Mecazî anlamına girmeyelim isterseniz. Günümüzde meczupların nasıl görüldüğüne bir göz atalım. Sözlük anlamları arasında “deli” ve “divane” gibi açıklamalar vardır. Ülkemizde meczup denen bu tiplere rastlamak her zaman mümkündür.
Kendisine sopasını gösteren bir deli çıkmadıkça da bu meczuplar meydanı boş bulur ve azıtırlar.
Tarihte meczupluğun çeşitleri
Evliya Çelebi (1611-1682)’nin “Seyahatname” adlı eserinde başka örnekler de vardır:
Kapânî Deli Sefer Dede: Evliya Çelebi’ye göre Kapânî Deli Sefer Dede, Unkapanı’nda Ekmekçi Ali Çelebi’nin fırını, çok şiddetli yandığı zamanlarda; içine girer ve rahat bir uyku çekermiş. Ancak günün birinde oradan çıkmış, binlerce kişi ile vedalaşarak Unkapanı’ndan kendisini denize bırakıp kayıplara karışmış…
Sefer Dede, yedi yıldan sonra Cezayir’den Kara Hoca ve Ali Peçenoğlu kalyonları ile İstanbul’a gelmiş ve Unkapanı’na yerleşmiş. Deli Sefer Dede’nin kabrinin Unkapanı’nda olduğu, kesin yerinin tam olarak bilinemediği kaydedilmiş.
Sümüklü Dede Divâne: Meşhur Seyyah Evliya Çelebi’nin görüp tanıdığı meczuplardan biri olan Sümüklü Dede, vaktiyle Fatih’te Etmeydanı’nda yaşarmış. Bu civarda kimin üstüne sümkürürse, sümkürdüğü kişinin işi düz gidermiş. Kimin üstünde tükürürse, onunki de ters gidermiş.
Evliya Çelebi’nin yaşadığı döneme göre
Günümüzden dört asır öncesiyle yaşamış olan Evliya Çelebi, dönemindeki olayları bize aktarmıştır. Bir adam düşünün, kızgın bir fırının içine girip uyku çekebiliyor. Unkapanı’ndan denize girip denize girip kayboluyor ve yedi yıl sonra Cezayir’den gelen kalyonlarla dönüyor. Diğer deli ise sabahtan akşama kadar akan burnunu koluna siliyor veya insanların üzerine tükürüyor. Ölünce gömüyorlar.
Ne keramet, ne keramet! Osmanlı halkı da bu olaya inanıyor. Her iki divanenin de türbeleri şimdi kayıp olduğuna göre kaybolana kadar kim bilir kaç kişi onları ziyaret etmiş ve ne dileklerde bulunmuştur…
Osmanlı’dan beri adet haline gelmiş olan tekke, türbe ve zaviye anlayışı, Cumhuriyet kanunlarıyla yasaklanmış ve çoğu kapatılmıştır. Ne yazık ki, bu kötü adetler hep hortlatılmış, günümüzde de yeni isim, kıyafet ve şekiller altında toplumu tehdit eden “deli”ler türemiştir. Bunlardan en önemlisi kendisine saygı gösterildiği ifadesini yansıtan Muhterem Hocaefendi (!) hitaplı Fethullah Gülen’dir.
Fethullah Gülen
Salya-sümük ağlayan ve hezeyanlar içinde çırpınarak beddua eden bir adam… Bir Cumhuriyet düşmanı, vatan haini… İlkokulu bitirdikten sonra birtakım dinî risaleler okumuş. Falancanın filâncanın rahle-i tedrisinden geçmiş… İslâmiyete hizmet adı altında çalışmalarıyla tamamen bu ülkeye düşmanlık yapmıştır.
Yetiştirdiği ekip, yeni kadrolar oluşturarak geniş alanlara yayılmayı amaçlayan bir terör örgütü haline dönüşmüş. Devletin kurumlarını içten ele geçirmek için çaba sarf etmiş, bugün binlerce insanın ekmeğini kaybetmesine, hapislere düşmesine ve sağlıklarını yitirmesine zemin hazırlamış...
Bütün kadroları çeteleşmiş olan bu örgütün adı FETÖ’dür. Çeteler, devletin hava harp gücünü kırmak için yüzlerce pilotun sağlık yoluyla sistem dışına itilmesine yol açmışlardır. Deniz Kuvvetleri tersanelerinde ölümlü kazalara neden olmuşlardır. Askeri hastanelerde doktorları, askeri yargı sisteminde hâkimleri ele geçirmiş, ASELSAN’daki mühendislerimizin intihar ve ölümlerine sebep olmuşlardır.
Millî günler yaklaşıyor
Bu günlere mahsus meczuplar da vardır. Resmi günlerde ve tören günlerinde Atatürk heykellerine saldıran acayip giyimli, elinde okumasını bile bilmediği mushaf taşıyan, değnekli, poturlu, sarıklı, çember sakallı tipler vardır. Eylemlerini genellikle yakalanmamak amacıyla heykelin civarında halkın az olduğu zamanlarda veya görülmemek için de geceleyin yaparlar. Gaipten gelen bir sesin kendisine böyle bir görev verdiğini belirtirler.
Atatürk ile ne alıp veremediği varsa değneğiyle o taş heykele vurur, baltayla saldırır, boya atar yetmez bir de slogan veya nutuk atar. Kerameti kendinden menkul “heykel meczubu”dur bunların adı...
Sonuç
Toplum olarak devlet yıkıp yeniden kurmaya ve birbirimizle kavga etmeye mütemayil bir milletiz. Her yıkılışta işbirlikçi hainlerin var olduğunu görmek mümkündür, tıpkı bugün olduğu gibi… Tarihteki Türk devletlerine bakınız.
Devletimiz bugün iki acımasız terör örgütüne, emperyalist devletlere ve ekonomik güçlere karşı amansız bir mücadele vermektedir. Mücadele bugün için başarılıdır ve etkindir. Mücadelenin başarıya ulaşmaması için dış mihraklar ve içeride işbirlikçiler toplumu kaynatmaya devam ediyorlar.
Türkiye, bir iç savaşın eşiğinden dönmüştür. Polis askere, asker halka ve polise silah kullanmıştır. Halk ve silahlı güçler birbirine kırdırılmak istenmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, Cumhuriyet öncesi ve sonrasında meydana gelen irticaî ayaklanmaların yüz yıl sonra tekerrür etmiş olmasıdır.
Yüz sene sonra da bugünkü örgütü ve liderini yaşatacak birileri çıkacaktır. İrtica, bu memlekette kanserojen yapıdadır ve sökülüp atılması çok zordur. Bugün devletimiz yaralarını kendi kendine sarmak zorunda kalmıştır. Batı’nın ne kadar destek (!) verdiği ve ne kadar dostça davrandığı ortadadır.