Üsküdar’dan Beykoz’a giden belediye otobüsüne bindim. Ön tarafta birbirine bakan dörtlü koltuklarda bir anne ve yaşları 5-7 olan bir kız bir erkek çocuğu oturuyorlardı. Maske, temizlik ve mesafe konusunda o kadar duyuru yapılmasına rağmen kadar otobüs tıklım tıklım doluydu. Ben bu annenin yanındaki boş yere oturmuştum.
Daha küçük olan kız çocuğu uzanmış ve başını abisinin bacaklarına yaslamıştı. Anneye,
---Hanımefendi, otobüs çok dolu; çocuklara maske takmamışsınız. Bende yeni paket var. İsterseniz iki tane vereyim, çocuklarınıza da maske takın, dedim. Keşke söylemez olaydım.
---Amca onlara ben bilerek takmadım.
---Neden?
---Onlara bir şey olmaz çünkü…
Her zaman söylediğim sözler yine içimden geçti. Bizde babalar “iskele babası”dır. Analar da “deniz anası”… Hayvanlardan bile öğreneceğimiz analık hisleri vardır; ama öğrenmek isteyene… Dünyada çok şeyi geriden takip ettiğimiz gibi çocuk eğitiminde de sıfır çekiyoruz.
Kimisi doğurup cami avlusuna bırakıyor, kimisi doğurup Mevlâ’sına sığınarak çayıra salıyor. Bazısı kalabalık bir restoranda gürültülü konuşurken çocuklarını ortaya salıp ortalığı arenaya çevirtiyor, bazısı kültürlü ana rollerine soyunup çocuğunun hareketlerini işaret parmağını sallayarak ve “hayır” sözcüğünü sarf ederek hizaya getirmeye çalışıyor. Bazısı da var ki, -bu anne örneğinde olduğu gibi- bilgiç ve kesin hükümlü.
*** *** ***
Otobüs Küçüksu’ya geldi. 5-6 kişi indi. Binen kişi kartını cihaza tuttu. Cihaz olumsuz sinyal vermeye başladı. Şoför devreye girdi.
---Bakın, kartınız dolu ama HES kodunuz yok. Alamam sizi arabaya.
---Ne HES kodu be kardeşim, ben şurdan şuraya gidecem. Ne ilgisi var HES koduyla mes koduyla?
Bu yapıdaki kişilerde zaman ve mesafe kavramı yoktur. Şoför olayın peşini bırakmamakta niyetli; binemezsin-binerim… Sonunda yolcuların da bastırmasıyla şoför galip geldi ve saygısız adam inmek zorunda kaldı.
İnanın bana gideceği yer “şurdan şurası” değildir. En az üç dört durak ileride inecektir. Bu güzergâhta yeni türedi bunlar.
*** *** ***
Konu aşıdan ve trafikten açılmışken biraz da fıkramsı bir şeyler katayım. Yoksa yaşadığım stresi yazarken bir kez daha yaşıyorum.
Bir aile özel arabalarıyla tatile gidiyor. Köyün girişinde bir tavuğu ezilmiş olarak görürler. Köylüye haber vererek muhtarın gelmesini isterler. Muhtar meşguldür, ihtiyar heyetinden birini gönderir. Adam olay mahalline gelir ve
---Bu tavuk bizden değildir, der. Aile hemen de nasıl anladığını sorar
---Bizim köyde yassı tavuk yoktur, diye cevap verir.