazan ayının anlatmak istediği yüce değerlerden uzak kalmaz ve Kur’an dışında anlatımlara kulak asmayız.

Pandemi etkisinde geçirilecek bu ayda sağlık kurallarına ve uyarılara da son derece dikkat etmeliyiz.

 

Para ve imkânlar

Sevgili okuyucularım, koca yılın içinde ramazan ayına girerken bir hedefimiz olmalıdır… Kul hakkı, ana baba hakkı ve devlet malı kavramlarının ne anlama geldiğini ve bunlara karşı nasıl davranmamız gerektiğini çok iyi okumalı öğrenmeliyiz.

Özellikle elinin altında para gibi bir güç bulunduranlar, şirketlerde geniş imkânlara sahip olanlar ve arkasına idarenin gücünü almış olanlar (devletin tepesinden polis memuruna kadar) bu imkânlar karşısında daha hassas olmalıdırlar.

 

İftar sofraları ve…

Her akşam devlet sofralarında veya zengin iftarlarda bulunanları pandemi nedeniyle bu ramazan ayında görmeyeceğiz. Onun yerine bir gece olsun kimsesizlerin yurtlarını, sokak çocuklarının barındıkları yerleri, engellilerin mekânlarını görmeyi planladım.

İftar ve sahur programlarında dini bilgiler veren kimi asık yüzlü, “dediğim dedikçi” hocalar, kimi güler yüzlü ilâhiyatçı öğretim üyeleri ve Diyanet İşleri Başkanlığının mensupları çok ağır görev üstlenmiş olduklarını göz ardı etmemelidirler.

Fikriyatı çolpa, sadaka ve fitresi ise arpa olan zihniyettekiler, diz boyu bu yoksullukta kendi paylarının da olduğunu düşünebiliyor mu? Yeryüzüne dağılmış nimetler, nasıl ki açgözlü milletlerin tekelindeyse, ülkemizdeki kaynakların bir bölümü de bazı hoyrat kişilerin ve kısmen de bencil kitlelerin tasarrufundadır.  

Acaba bu zevat, şehit aileleriyle, çocukları vatan hizmeti yapan ailelerle görüşür mü, onların isteklerini sorar mı? Akıl hastanelerinde yatanlarla, darülacezeye düşmüş olanlarla, tinercilerle, geçimsizliği mahalle halkınca bilinen ailelerle görüşürler mi? Varlığı yerinde olan bir kişi, sokakta dilenmek zorunda kalan kimsesiz yaşlı bir kadını evine götürüp yemeğini onunla paylaşır mı?

 

Yanlışlar var

Kadın cinayetlerinin hız kesmeden devam etmesi, ana babasını döven kapının dışına koyan insan sayısında artış olması, çek senet olaylarında patlama yaşanması ve şifre sistemlerinin kırılarak bankalardan/bankamatiklerden para gaspı yapılması yokluk ve adaletsizlik nedeniyle meydana geliyor olamaz mı?

Bu kadar din eğitimi veriliyor, dini konuları bu kadar anlatan otorite var ve toplumda yine de batıl inançlar yer ediyorsa ve bidat ve hurafelerle din yozlaşıyor hatta din değiştirenler oluyorsa bir yerde yanlışımız var demektir.

 

Din referanslı eğitim

Kişilerin hedefi bellidir: Cennete gitmek… Yanılgı burada başlıyor. Bir Müslüman önce iyi bir insan olmayı hedeflemelidir. Bireyler dürüst, namuslu, haramdan kaçınan, elinde imkânlar varken menfaat teminine çalışmayan, ailesine ve çevresine saygı duyan bir insan olmayı bilmelidir…

Başka inançtan olan birisi kendi inançlarına belki bizden fazla sahip çıkıyordur. Bir Hristiyan, Musevi hatta semavi dinlerin dışında inancı olan liderlerin sürekli olarak kendi inançları doğrultusunda konuşmalar yaptığını duyuyor musunuz?

Yabancıların çoğu insan haklarına saygılı, vergisini dürüstçe ödeyen, devlete karşı sorumluluklarını bilen bir anlayışa sahiptir. Alman arkadaşımdan biliyorum, yabancılar son derece israftan kaçınıyorlar. Randevu saatine riayeti, söze sadakati, yasalara itaati prensip edinmişlerdir. Yola böyle çıkmalı, takdiri Yaradan’a bırakmalıyız. Oysa biz sondan başa gelmeyi yeğliyoruz.

 

Ramazan ve bayram muhasebesini yaptık mı?

Tek boyutlu din eğitiminin dayattığı eksiklerle büyüdük, donandık. Örneğin; çalmak eylemini sadece bir kimsenin tasarrufu altındaki bir malı onun rızası olmadan yer değiştirmek (!), iç etmek, yok etmek anlamında öğrendik; ama şöyle düşünemedik…

*Kamu sektöründe veya bir şirkette çalışanlardan bazı oruçlular, mesai bitim saatine dikkat etmeden amir veya patronun çıkışını kollayıp hemen arkasından çıkabiliyorsa, kamuya ya da başkasına ait zamanı çalıyor demektir.

*Devlet malı veya şirket aracını keyfi çıkarları için kullanan kişi, kamusal alana giriyor, çalışanların hakkını yiyor demektir.

*Trafikte hız limitlerine dikkat etmeyen ve başkalarının hayatını tehlikeye atan kişi yol hakkını gasp ediyor demektir.

*İşçinin hakkını vermeyen aylığını, haftalığını zamanında ödemeyen işveren, işçisinin emeğinin karşılığını iç ediyor demektir.

 

En azından bunları yapmamamız gerektiğini fark edebiliyor muyuz? Yaptıysak da pişmanlık duyuyor muyuz? Bundan sonra dikkat edecek miyiz? Orucunuz makbul, niyetiniz sarsılmaz olsun!

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam