SON DAKİKA
reklam
reklam

Geçmişin hazları ve tatları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 16 Temmuz 2021, Cuma - 11:35   Okunma Sayısı:

 

   Bilindiği üzere III. Mustafa döneminde (1757-1774) Baron dö Tott’un Osmanlı ordusunda başlattığı çağdaşlaşma hareketleri, III. Selim zamanında İngiltere’nin Hindistan’a ilgisi nedeniyle Fransa’nın 2 Temmuz 1798’de Napolyon vasıtasıyla Mısır’ı işgaline yol açmış ve Osmanlı-Fransız ilişkileri gerilmiştir.

 

   Napolyon Bonapart’ın Arapça olarak hazırlattığı beyannamede “ Ey Mısırlılar, … ben gaspedilen haklarınızı iade için geldim. Allah’a sizi sömürenlerden daha yakınım ve Hz. Muhammed’e hayranım. Kur’an’a hürmet ediyorum.” ifadesi vardı.[i] 1802 Barış Antlaşması’ndan sonra Fransızlar Mısır’ı terk etmiş, dostluk yeniden tesis edilmişti. Hatta III. Selim, 19 Şubat 1807 tarihli fermanıyla Tarabya’daki Mihail Efendi yalısını Fransız hükümetine hibe etmişti.

 

     Osmanlı Devleti’nde ilk taşkömürünün çıkarılmasına teknik destek sağlayan Fransa, İstiklal Harbi’ne başladığımız yıllarda Zonguldak bölgesine asker çıkarmak suretiyle taşkömürü sahasına ve limana olan ilgisini yıllar sonra da olsa göstermemiş miydi?

 

   Mısır’ı fethederek Akdeniz’in bir bölümünü kontrol altına almak isteyen aynı Fransa bugün Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde Fransızca’nın üstünlüğünü ve Libya’da hâkimiyeti sağlamış değil midir?

 

   Napolyon’a imrenen ve yaklaşık iki buçuk asır sonra Libya’da el değiştiren yeni yönetime hitap eden Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkopolyon (!), Kaddafi’nin dondurulan paralarını Müslüman halka en adil şekilde kendilerinin dağıtacağını söylemedi mi?

 

   İngiltere’ye gelince; Hindistan’a ilgisi hep saklı kalmıştır. Osmanlı yönetiminin 1580-1799 arasındaki döneminde İngilizlere verilen kapitülasyonların sayısı 11’i bulmuştu.[ii] I. Dünya Savaşı yıllarında Körfez petrolünün kontrolünü sağlamak düşüncesiyle Fov Adası’na asker çıkaran İngiltere’nin 1990’da icra edilen Körfez Harekâtı sırasında yine Fov Adası’nı işgal ettiğini, kilometrelerce uzaktaki Falkland Adalarına niçin gittiğini, Akdeniz egemenliği düşüncesiyle Kıbrıs’ta bir üs ele geçirdiğini ve halen elinde bulundurduğunu hatırlayalım.

 

   Biz kömür çağını yakalayamamışken servet hırslıları petrol aramaya başlamışlardı. Nasıl ki, 1856 Islahat Fermanı nedeniyle Paris Antlaşması’nın bir maddesine ilave edilmek üzere “…Osmanlı Devleti’nin iyiliğini isteyen ve dostu olan büyük devletlerin yardım ve himmetlerine…” değinilmişse[iii] bugünkü himmetleri de yine aynı dost (!) devletlerin gösterdiğinden şüphe edilemez. Bugün biz hâlâ petrole ulaşamamışken onlar yeni alanlar elde etme ve yeni olanaklar yaratma gayretiyle savaşlar çıkarmakta, iktidarları devirmektedirler.

 

   1911-1912 İtalyan Savaşı sonunda Libya’dan çekildik. Petrol havzalarından uzaklaştırdılar bizi. I. Dünya Harbi sonunda Romanya ve Kafkasların petrolünden koparıldık. Mezopotamya’nın verimli petrol vahalarına inmek düşüncesiyle 1898 yılında Şam’ı ziyareti sırasında Selâhaddin-i Eyyubi’nin mezarına uğrayan ve bir konuşma yapan Alman İmparatoru II. Wilhelm, “Dünyadaki 300 milyon Müslümanın sonsuza kadar koruyucusu” olduğunu söylemişti. Böylece İstanbul-Bağdat demiryolu projesini kapmaya çalışmıştı. Bu kez de I.Dünya Harbi sonunda Musul petrol sahasından atılmış olduk.

 

     Türkiye, Doğu Akdeniz’de yani Kıbrıs’ın güneydoğusunda var olduğu tespit edilen doğalgazı çıkarmak için İsrail ile ortak çalışma yapan Kıbrıs Rum yönetimine uyarıda bulunmuştu. Bu uyarı üzerine Yunanistan Savunma Bakanı, “Kıbrıs’ı savunacak güçleri olduğunu ve savunacaklarını” beyan etmişti. Ama bugün için çok kritik ekonomik durum yaşıyorlar. Ayrıca Ermenistan-Azerbaycan arasındaki savaşta Türk İHA ve SİHA’larının savaşın başarıyla sonuçlandırılmasında payı olunca Yunanistan ve GKRY’ye gözdağı verilmiş oldu.

   Asırlar öncesinin hazları ve tatları unutulmaz. Pasta oldukça büyük! Ne demokrasisi, hangi insan hakları?

 

 

[i] Çelik,Yüksel, “Napolyon Müslüman Olmuş ama Bize Haber Vermemiş” Hürriyet Tarih Dergisi, 23 Nisan

   2003, s: 16

[ii] Ediger,Ş.Volkan,”Osmanlı’da Neft ve Petrol”, 3. Basım, Mart 2007, İstanbul, s: 60

[iii] A.g.e, s: 66

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam