SON DAKİKA
reklam
reklam

Afganistan için kader mi?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 23 Haziran 2021, Çarşamba - 13:24   Okunma Sayısı:

İpek Yolu

Afganistan, dertler ve dertliler ülkesi… Geçmişte zengin ticaret yolu olan İpek Yolu da Afganistan topraklarından geçmekteydi. Tarihte önemli bir yeri olan eski kervan yolları ağı, Akdeniz bölgesini Orta Asya üzerinden Doğu Asya’ya bağlamaktaydı. Antik İpek Yolu üzerinden batıdan doğuya ağırlıklı olarak ipek naklediliyor, doğudan batıya doğru da yün, altın ve gümüş ticareti yapılıyordu.

Bu ağlar, sadece tüccarların, bilim adamlarının ve orduların kullanıldığı yerler olmanın ötesinde fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yayılmasına yol açmıştı. Çin’deki Xi’ndan başlayan Çin Seddi'ni kuzeybatıya doğru takip ettikten sonra Taklamakan Çölü’nü geçen, Pamir Dağlarını ve Afganistan’ı aşıp Akdeniz’e ulaşan bu hattın uzunluğu 6.400 km.dir.

Bu zengin ticaret ağı en büyük önemine MÖ 115 yılları civarında ulaşmıştır. Asya’da Roma topraklarının kademeli olarak kaybedilmesi ve Arabistan’ın Levant’ta yükselişi İpek Yolu’nu güvensiz hale getirmişti.

 

16’ncı yüzyıla kadar

Gurlular 1187 yılında Gazne Devleti’ni ele geçirmiş olsa da Gurluların Afganistan Platosu’ndaki hâkimiyeti uzun süreli olmamıştır. 1204 yılında Gazne bir Türk komutanının denetimine geçmiş, 1215 yılında Harzemşahlar tarafından ele geçirilmiş ve Gurlular dönemi Afganistan’da tamamen kapanmıştır. Sırada Moğol akınları vardır. Afganistan nüfusunu önemli ölçüde azaltmıştır

Cengiz Han idaresindeki Moğollar Gazne, Kâbil ve 1222 yılında Herat’ı ele geçirmişlerdir. Daha sonra Afganistan, İlhanlıların yönetimine girmiş, Moğol egemenliği 14’üncü yüzyıl sonlarında Timur ordularınca sona erdirilmiştir. Timur’un kurduğu devlet, uzun süre yaşamıştır.

Tarih sahnesine çıkma sırası Babürlere gelmiştir. Yönetimdeki ağırlığını Hindistan yönüne kaydıran Babürlüler, kuzeyden Özbeklerin ve kuzeybatıdan da Safevilerin Afganistan’a inmesine girmelerine sebep olmuştur. Böylece 17. yüzyılın ortalarına doğru Abdali ve Galzay adını almış olan Halaçlar, dağlık bölgelerden Kandehar ve Zemindaver güneyine kadar inmişlerdir.

 

Günümüzden dört asır öncesi

Menfaat elde etmek amacıyla İngiltere, 17’nci yüzyılda Orta Doğu’ya yerleşmeye başlamıştır. Rusların İpek Yolu üzerindeki ülkelere ilgi duyması üzerine İngiltere de projektörlerini Rusya, İran ve Afganistan üzerine çevirmiştir. Hindistan’ı hâkimiyeti altına alan İngiltere’nin Afganistan ile ilk ilişkisi, Kuzey Hindistan’da Peşaver probleminin çözümüyle başlamıştır. Bu çözümde hakem rolünü üstlenen İngiltere, 1839-1842 yılları arasında Birinci İngiliz-Afgan Savaşı’yla kendisini göstermiştir.

Bölgedeki varlığını giderek hissettiren ve buradaki ülkeler üzerinde egemenlik hakları elde eden İngiltere, 19’uncu yüzyıldan itibaren Rusların yayılmacı ihtiraslarıyla karşı karşıya gelmiştir. Rusların 1881’de Türkmenistan’ı işgal ederek Afganistan ile komşu olmaları Afganistan ile sınırdaş olan İran’ı rahatsız etmiştir. Yazının özeti de buradan itibaren ortaya çıkmaktadır. Bu konuya Osmanlı belgelerinde çok yer verilmiştir.

 

Rusların yayılmacı politikası

1979 yılında Afganistan’a giren Sovyet güçleri başarılı olamadıklarını anlayınca 1988’de Afganistan’dan çekilmiştir. ABD bu çekilme üzerine “yeşil kuşak projesi”ne dört elle sarılmıştır. Amerikan istihbarat örgütü, Pakistan’dan da aldığı destekle  bölgedeki mücahit güçleri örgütlemiş, Afganistan’da ekilen haşhaşın eroin olarak dünya piyasasına sürülmesine göz yummak suretiyle bu gelirin işgale karşı kullanılması amaçlanmıştır. Afgan gruplar silahlarla donatılarak Pakistan’daki askeri kamplarda eğitime alınmışlardır.

 

Türkiye neden Afganistan’a ilgi duymalıdır?

Yaklaşık iki buçuk asırdan beri Afganistan üzerinde kimlerin ilgisinin olduğu ortada. İngiltere Orta Doğu’dan itibaren Asya içlerine doğru egemenlik haklarını ABD’ye devretmiştir. Rusya’dan sonra NATO kisvesi altında ABD, bu ilgi ve istekleri sürdürmeye çalışmaktadır.

Türkiye, 19’uncu yüzyıldan itibaren bu bölgedeki gelişmeleri izlemektedir. Afganistan’dan ABD çekilse bile Türkiye, Afganistan’daki hak ve menfaatlerini sürdürecektir.  

Türkiye’nin Afganistan politikasında dört unsur ön plandadır. Bunlar,

 

*Afganistan’ın birlik ve bütünlüğünün korunması,

*Güvenlik ve istikrarının sağlanması,

*Halk desteğini ve katılımı ön planda tutan geniş tabanlı siyasi yapının güçlendirilmesi,

*Afganistan’ın terörden ve aşırı akımlardan arındırılarak, halkın huzur ve refaha kavuşturulması şeklinde sayılabilir.

 

Türkiye’nin katkıları (DİB.lığı verilerinden alınmıştır.)

Ülkemizin 2004 yılından itibaren Afganistan’da yürüttüğü yaklaşık 1,1 milyar Dolar değerindeki kalkınma programı, Türkiye’nin bugüne kadar bir ülkeye yönelik gerçekleştirdiği en büyük dış yardım programları arasındadır.

Brüksel’de 4-5 Ekim 2016 tarihlerinde düzenlenen Afganistan Konferansı'nda Sayın Bakanımız 2018-2020 dönemi için kalkınma yardımlarımıza yönelik taahhüdümüzü 150 milyon Dolar olarak açıklamıştır. Varşova’da 8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde düzenlenen NATO Zirvesi’nde ise tarafımızdan Afganistan güvenlik güçlerinin idamesine katkı olarak 2018-2020 dönemi için 60 milyon Dolar taahhütte bulunulmuştur.

Müsteşarı Büyükelçi Ümit Yalçın ve Afganistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Hikmet Halil Karzai başkanlığındaki heyetler arasında 3 Nisan 2017 tarihinde Ankara’da yapılmıştır. Belirlenen hedefler doğrultusunda Türkiye, gerek ikili düzeyde, gerekse BM ve NATO’nun gayretlerini desteklemek şeklinde Afganistan’a kapsamlı katkılarda bulunmasını sürdürecektir.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam