SON DAKİKA
reklam
reklam

TD4HA3

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Haziran 2021, Salı - 09:04   Okunma Sayısı:

Krizdeki AB ülkelerinin kurtarılması için Almanya’nın milyarlarca euroluk taahhütte bulunması ve kamuoyunda artan nükleer enerji karşıtlığı ve dış politika konularında yükselen eleştiriler de olması Almanya’nın zor günler geçirmesine neden olmuştu.

Özellikle Hristiyan Demokratların bir grubunun, Almanya’nın Euro’yu kurtarmak için oluşturduğu fona 211 milyar euroluk katkı sağlayacak olmasına karşı çıkması ayrıca değerlendirilmesi gereken önemli bir konuydu. Koalisyon ortağı liberal Hür Demokrat Parti (FDP) de son dönemde yaşadığı büyük oy kaybı nedeniyle diken üstündeydi.

 

Camileri korumak görevi

Paris’te meydana gelen terör saldırılarında hayatlarını kaybedenler için anma törenlerine katılan binlerce kişi, “Birlikte duralım, yüzümüzü gösterelim” sloganları atmış, Alman Cumhurbaşkanı Gauck yaptığı konuşmada, Almanya’da yaşayan ve dini fanatizme karşı duran Müslümanlara memnuniyetini belirterek teşekkür etmişti.

Camilerin korunmasının kendilerinin de görevi olduğunu söyleyen Gauck, göçün Almanya’da çeşitlilik yarattığını belirterek “Bizi bölmelerine izin vermeyiz. Biz Almanya’yız. Bu çeşitlilik ülkemizi daha güçlü, daha enteresan ve sempatik kılmaktadır” demişti.

 

Batı için neler doğrudur?

Batı’nın otuz yıldan beri başımıza yıktığı ve desteklediği PKK belâsının mensupları, düne kadar ‘terörist’ diye nitelendiriliyordu. Örgüt de “terör örgütü” olarak kabul ediliyordu. Türkiye, Güneydoğu Anadolu bölgesinde teröre karşı mücadele verirken Almanya, NATO askeri malzemesi olarak gördüğü ve kendi ürettiği tankların PKK’ya karşı kullanılmasına müsaade etmemişti. Türkiye kendi imkânlarını kullanarak Rusya’dan BTR cinsi tekerlekli zırhlı araçlar almak ihtiyacını duymuş ve mücadelesini sürdürmüştü.

Sonra çözüm süreci evresine girildi. PKK’lı teröristlere ‘aktivist’ denmeye başlandı. Bu olayın içyüzünü belki elli yıl sonra arşivlerden öğrenebileceğiz. Daha doğrusu başımıza örülenlerin nasıl örülmek istendiğini çocuklarımız öğrenecektir. Bu olayı tezgâhlayan devletlerin arşivlerini açacaklarını da pek sanmıyorum ya! Batı için çıkarlarını gözetmek ve korumaktır önemli ve doğru olan...

 

PKK’nın Almanya’dan dilediği özür

Sonra bir gün oldu. PKK’nın Kandil erbabı, Almanya’dan özür dilemişti. Almanya’nın da bu özrü kabul etmemesinin elbette sebepleri vardı:

*Almanya’da suç işlemiş bir terör örgütün karşı yasaların önceliğini ve ağırlığını korumak düşüncesiyle hareket etmiş olabilirdi,

*Türkiye’yi küstürmek istememiş olabilirdi,

*PKK’nın daha da sıkışabileceğini, DHKPC ve IŞİD ile işbirliği yapabileceğini düşünmüş olabilirdi,

*En kuvvetli ihtimal ise Almanya’nın, PKK’nın özrünü kabul etmekle örgütün terör örgütleri listesinden çıkarılmasına zemin hazırlamış olacağı ihtimalinin belirmiş olmasıdır. Büyük müttefik ABD, PKK terör örgütüyle el altından iş tutmakta ve örgütün adını listeden silmemektedir.

 

Bir de mülteci sorunu

Avrupa ülkeleri mültecilerin kendi sınırlarını zorlamasından rahatsız olmuştu. Almanya ise daha da fazla rahatsız olmuştu; çünkü Afrika kuzeyindeki rüzgâr santrallerinin ürettiği elektriğin İspanya üzerinden kıtanın kullanımına sunulması projesi vardı.

Mülteci sorununun beklenmedik şekilde Almanya kapılarına dayanması beklenmeyen bir gelişmeydi. Almanya burada fenersiz yakalanmıştı. Bu olumsuz tecellinin def edilmesi gerekiyordu. Türkiye ile anlaşmak ve sorunu barışçı havayla çözmek amacıyla Türkiye’ye maddi destek sağlanması, Türkiye’nin mültecileri kendi topraklarında tutması ve vize kolaylığı sağlanması isteğini açtı. Milyar eurolardan söz ediliyordu.

 

Almanya’nın hedefleri

Daha önemli konularda bile tam bir uyumun sağlanmadığı AB içinde Almanya’nın bu kadar projeyi üstlenmesi Almanya’nın Orta Doğu’ya ait 19’uncu yüzyıl hedeflerinin devamı olarak görülebilir.

Bu görüş kabul edilse de, 19’uncu yüzyılın son çeyreğinden itibaren Romanya, Kafkaslar ve Mezopotamya petrol bölgelerine duyduğu ilgiyi eylemli olarak göstermiş olan Almanya’nın böyle bir çıkarsamaya yanaşmayacağı, Ortadoğu’daki alâka ve menfaatlerini sonuna kadar gözeteceği ve meydanı İngiltere, Fransa ve aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkelerine bırakmak istemeyeceği söylenebilir.

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam