SON DAKİKA
reklam
reklam

Gerilen Türk-Alman ilişkileri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Temmuz 2017, Çarşamba - 09:00   Okunma Sayısı:

Türk-Alman ilişkileri, insan hakları aktivisti Peter Steudtner'in tutuklanmasının ardından gerginleşti. Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, tailini yarıda keserek Berlin’e dönmüş, Başbakan Merkel ve SPD lideri Gabriel ile görüştükten sonra yaptığı basın toplantısında “Almanya’nın son dönemde Türkiye'ye çok fazla müsamaha gösterdiğini, Türkiye’ye yönelik politikaların sonuçsuz kalmayacağını ve Türkiye hakkında daha bir dizi tedbir alacağını” belirtmiştir.
Tırmandırma
Kökü, İncirlik üssünü ziyaret etmek isteyen Alman milletvekillerine müsaade edilmemesine dayanan Türkiye-Almanya arasındaki kriz, giderek tırmandırılmaktadır. Bu tırmandırmada yasaklar, muafiyetler ve ticari kısıtlamalardan çok siyasi söylemler etkili olmaktadır. 
Hele bir de Bakan seviyesinde olursa krizin etkisi yangına dönüşmektedir. Nasıl mı? İsterseniz yine alman Bakan’ın demecine dönelim
Alman Bakanın demecinden…
“Alman aktivistin yakalanması çok önceden planlanmış. Biz mümkün olduğu kadar Türkiye ile gerilimden kaçındık ve diyalog yanlısı olduk. Her zaman için kolay olmasa da sabrımızı koruduk…” Buraya kadar söylenenleri belki sineye çekebiliriz; ama demecin devamındakiler gerçekten vahimdir.
“Türkiye, ülkesindeki hukuksal düzeni tersine çevirmek istiyor. Alman aktivistlerin Türkiye’de tutuklanmasıyla muhalifler susturulmak isteniyor. Türkiye politikasında artık yeni bir yönelime ihtiyaç var. Ankara’da da kim bunlardan sorumluysa, bu politikaların sonuçsuz kalmayacağı bilinmelidir. Bu tehdit devam ettiği sürece Türkiye’deki Alman yatırımların devam edeceğini garanti edemeyiz…”
İşte burada biraz durmak gerekiyor. Galiba bu söylemler, biraz olsun Türkiye’nin iç işleriyle ilgili gibi gözüküyor. 
Yatırımlar konusu
Siyasî söylemler yerini yavaş yavaş ekonomik kısıtlama ve yaptırımlara terk etmektedir. Bu konuda Alman Dışişleri Bakanı Gabriel, Türk yetkililerin Alman firmalarını terörle bağlantılı göstermeye çalıştığını,  Alman şirketlerinin yapacakları yatırımlara güvence vermeyeceklerini, yatırım kredilerini desteklemeyeceklerini söylemiştir. 
Almanya, prestij meselesi yapacağı diğer bir husus ise AB’nin üyelik için Türkiye’ye yaptığı yardımları askıya alabileceğidir. Önümüzdeki günlerde veya haftalarda AB’nin diğer üyeleriyle birlikte bu çalışmaları başlatması muhtemeldir.
Bir diğer kısıtlama ise, uçak krizi sonrasında Rusya’nın yaptığı gibi Türkiye’ye gidecek olan Alman vatandaşlarına sık sık uyarılar yapmak, hatta gitmemeleri için bazı sıkıntılar yaşatmak şeklinde olabilir. Kaldı ki, Almanya, perşembe günü vatandaşlarına seyahat uyarısı bile yapmıştı.
Abartılı haberler
Belki de kısa zamanda çözülebilecek basit bir kriz, Alman basınında geniş bir yer bulmaktadır. İpe sapa gelmez haberlerle iş içinden çıkılmaz bir hale sürüklenmektedir. Bunlardan birisi de Alman Bild gazetesinin “Deniz Yücel’e karşılık Almanya’dan sığınma talep eden iki generalin takas edilmek istendiği” haberidir. 
Diğer haber ise, yine Bild gazetesinin hükümet kaynaklarına dayandırarak verdiği “Alman hükümetinin NATO müttefiki Türkiye ile savunma projeleri askıya alacağı…” yönündeydi. Haberde hükümetin bu konuda açıklama yapmayı reddettiğine de dikkat çekilmişti.
Başka yönden Alman hükümetine destekler
Almanya Federal Anayasayı Koruma Teşkilâtı Başkanı Hans-Georg Maaßen, Türk hükümetinin Almanya’daki karşıtlarını da takibe aldığını ve MİT'in Almanya’daki faaliyetlerini artırmasını endişeyle izlediklerini söylemiştir.
Maaßen Neue Osnabrücker Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, "Türk hükümetinin Almanya’da yaşayan Türkler üzerinde nüfuz tesis etmeye çalıştığına dair ellerinde bilgi bulunduğunu" ifade etmiştir. 
Maassen, Ankara’nın sadece Fethullah Gülen yandaşlarını değil, aynı zamanda Erdoğan karşıtı Türkleri de yıldırma girişiminde bulunduğunu öne sürerek bu durumun Alman yasalarına aykırı olduğunu belirtmiştir.
Sonuç;  
Böyle karşılıklı atışma, salvo ve basın üzerinden yapılan didişmelerin iki ülkeyi de yıpratacağı kesindir. Bence her iki ülkenin liderlerinin bir yerde durmaları gerekir. I. Dünya Savaşı’nda ordularımızın yönetimini bıraktığımız Alman generallerine II. Dünya Savaşı yıllarında nefretle baktığımızı hatırlayalım.
Türkiye’nin NATO’ya girişinden 1960’lı yıllarda iş imkânları nedeniyle Almanya’ya giden işçilerimiz, Ege’deki göçmenlerin kontrolünden Suriye Krizi’nin başladığı günlerde Patriot bataryalarının gönderilmesine kadar Almanlarla müşterek çalışmalarımız olmuştur. 
Demek ki, devletler arasında bu türden problemler olabiliyor. Önemli olan krizi çabuk savuşturabilmektir. Bir kez daha düşünülmesi ve bir yerde durulması en uygun hareket tarzı olsa gerek! 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam