Kıymetli okurlar, İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour’un Siyonist lider Rothschild’e yazdığı mektubun tamamını eksiksiz aktarıyorum;
‘’Saygıdeğer Lord Rothschild’’, Majestelerinin Hükümeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım. Majestelerinin Hükümeti, Filistin'de Museviler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin'deki mevcut Musevi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Musevilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır. Bu deklarasyonu Siyonist Federasyonu'nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.
Saygılarımla Arthur James Balfour."
Balfour Deklarasyonu, Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulması fikrini diplomatik belge ile tescil etmektedir. İngiltere’nin açıkça destekleyeceğini belirtmektedir. Balfour Deklarasyonu’nu ünlü bir Yahudi yazar olan Arthur Koestler bir yazısında şöyle aktarmıştır. “Bir devletin başka birine üçüncü bir ulusun toprağını vermesi”. Özetle, Filistin’in geleceğine ilişkin pazarlıklar sürecinde, üç belge hazırlanmıştır. Hüseyin–McMahon yazışmaları, Sykes–Picot Anlaşması ve Balfour Deklarasyonu. Bu üç önemli gelişme Filistin’in geleceği konusunda farklı planları sistemsel iz düşümünü net olarak ortaya koyuyordu. Bu anlamda taslağın hazırlanması süresince uluslararası hukuk açısından taraf olabilecek devlet ve gruplar dışlanmış oluyor. Hukuksuzluğun ilk temelleri atılmış oluyordu. Bilerek geniş kapsamlı bir yazı diliyle başladım bu köşe yazıma saygıdeğer okurlar, Filistin ve İsrail meselesini anlayabilmek için geçmiş dönemde nasıl hukuksuzların yapıldığını yazmamız ve tarih sayfalarını karıştırmamız gerekmektedir. Gerçek hikâyeyi eksiksiz bir şekilde anlatmalıyız. Ortada bir "Filistin sorunu" olmadığını , ortada uluslararası hukuka uymayan bir İsrail sorununun olduğunu açık açık söylemeliyiz. İsrail’in bu yaptıklarıyla sadece Arapların değil Yahudilerin de başına bela olacaklarını anlatmalıyız. İnsanları doğdukları evlerden kovup içine oturanların, yerleşimci değil haydut olduğunu geçmiş döneme bakarak söylemeliyiz. Kanıtlar bunlardır demeliyiz. Ayrıca bu söylediklerim antisemitizm değil insanlıktır. Bunları da yazamıyorsak kalemimizi kıralım.