Bayramda evdeyiz. Bayrama iki gün kala başlayan davulcuların ziyareti halen devam ediyor. Bugün ve şu saat itibariyle altıncı davulcu geldi. Bugün gelenlerin hiçbiri aşinası olduğumuz çehreler değil. Apartmana nasıl girerler bilmiyorum. Davul çalarak para topluyorlar.
Tam bir davulcu terörü… Kapıya gelmiş, kapıdan çevirmek gibi geleneğimizz yok, ama istismara açık bir konu… Son gelene, “Aşağıdaki mahalleye gelenlere de haber ver, onlar da gelsinler” dedim…
*** *** ***
Türkiye… Tosuncuklar, mafya, kadına karşı şiddetin zirve yaptığı ülke… Yasaya aykırı şekilde dezenfektan alınsa da baştan aşağı ülke yıkansa da temizlenecek gibi değil. Siyaset çamurlaşmış mı demek uygun olur, cıvıklaşmış mı bilemeyeceğim. Her gün bir yolsuzluk, her gün bir usulsüzlükle karşılaşıyoruz.
Ramazan ayını tamamladık. Bu kutsal ayın içinde bile kavga döğüş, öldürme yaralama, dedikodu ve tuzaklamalar devam etti. Cuma günü camiden çıkanlar muhaliflerine ağır sözlerle saldırdılar, çekiştirdiler. Hak gaspı, yalan söyleme, gönül kırma, yol önceliğini kırpma gibi “erdemli olmak”la aynı kefeye koyamayacağımız uygunsuzlukları def edemedik. Sigara içmeye devam ettik, alkol satışı yasaklandı.
*** *** ***
Harp zamanında müskirat ve tahıl satışı
1.Şeyhülislam tarafından verilen fetva mucibince gereği meyhanelerin kapatılması ve ehl-i islamdan olanlara şarap ve rakı verilmemesi gerekir. Ferman iktizasından gereği Galata meyhanecilerinden Araboğlu Yanaki mugayir-i nizam (nizama uymaksızın) aracif neşrine (uydurma ve yalanlar yayarak) ictisar (cüret ve cesaret) etmekle beraber gizlice müskirat dahi satmakta oldukları anlaşılmıştır.
Bu kişilerin evlad ü iyali ile (çoluk çocuğuyla) Sisam Adası’na nefyedilmesi (sürülmesi) hakkında çavuşbaşıya hüküm gönderilmiştir. g.tt
.[i]
2.Düşmanlara ve bila-ferman (fermansız/müsaadesiz) müstemin (ecnebi) sefainine (gemilerine) zahire (tahıl) satılması memnu' (yasak) olduğu halde erbab-ı ihtikârın (vurguncu kişilerin) bu yolda harekâtta bulundukları anlaşılmıştır.
Bahr-ı Sefid (Çanakkale Boğazı) ve Marmara sevahilinde (sahillerinde) dolaşarak bilâ-ferman (ferman verilmediği halde) zahire (tahıl) nakleden gemileri tutup İstanbul’a getirmek üzere dört adet kırlangıç sefinesi (tekne) tayin edilmiştir.
Bu sebeple ele geçirilecek gemilerin ve hamulesinin (yükünün) satılarak esmanının (bedelinin) tutanlara bahşiş olarak verileceği hakkındaki tebligata cevaben Ferecik Mahkemesi de bir ilam
göndermiştir.[ii]
3.Galata kazası muzafatından (bağlılarından) Kuruçeşme karyesi (köyü) reayalarının yalnız kendi bağları mahsullerinden yaptıkları şarap ve arakın icap eden rüsum-ı zecriyesi (alkollü içkilerden alınan vergi) iki yüz kuruş olarak belirlenmiştir.
Hariçten mübayaa edilen üzümlerden müskirat imal edilecek olur ise ayrıca rüsumu alınmak şartıyla maktu kaydedildiği.
- Kabataş’ta çıkan yangında itfaiye memurlarının iyi çalışmalarına karşılık tulumbacılar ve sakaların bahşiş alamadıkları için yangını söndürmeye iştirak etmedikleri tespit edilmiştir.[iv]
4.Telgraf dağıtıcılarının gayr-i resmi telgrafları yerlerine verdikleri sırada bahşiş istedikleri ve bazı yolsuzluklara saptıkları tespit edilmiş ve tahkikat başlatılmıştır.[v]
İstanbul’un meyve bahçeleri
İstanbul’un dünkü halini ortaya koyan belgeleri bulunca dünkü haliyle karşılaştırma yapmak biraz üzücü oluyor. Özellikle 1880’li yıllardan itibaren bakımlı ve kontrol altında tutulan meyve bahçelerinin yokluğu yürekler acısı…
- Maslak’ta Çilekçi Laz Bayram’a ait çilek tarlasına İngilizlerin tecavüzatı olmuştur. (Osm.)[vi]
Maslak Kasr-ı Hümayunu civarındaki çilek tarlalarının çapa ve filiz işlerinde çalıştırılanlara, tarlayı belleyenlere ve ağaç budaması yapanlara ödemeleri düzenli olarak yapılmıştır.
- Saray-ı padişahiye iktiza eden üzüm için Üsküdar’da kiralanan bağın bekçisine bir adet çadır tahsis edilmesi hükmü verilmiştir. a.g.y.tt.[vii]
Çocukluğu Fulya’da geçen rahmetli babam da bu semtte dut, nar, erik, böğürtlen gibi meyvelerin yetiştiğini, bu meyvelerin şuruplarıyla büyüdüğünü anlatırdı. Oysa şimdi ne anlatanlar kaldı hayatta, ne de bahçeler…
Erciş’te bulunduğum 1976-1978 yılları arasında Kürt vatandaşlarımla aynı mahallede oturuyorduk. Muradiye depremi olmuştu. Yer gök birbirine karışmıştı. Çadırda kalmayıp balkonu çökmüş evde kalmayı tercih etmiştik. Evin tavanı yarılmış, yattığımız zaman gökyüzünü seyrediyorduk. Her gece bir köşede ve giyimli olarak yatıyorduk. Şimdi de beton yığınları arasında İstanbul’da oturuyor, depremde kaç evin yıkılacağı hesaplarını yapıyoruz. Nerede toplanma yerleri, nerede bahçeler…
[i]Tarih: H 29.09.1205, Fon kodu: C. ZB. Kutu: 13, Gömlek: 642
[ii] H 23.03.1220, C. İKTS. 2, 68
[iii] H 08.08.1217, C.ML, 46, 2146
[iv] H 02.05.1308, Y. PRK. ZB. 7, 2
[v] H 26.03.1375, TFR. I. M., 15, 1500
[vi] M 26.05.1923, HR. İM. 74, 38
[vii] H 29.12.1255, C. SM, 145, 7266