Anadolu toprakları Prehistoriadan günümüze kadar sanat tarihinin ve mimarinin örneklerinin sergilendiği bir açık hava müzesi gibidir. Birçok medeniyetin bu topraklarda tecelli etmiş olması Anadolu’ya diğer coğrafya kesimlerinden bir farklılık ve ayrıcalık kazandırmaktadır.
Marmaray çalışmaları sırasında ortaya çıkan buluntular, Göbekli Tepe kazıları, Pendik sahilindeki araştırmalar tarihin bilinenlerini değiştirebilecek niteliktedir. İstanbul, evrensel kültürün merkezinde bulunmasına rağmen koca şehrin tarihi bazen bilinçsizlikten, bazen ilgisizlikten bazen de yetersizlikten erozyona uğramaktadır.
Savaş zamanlarında bile
Özellikle 19’uncu yüzyıldan itibaren kültür varlıklarımız çeşitli şekillerde yurt dışına taşınmıştır (çalınmıştır, kaçırılmıştır diyemeyeceğim). Koca koca mezarlıklar ortadan ikiye bölünerek yol açılmış, eski mezar taşları bir köşeye itilerek yerlerini yeni mezarlara ve mezar taşlarına bırakmıştır. Aynı şekilde kışlalar, askeri okullar, eski hastaneler mahzun bir şekilde köşelerine çekilmeye mahkûm edilmişlerdir.
Özellikle Sultanahmet bölgesi iki büyük medeniyetin izlerini taşımakta olmasına rağmen sadece dikili taşlarıyla, saray kalıntılarıyla sarnıçlarıyla, cami ve hamamlarıyla ortaya konulabilmektedir. Oysa kamuya ait daha nice tesisin varlığından haberdar olduğumuzu söylemek zordur.
Anıt ağaçlar
Binalar böyle de anıt ağaçlar farklı mı sanki? Maslak Kasrı’nın havuz kenarında bir anıt ağaç vardı. Bunu geçtiğimiz birkaç yıl önce kestiler. Yetkililerle konuştuğumda çürümeden söz etmişlerdi.
Bir bina için Kültür Varlıkları ilgili kurullarına verilen sırasıyla rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri yapının doğru şekli bulunana kadar heyet toplantılarına sunuluyor, yerinde keşifler yapılıyor, usul dışına çıkılmışsa suç duyurusunda bulunuluyor.
Dolayısıyla bir taş yapıya bu kadar özen gösterilirken anıt ağaç nasıl hemen kesilebiliyor, yerine aynı özellikleri taşıyan fidan dikilmiyor. (Bu ağaç elin beş parmağı gibi yukarıya uzanıyordu)
Şerefiye Sarnıcı
Gazetemizde Başak Hanımın haberi olarak yayımlanan Şerefiye Sarnıcı hakkında bilgiler belki tekrar olacak ama kısaca şöyle:
Sarnıç, Çemberlitaş ve Sultanahmet tren istasyonları arasına kalan Piyer Loti Caddesi üzerindedir. 1910’lu yıllarda sarnıcın üzerine Arif Paşa Konağı yapılmış, 1950’li yıllarda ise Eminönü Belediye binası inşa edilmiştir. 2010 yılında İBB binasının yıkımı gerçekleştirilmiş, tarihi yapıya zarar vermeden binanın altında kalan, yakın zamana kadar pek bilinmeyen sarnıç ortaya çıkarılmıştır.
Sütun sayısı ve yüzölçümü Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçlarından daha az olup sarnıcın boyu 45 m, eni 25 m, çatı yüksekliği 9 m. dir. Sarnıç, Konstantinus ve Theodisius olarak anılsa da genellikle Şerefiye ismi kullanılmaktadır.
Değerlendirme
1600 yıllık yapı, Anadolu’nun bütün renklerini ve ahengini taşıyacak bir arp konseriyle ziyaretçilere açılabilirdi. Her ziyaret günü fonda kısık sesle arp müziği sunulabilir. Bizim çeşme başında söylenen türkülerimiz gibi sarnıçta sıra bekleme süresince benzer şeyler söylenebilir.
Yapının kitabesi yoktur. Bir genellemeyle mermer üzerine Grek alfabesiyle not düşülebilir, kronolojik bir tarihlemeyle günümüze gelinebilir.
Yapının işlevi görsel açıklama ve objelerle yansıtılabilir. Doğu Romalı bir kadın kendine özgü kıyafet ve saç stiliyle maket olarak hazırlanır. Girişe sarnıç bekçisi veya görevlisi konabilir. Sarnıçta çamurlaşma artarsa suyun süzülmesi, sarnıcın onarımı gösterilebilir.
Sarnıçtan alınan suyun hayvanlarla saraya taşınması ve taşıma gereçleri gösterilebilir. Yağmur sularının biriktirilmesini sağlayan oluk, aparat ve gölcükler gösterilebilir. Sarnıçtan su ikmali nasıl yapılır, sarnıcın nasıl dolduğu (yağmurla) veya doldurulduğu (gölcüklerle) gösterilebilir.
Harbiye Askeri Müzesinde 5000 yıllık bakır kazan vardır. 1600 yıl öncesi medeniyetlere ait bir kazan bulunabilir, kazan ile suyun alınması gösterilebilir, dışarıda musluklu bir oluktan veya ip sarkıtarak doldurma gösterilebilir.
Son olarak
İstanbul’daki sarnıç sayısının 65 civarında olduğu söylenmektedir. Osmanlı Arşiv kayıtlarında
Mecidiye, Gümüşsuyu, Beyoğlu ve Galatasaray Kışlalarına birer sarnıç inşası[i] emredildiğine göre bu kışla ve okul durumundaki yapıların altında veya civarında sarnıç olması muhtemeldir, araştırılması gerekir.
Bu yazı İstanbul’daki bir sarnıçla ilgili yazılmış olmasına rağmen ülkemizin bütünüyle bir müze olduğunu unutmayalım. Yıkılmış bir kalenin taşlarını inşaat yaptırmak için götüren (çalan) kişiye engel olalım. Yıkılmakta olan bir konağın ahşabını veya tahtalarını bilinçsizce yakmaya götürmeyelim. Elimizden geldiği kadar eski eserleri koruyalım ve başkalarından da bir takdir beklemeyelim.
Bir yanlış yargıyı kırarak eskiye rağbet edelim ve bitpazarına nur yağdıralım.
Bizim konumuz olan Yerebatan ve Şerefiye sarnıcı haricindeki belli başlı kapalı sarnıçlar şunlardır. Sultanahmet Binbirdirek, Zeyrek Sarnıcı, Fatih Sultan Sarnıcı, Kadir Has Üniversitesindeki sarnıç, Soğuk çeşme Sokaktaki Sarnıçlar, Topkapı Sarayındaki Kapalı Sarnıçlar, Yedikule Studios Sarnıcı, Sultanahmet Manganlardaki Sarnıçlar, Mercan Yokuşu Eski Bible House günümüzdeki Red House kitabevi altındaki Sarnıç, Fatih Müftü Ali mahallesi müftü hamamı sokaktaki sarnıç, Fatih Arat Pazarındaki Sarnıç, Fatih-Otlukçu yokuşundaki sarnıç, Pammakristos olan Fatih deki Fethiye Camisi altındaki su dolu sarnıç, Hipodromdaki Sphendone sarnıcı, Ayasofya nın altındaki sarnıç, Eski adı Pantepoptes olan Eski İmaret camisindeki su dolu sarnıç, Karagümrük Kasımağa’daki Sarnıç, Haydar Semtindeki Sarnıç, Eminönü Acı Musluk Sokağında (şimdiki Cemal Nadir sokağı) bulunan Botaniates Sarayı denen yerdeki su dolu sarnıç, Beyazıt Antik Otelin altındaki Sarnıç, Beyazıt Yeniçeriler Caddesi Kafar Handaki sarnıçlardır. Sadece sur içerisinde değil İstanbul un başka semtlerinde de kapalı sarnıçlar bulunur, Küçükyalı’daki Bryas Sarayı sarnıcı bunlara örnektir.