SON DAKİKA
reklam
reklam

Asmalımescit Sokağı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Mayıs 2021, Perşembe - 16:58   Okunma Sayısı:

Zamana yolculuk

Yollar vardır, döşeme taşlı Arnavut kaldırımlı… Sizi bir yere götürür. Sokaklar vardır, ışıl ışıl bazılarının aydınlatması zayıftır… Bir de Asmalımescit Sokağı vardır ki, sizi İstiklâl Caddesi gibi kültürler arası bir geçide götürür.

Asmalımescit, dar bir Beyoğlu sokağı olup içinde bulunduğu mahalleye ve üzerindeki bir apartmana adını vermiştir. Meşrutiyet Caddesi üzerindeki Pera Palas otelinden başlar yukarıya doğru gidildiğinde Kumbaracı yokuşunun tam karşısında İstiklâl Caddesi’ne kavuşur.

Asma Mescidi veya Asmalımescit’in yerinde bugün bir mezar yerinden başka hiçbir iz kalmamıştır. Mescit, Beyoğlu ilçesi Asmalımescit Sokağı ile Minare Sokağın kesiştiği noktada bulunmaktaydı.

 

Mescidin banisi

Anayol üzerinde bulunmasından dolayı Asma Mescidi adı verilen Mescid’in  bânisi, Sultan II. Bayezid döneminde (1481-1512) Tersâne’de Kalafatçıbaşı (Gemi ziftlemecisi) Yunus Ağa’dır. Mescit, 1845 tarihli Mühendishane haritasında yer almaktadır. (Pafta: B.03)

Asmalımescit Sokağı’nın adı, 1934 tarihli şehir rehberinde de yer almıştır. Bugünkü Oteller Sokağı, önceki kayıtlarda Mezarlık Sokak olarak geçmektedir. Sofyalı Sokağı köşesiyle Kamhi apartmanı civarında olan mescit, 1898’den çok önceleri ortadan kalkmıştır.

Bu durumda Mescid’in karşısında mezarlık bulunduğu, muhtemelen mezarlığın tamamen yok edilmiş olan eski Tepebaşı mezarlığının devamı olduğu anlaşılmaktadır. Bugünkü Minare Sokağı da muhtemelen Mescid’in minaresinin bulunduğu yönü göstermektedir.

 

Önceki yüzyıllarda sokağın durumu

1700'lerde Beyoğlu, bugünkü Galatasaray’a kadar yan sokaklara yayılmıştı. Mezarlıklar yolun batısında yani Kasımpaşa tarafında elçilikler ise yolun doğusunda yer alıyordu.

18’inci yüzyılda daha kozmopolit bir havaya bürünen Cadde-i Kebir (İstiklâl Caddesi)’de Avrupa etkisi görülmeye başlamıştır. Yapıların tamamı taş veya tuğla ya da alt katları taş ve üstleri ahşap olarak inşa edilmiştir.

 

19’uncu yüzyıl

Yazının başında aydınlatma ve yoldan söz edilmişti. Osmanlı Arşiv kayıtlarında 12 Eylül 1849 tarihli bir buyrukta Beyoğlu Caddesi’yle Asmalımescit ve Tepebaşı taraflarında yakılan fenerlerin masraflarının karşılanması için ilgililere emirler verildiği ve vergi konulduğu zikredilmiştir. Aksamalar devam edince vergisini vermeyenlerden polis marifetiyle aydınlatma vergisi toplanmasına dair kaptan paşaya kesin buyruk verilmiştir.[i]

5 Aralık 1874’te önce hayvan taşımalı olarak faaliyete başlayan tünel, 17 Ocak 1875’ten itibaren standart seferlere geçmiştir. Tünelin 1911 yılında elektrikli sisteme geçmesiyle birlikte Beyoğlu’na ve Asmalımescit’e daha çok insan gelmiş ve yerleşme alanı genişlemiştir.

1881 yılında ünlü fotoğrafçı ve Darphane-i Amire hakkâklarından (Mühür kazıyıcısı) James Robertson Asmalımescit Sokağı’nın 9 numaralı apartmanında oturmuş. Aynı yıllarda 13 numaralı bina Romanya Konsolosluğu olarak kullanılıyormuş.

6 Şubat 1901 günü Beyoğlu Mutasarrıfı Tahrirat Muavini ve Tiyatrolar Sansür memuru Mehmet Ali’nin Asmalımescit’te bir İtalyan’dan elde ettiği muzır piyesi Mabeyne takdimi Sokağın toprak olan yollarına daha sonra Arnavut kaldırımı döşenmiş. Asmalımescit Sokağı’nda ilk defa 19 Şubat 1907 günü kaldırımların parke taşına tahvili için gerekli paranın tahsisatı yapılmış.[ii]

 

 

20’nci yüzyıl

1900’lerden itibaren, İstanbul’daki sanat çevresinin bohem yaşantılarını son derece canlı şekilde anlatan kitap Fikret Adil’in hatıralarını yazdığı İntermezzo Asmalımescit 74 (Bohem Hayatı) kitabıdır. Adil, romanında Asmalımescit Sokağı’ndaki bohem yaşamı ele almış, her milletten çeşit çeşit insanın gece yaşadığı “Dolce Vita”sını işlemiştir…

Şark havasını merak edip İstanbul’a gelenler Avrupalılar, İstanbul’a gelmişken Pera’yı görmek isteyen denizciler, bar aktristleri ve elçilik mensupları bu bölgenin ağırlıklı müdavimleridir. Dünyanın dört bir yanından gelmiş ecnebilerden yirmi yıl kadar Asmalımescit’te yerleşmiş bir grup daha vardır. Bunlar artist acenteliği, tefecilik, pansiyonculuk ve tellallıkla geçinirler, her lisanı konuşurlar. Marsilyalı muhabbet tellâlı, Napolili serseri ve Şikagolu bir "gangster" kendini Asmalımescit’te yabancı saymaz. 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1949’da yazdıklarına bakarsak; “Bugün mahalle kalmadı. Birbirlerinin hatırını sormak, bir kahvelerini içmek, geçmiş zamanı beraberce anmak için zaman zaman gömüldükleri köşeden çıkarak bin türlü zahmete katlanarak semt semt dolaşan ihtiyar mahalleliler… Bugünün mahallesi artık eskiden olduğu gibi her uzvu birbirine bağlı yaşayan topluluk değildir.” şeklindeki tespitlerini görürüz. (Beş şehir-1949)

 

Özellikle son yıllarda sosyal yaşamın, entelektüel çevrelerin yeniden Beyoğlu’na kaymasıyla bölge yavaş yavaş eski kimliğine kavuşmaya başlamış. Asmalımescit’teki mekânlar, bugün egzotik olmaktan uzaklaşmış olsa da daha renkli sayılabilir. Sanat camiasının ve özellikle gençlerin vazgeçilmezi olmayı sürdürmektedir.

Yazının başında söylenen zaman yolculuğunu imkân olsa da hepimiz her dönemi yaşayacak şekilde gerçekleştirebilsek! Fötr, İtalyan borsalino, Castro şapkalı, yandan fularlı, etekleri uçuşan, bakımlı ve şık insanlarını bir arada görebilsek… Fransızca yazılı tabela ve dükkân isimleri altında yürüsek, bir sokak kahvesinde duraklasak…

Burada Ara Güler, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Özdemir Âsaf gibi isimlerle buluşsak…

Ah Asmalımescit Sokağı!

 

[i] H 24.10.1265,   Kutu: A. MKT. MVL, Gömlek: 19,   Sıra: 9

 

[ii] H 06.01.1325,

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam