SON DAKİKA
reklam
reklam

Kafkas cephesinin esir askerleri -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Mayıs 2021, Perşembe - 09:51   Okunma Sayısı:

Tarih yazanların tarih yapanlara sadık kalmasıyla vücut bulur. Tarih resmi anlatımlarla, sözleşme ve anlaşmalarla, arşiv kayıtları ve raporlarla hüviyet kazandığı gibi kişilerin hatıratlarından, ağıtlardan, destanlardan, dönemin objelerinden de beslenir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında esir düşen Türk askerleri, pek hatırlanmaz. Oysa onların yaşadıkları, hissettikleri ve düşündükleri hep acı olaylar, hasretler ve çaresizlikler olmuştur. Kendi toprakları uğruna hayatlarını feda etmeye yemin etmiş olan bu kahramanlar, hastalıktan, gıdasızlıktan, cephane yetersizliğinden ya da üstün düşman kuvvetlerinin ani baskınlarından esir düşmüşlerdir.

Esaret hayatı acılarla doludur. Onları bekleyen yakınları destanlar, şiirler yazar saman kâğıtlar üzerine…

Halil Ataman bunlardan biridir. Birinci Dünya Savaşı cephelerinde çarpışan binlerce üniversite öğrencisinden birisidir… Cepheden esarete tüm yaşadıklarını, hissettiklerini sıcağı sıcağına kayda geçirmiş bir yedek subaydır…

 

Yedek subay Halil ve Tokatlı Hasan

l.Dünya Savaşı sırasında Rusya’da kalan Türk esirlerinin büyük bir kısmı Sibirya’da olmak üzere Kuzey Kafkasya, Don Kazakları bölgesi ve Moskova hükümetinin kontrolü altındaki araziler olmak üzere oldukça dağınık bir şekilde bulunmakta ve sayılarının 10.000’den fazla olduğu tahmin edilmekteydi.[i]

Doğu Cephesi’nde Ruslara esir düşmüş, Sibirya’ya gönderilerek Vladivostok’taki esir kampına kapatılmıştır. Osmanlı devletinin esirlerini yurda getirme çabaları sonuç verince kafile bir Japon gemisiyle Hint Okyanusu üzerinden Akdeniz’e kadar maceralı bir dönüş yolculuğu başlamıştır. Halil Ataman, tam yurduna kavuşacakken ikinci bir esaret yaşamak üzere İtalya’nın Asinara Adası’na götürülür. Ataman, harp ve esaret hayatıyla ilgili notlar aldığı defterlerini yanından hiç ayırmamıştır. Sekiz yıl süren benzersiz bir hayat mücadelesini tüm ayrıntılarıyla ve tazeliğiyle aktarır.

Doğu Cephesi’ndeki yokluklardan Enver Paşa’nın ziyaretlerine, Transsibirya ekspresinde süren esaret yolculuğundan evlerine emanet verildiği anne kızın güvenini kazanışa, o soğuk ve buz ülkesinde sürgün bir Türk köyü bulmanın hayretinden Çin ve Mançurya üzerinden özgürlüğe uzanışa çarpıcı ve meraklı öykülerle örülmüş serüvenini anlatmıştır.

Japon Denizi kıyısındaki Vladivostok’ta esir kampında bir de Tokatlı Hasan bin İshak (İsmail oğulları) bulunmaktadır. O zamanın Kızılay’ı diyeceğimiz Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne bir mektup yazmış ve memleketteki ailesinden haber almak istemiştir. Hasan da 1916 yılında Kafkas cephesinde esir düşen askerlerimizdendir.

Savaş sırasında İtilaf Devletler Devletleri yanında yer alan Japonya, Rusya’daki Bolşevik Devriminin sebep olduğu karışıklıklardan yararlanarak 1918 Nisan ayında Viladivostok’a asker çıkarmış ve Trans–Sibirya demiryolu hattı boyunca Baykal Gölüne kadar olan bölgeye ilerlemişti.

 

Bir umut ışığı

Milletlerarası Kızılhaç Komitesi, ittifak devletlerine ait savaş esirlerinin yurtlarına dönmeleriyle ilgili olarak girişimde bulunmuştur. İlgili devletlerin Kızılhaçlarına ve Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne yapılan davete uyulması üzerine Japonlar, Mavera-yı Balkal’daki Türk esirlerini Hint Okyanusu üzerinden Türkiye'ye göndermeye hazır oldukları bildirilmişlerdir.

Böylece Vladivostok’ta toplanan Türk esirlerinin yurda dönüşünü sağlamak amacıyla 240.000 lira tahsis edilmiş, bu para esirlerin dönüş işlemini üstlenen Japon Kızılhaçı’na gönderilmesi için İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği emrine verilmek üzere Osmanlı Bankası’na yatırılmıştı

22 Ekim 1919’da paranın yatırıldığına ve Japon hükümetine gönderilmesini istediğine dair bir yazıyı İngiliz Yüksek Komiserliği’ne gönderen Osmanlı hükümeti ne bu yazıya bir cevap alabilmiş, ne de Japonların getirmeyi üstlendiği esirlerin Türkiye’ye dönüşünü gerçekleştirebilmişti.

Osmanlı Hükümeti bunun sebebini ancak 10 ay sonra 28 Ağustos 1920 tarihinde İngiliz Yüksek Komiserliği’nden gönderilen bir notayla öğrenebilecekti. Buna göre nüfuz bölgelerindeki Türk esirlerini getirmeye hazır olduğunu bildiren Japonya bunların sevkini gerçekleştirecek imkânlardan yoksundu.

Japonya, sayıları 830 kişi olarak belirtilen esirlerin Japon Vapur şirketi Katsuva ile yapılan anlaşma gereği ağustos sonları ve eylül başlarında sevk edebileceğini, ancak 48.000 İngiliz lirası sevk masrafı gerektiğini bildirmişti.

 

[i] Serpil Sürmeli, Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Öğretim Üyesi, “Vladivostok’tan Asinara Adası’na Türk Esirleri”, s: 1

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam