Asinara Adası toprağına ayak basma
Türk esirler kum üzerinde ikâmetlerine ayrılan yerlere gitmeyi beklerken, Heymeymoro vapuru denizleri titreten sesiyle Asinara’da bıraktığı yolcularını son kez selamlamıştı. Türk esir kafiIesi ağırlıklarını omuzlayarak yola koyuImuş, 2 km’lik bir yürüyüşten sonra küme halinde ikâmet edecekleri binalara ulaşmıştı.
Burada yıkanıp temizlendikten sonra yoklamaIarı yapılmış ve tayin oldukları koğuşlara sevk olunmuşlardı. Akşam 19.00’da biten yoklamaya göre 57 subay ve 514 asker yerlerine yerleşmişti… Yazıyı daha fazla uzatmamak amacıyla esarette geçen günler ve esirlerin Türkiye’ye gönderilmeleriyle ilgili muhaberat tabii ki ilginçtir. Bunları Halil Ataman’ın kitabından öğrenmek mümkündür.
Türk esirlerin İstanbul’a varışları
… 23-24 Mayıs 1922 gecesi Türkiye’den gönderilen Ümid isimli gemi Ada’ya yakın yerde demirlemiş, 26 Mayıs’ta Ada’da bulunan Türk esirleri gemiye bindirilmişti. Sardunya Adası’ndan ayrılan gemi, Mataban Burnu’ndan sonra fırtınaya yakalanmış, rahatsız edici bir yolculuktan sonra Çanakkale’ye varmıştır.
31 Mayıs’a kadar Çanakkale’de kalan vapur, aynı günün akşamı İstanbul’a hareket etmiştir. Gece 02.30 sularında bir Yunan askeri gemisi tarafından Ümid vapuruna uyarı yapılarak, Yunan askeri görevlilerinin gemiye çıkacakları bildirilmiştir…
… Ümid vapuru 01 Haziran 1922 sabahı İstanbul’a ulaşmıştır. Bu kavuşmaya dört esirimiz nail olamamış, bunlardan üçü Pire Müslüman mezarlığında, biri Asinara Adası’nda bırakılmıştı… Bu acılar geride bırakılarak tüm esirler İstanbul’a kavuşmuş olmanın huzurunu yaşıyordu.
Sonuç
Devletler tarih boyunca çeşitli nedenlerden hep karşı karşıya gelmiş ve bunun neticesinde binlerce insan hayatını kaybetmiş, esir veya harp esiri olarak nitelendirilen insanlar –daha doğrusu askerler- zaman zaman insanlık dışı muamelelere maruz kalmışlardır.
Esirlerle ilgili olarak birtakım hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi “1906 tarihli Cenevre Sözleşmesi”, diğeri “1907 tarihli Lahey Sözleşmesi”dir.[1]
Cenevre Sözleşmesi’nde esirlerle ilgili alınan kararlarda özetle hasta ve yaralı esirlere milliyet ayrımı yapılmaksızın tedavi edilmeleri, yaralıların her türlü kötü muameleden korunması, yardım cemiyetlerine engel olunmaması gibi hususlara yer verilmiştir.
Uluslararası arenada bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı Devleti de olası bir savaş durumunda kendi topraklarında bulunan esirlere nasıl muamele edeceğine dair çalışmalar yapmıştır. Bu doğrultuda esirlere yapılacak muameleye ilişkin olarak “Üsera Hakkında Talimatname” ilan edilmiştir.
Beş bölüm ve 28 maddeden oluşan talimatnamenin birinci bölümünde; esirlerin kamplara nasıl ve ne şekilde sevk edileceği, ikinci bölümde esirlere hangi konularda ne kadar müsaade edileceği ve müsamaha tanınacağı, üçüncü bölümde ödeme ve iaşe konuları üzerinde durulurken dördüncü bölümde esir komisyonları ve işleyişi hakkında izahatlar yer almaktadır. Son bölümde cezayı gerektiren hallere yer verilmiştir.
Osmanlı Devleti’nin en çok esir verdiği ülke ise İngiltere olmuştur. Ortalama 135.000 kişi civarında asker ve sivil esaret hayatı yaşamak zorunda kalmıştır. Bu kadar insanı tek bir merkezde barındırmak mümkün değildir. Ayrıca siyasi sebeplerden dolayı da bu esirler Hindistan, Mısır, Kıbrıs, Malta, Hindiçini gibi farklı yerlere gönderilmiştir. Türk esirlerini ilk olarak Bağdat ve Basra’daki toplama kamplarına götüren İngilizler buradan da çeşitli yerlere trenle, gemiyle ya da yaya olarak göndermişlerdir.
Kafkasya, Romanya ve Galiçya cephelerinde savaşan Osmanlı askerlerini esir alan Ruslar ise ilk etapta Sarıkamış ve Kars’ta esirleri toplamış ve oradan Rusya’ya sevk etmişlerdir. Toplama kamplarında Osmanlıca bilen bir Rus subayı tarafından sorguya çekilerek adları, lakapları, sınıfları, meslek veya ihtisasları üsera defterine kaydedilip sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra esirler, “tekluşki” adı verilen vagonlara bindirilerek Azerbaycan’a ve oradan Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’na sevk edilmiştir.
Türk esirlerle birlikte Alman, Avusturyalı ve Bulgarların da tutulduğu ve en büyük toplanma merkezi olan adada esirlerin hangi bölgede, hangi kampta kalacağı kararlaştırıldıktan sonra Sibirya, Kazan gibi bölgelere gönderilmişlerdir.
Taşınırken kimi zaman üstleri soyulan Türk esirler, Ermenilerin yoğunlukta olduğu yerlerden geçerken hakaretlere ve saldırılara da maruz kalmışlardır. Türk esirlerin özellikle Sibirya’ya gönderilmesinin nedeni Türk ve Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları yerlerden uzak tutulmaya çalışılmasıdır. Bu nedenle Orta Asya yerine Sibirya tercih edilmiştir.
Sarıkamış’ta esir edilen Türk askerlerinin durumunu İsveç Salib-i Ahmer Murahhası Graf Londrof şöyle tarif etmektedir:
“İzdihamdan, kokudan yanlarına varılmayan, kapıları kilitli ve içerisi tıka basa Osmanlı esirleri ile dolu büyük bir tren 1915 Ocak ayının sonunda Sirzan istasyonuna geldi. İçindeki esirler, insan kılığından çıkmış, açlıktan renkleri sararmış, yanakları çökük, elmacık kemikleri dışarı fırlamış, kımıldayamayacak şekilde yorgun ve kuvvetten düşmüş, elbisesiz, ayakları çıplak, kâinatta mevcut bütün bulaşıcı hastalıklarla müptela bir haldeydi. Bu feci manzara insanların yüzlerini kızartacak ve kalplerini sızlatacak derecedeydi”
Bir başka olay ise 1916 Ocak ayında Hasankale’den alınan 13 subay ve 350 askerle yola çıkarılan bir esir kafilesinde, yolda yürümekte zorlanan 95 askerin kafilenin gözleri önünde kurşuna dizilmesidir. Gece üstü açık dört duvar arasında bir yere tıkılan kafilede 8 asker donarak şehit olmuştur.[2]
Benim de Kıbrıs’ta görev yaptığım 1982-1984 yılları arasında icra ettiğim “Harp Esirleri Geçici Nezaret Yeri” tatbikatında tespit ettiğim olaylar vardır. Bunları da daha sonra kaleme alacağım.
[1] Dr. Ali Kaşıyuğun’un DOI: 10. 215517jhf.375108 Orijinal makalesinden
[2] Zafer Şen, “I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Esirleri ve Dramları”, http://www.zafersen.com/birinci-dunya-savasindaosmanli-esirleri-ve-dramlari.pdf (Erişim tarihi 04.01.2018)