Çevre sorunları konusunda çok yazı yazdım. Sergilerde, ekranlarda ve filmlerde çevre ve yaşam sorunlarıyla ilgili anlatımları can kulağıyla dinledim, gösterimleri izledim. Yaz aylarında yurdumuzun her bölgesine yaptığım gezilerde tarla sahipleriyle, çiftçilerle, balıkçılarla hep konuşuyor, bilgi topluyor ve resimler çekiyordum.
Gediz Ovası, Nevşehir Özleri, Fethiye Körfezi, Adana’nın pamuk ovaları, Toros sedirleri, Ergene Havzası… Ya betondan ya kirlilikten ya da kuraklıktan nasibini alıyor çoğu… Türkiye her gün kuraklaşıyor, ekili dikili alanlar azalıyor, nehir ve yer altı su kaynaklarımızın suyu çekiliyor.
Bugün Salt-Beyoğlu sergisini gezdim. Şu başlıklarla ele aldıkları konuyu herkes için çok önemli görüyorum.
- Kaçakların izinde
- Kalıcı gölet
- Yegâne
- Kurak topraklar
Sergideki konulardan “Kaçakların
İzinde” bölümünden
Deniz suyu canlı türleri ve yaşam alanları hakkında bilgiler taşıyan milyonlarca parçacıktan meydana gelir. Ne var ki, son 10 yıldır Norveç’ten Şili’ye, İskoçya’dan Yunanistan ve Türkiye’ye uzanan geniş sular ağ kafeslerden oluşan balık çiftlikleriyle kuşatılmış haldedir.
Traces of Escopes (Kaçakların İzinde), balık çiftliklerinden sızarak denizleri kirleten madde akışlarının izini sürer. Türkiye’de deniz balığı üretiminin toplamda üçte ikisi Ege kıyısı boyunca İzmir ve Muğla’da işletilen çiftliklerde yapılmaktadır.
Endüstriyel su ürünleri yetiştiriciliğinde verimlilik piyasada satışa uygun boyuta en hızlı ulaşan türlerin yapay yollarla seçilerek yetiştirilmesi anlamına gelir. Bu süreçte kimyasal maddeler ve atıklar deniz suyuna karışır.
Balıklar aynı kafeste yüksek yoğunluklarda bulunduğundan, parazit gibi salgına yol açan hastalıklar genellikle kafeste olanları ya da beslenme yerlerinin hemen dışında yüzenleri enfekte eder.
Farklı yörelerimizden
2011 de Karaburun açıklarında bir tankerin çarptığı çiftliklerden bir milyon iki yüz bin çipura, 2018’de Küçükbahçe’deki çiftliklerden (endüstrinin balık popülasyonu ölçümüne göre) 80 ton çipura ve levrek kaçmış, aynı yıl Muğla’nın Güllük Körfezi’ndeki çiftliklerde bir gecede 200 bin çipura ölmüştür.
Türkiye ve balık çiftliklerinin yaygın olduğu diğer ülkelerde gitgide daha sık yaşanan bu tür olaylar, çiftliklerden kaçan balıkların diğer balıklarla üremesi sonucu türlerin genetik erozyonuna yol açmaktadır.
Bir litre deniz suyu, insan genomu kadar karmaşık bir yapıya sahiptir; ancak deniz mikrobiyotasında yaşam organizmanın sınırlarından bağlantılı olduğu diğer ağlara açılır hale gelmiştir. Okyanus’ta hızla çoğalan gen alış verişi endüstriyel ölçekte ağ kafeslerle kurulu balık çiftlikleriyle büyük bir artış göstererek türlerin bilindik sınırlarının mikrobiyal toplulukların etkisiyle belirsizleşmesine neden olmaktadır.
Deniz suyunda çok yüksek düzeyde olan virüs ve bakteri yoğunluğu göz önüne alındığında okyanuslardaki organizmalar arasında saniyede 20.000.000 milyar kez genetik interaksiyon gerçekleşmektedir. Bu moleküler etkileşim su altında var oluşa dair birtakım yeni izleri su yüzüne çıkarır.
Serginin hazırlıkları kapsamında evrimsel genetikçi Emre Keskin’in işbirliğiyle yürütülen bir çalışmayla Muğla kıyılarından alınan deniz suyu örneklerinde çiftliklerden kaçan balıkların genetik izleri araştırılmaya başlanmış... Dilerim bu bilimsel çalışmalar istenen sonucu verir ve uygulama alanı bulur.