Harplerin sebepleri
Harp tarihi, ilk harplerin sebeplerinin gayet basit olduğunu gösteriyordu. Çatışmaların ortaya çıkışında liderlerin üstünlük duygusuna kapılmaları, toprak ve “ücretsiz amele” niteliğinde esir kazanma arzuları gibi sudan ama insan hakları ihlâlleriyle dolu olaylar göze çarpıyordu. Daha sonra sömürme hırsının öne geçtiğini görüyorduk. Petrol yataklarının Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında yer alıyor olması nasıl ki, siyasi anlaşmazlıkları körüklemişse yerküredeki su kaynaklarının giderek azalması da su savaşlarını tetikleyecektir.
Bu gerekçelerle ülkeler veya milletler, yıllar sonra almaları gereken şekle göre dizayn edilmektedirler. Afrika kıtasının tamamındaki ülkelerle Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Ukrayna gibi ülkelerde ortaya çıkan lokal savaşlar ve terör faaliyetleri, hep sahip olmak istedikleri şeylerin eksikliğini yaşayan ülkelerin veya merkezlerin bu ihtiyaçlarını kapatma isteklerinden doğuyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çizgisi
Tarihiyle, coğrafyasıyla ve dünya üzerindeki saygınlığıyla koca bir İmparatorluktu Osmanlı... 19’uncu yüzyılın başından itibaren Kuzey Afrika’dan ve Balkanlardan başlayan çekilme daha doğrusu küçülme hareketi, bazı ferman ve ticari sözleşmelerle dengelenmeye çalışılmış ancak sonuç alınamamıştı. Düyunuumumiye belâsının ardından Türk-Yunan Savaşı başlamış, 1908 meşrutî yönetimi kısa sürmüş ve Türkiye, İtalyan, Balkan ve I. Dünya Savaşlarına girmek zorunda kalmıştır.
O dönemlerin korkak, sadece kendisini ve servetini düşünen, ihtiraslı yöneticileri alttan gelen tecrübeli bürokrat ve maliye uzmanlarının uyarılarına kulak asmamışlardır. Günümüzde ise, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet yıllarının dürüst politikacı ve devlet adamları başta Atatürk ve İsmet Paşa olmak üzere “tarihin sorgulanması” adı altında küçük düşürülmeye çalışılmaktadır.
Bu bir moda halini almıştır. Bu moda da devrini tamamlayacaktır. Onurları kırılan bu ülkenin insanları, evrensel çıkarlarını elde etmekte zorlanacaklardır. İktidar hırslısı, saplantılı, tarikatten icazetli ve partizan anlayışlı yöneticilerle ancak buraya kadar gelebilirdik, geldik. Başta ABD olmak üzere AB, Ermenistan, İsrail gibi ülkelerle ilişkilerimizde gerginlikler ortaya çıktı.
Ülkenin kurumları birbirleriyle geçinemez hale geldi. Medyası bölünmeye, ordusu ve yargısı zayıf düşmeye başladı. Çok kısa zamanda gelinen bu durumun düzeltilebilmesi oldukça uzun bir süre gerektirecektir. Nasıl oldu da bu hale geldik veya getirildik? Belli ki sistemde bir rahatsızlık var.
İsimsiz savaş
Günümüzde savaş veya kargaşa çıkarmanın gerekçesi hazırdır: Antidemokratik uygulamalar… Ve demokrasi adına yapılan müdahaleler sonucu o ülkelere demokrasi getirilmektedir (!).
Bu savaşların cereyan ettiği ülkelerin yüzölçümleri (Ukrayna, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye, Filistin, Libya), nüfusları ve sahip oldukları servetleri incelendiği zaman çarpıcı bir sonuçla karşılaşılır:
Milletlerin, önceki dünya savaşlarının kapsadığı bir yüzölçümüne eşdeğer sahada kargaşa ortamına itildiklerini, muhtelit (karma) kuvvet ve geliştirilmiş silahların kullanılmasının ise çok sayıda insanın hayatını mahvettiğini görmekteyiz.
Afrika’da, Orta ve Güney Amerika ülkelerinde meydana gelen olayları bu torbanın içine atarsak, insan kayıplarının ve maddi zararların önceki iki büyük savaşa eşdeğer nitelikte olduğunu söylemek mümkün olur.
Bu yeni dünya savaşında kurşun atmadan ve kan çıkarmadan bir milleti esarete götürmek ve o ülkenin ekonomisine darbe vurarak muhtaç duruma düşürmek temel ilkedir. Hedef olarak seçilen ülke/ler, suni şekilde yaratılan ekonomik krizler, basın propagandaları ve siber saldırılarla kargaşa ortamına sürüklenebilmektedirler. O ülkenin zayıf tarafları bilinen liderine dev aynası tutulur: tehdit, şantaj, büyük projelere eşbaşkanlık gibi gaz verme ve yemlemelerle kıvama getirilir.
Katalizör unsurlar
Dünyadaki iktisadi kuruluşlar kredi notları, faiz oranları ve döviz kurlarıyla oynayarak kaynama sürecini hızlandırır. Bir de korku yaratacak olgular üretilince artık o ülke macera kulvarına girmiş demektir.
İster asker ister sivil olsun, bir lideri havalandırmanın veya uçurmanın ne denli tehlikeler yarattığını Napolyon’da, Hitler’de, Enver Paşa’da okuyoruz, öğreniyoruz. Şunu bilelim ki ders almıyoruz; çünkü gelişmekte olan ülkelerde söyleyeni değil bağıranı dinlerler.
20’nci yüzyıl, Avrupa Kıtası, Ortadoğu, Karadeniz ve Akdeniz Havzası ile I. Dünya Savaşı’nı, Uzak Doğu’nun eklenmesiyle de II. Dünya Savaşı’nı getirmişti başımıza. Geniş bölgelerde cereyan eden harpler; saldıranı, mağdur olanı ve toprak kaybeden milletleri, milyonlara varan insan kaybına uğramıştı. Gizli ve büyük emellerin su yüzüne çıkmasıydı harplerin sebepleri…
Savaşların sonunda imzalanan barış antlaşmaları bazı devletlere geçirilmiş boyunduruk olarak kalmış, bazı devletlerin asker ve silah sayılarını sınırlayan birer cendere olarak devam etmiştir.