SON DAKİKA
reklam
reklam

12-DİLARA-Çevre ve yaşam sorunları.docx 13-sinan-Aşure Geleneği.docx 14-sinan-İçimiz Yanıyor.docx 15-mert 16-sinan-Aspirinlerin Kanıtlanmış Faydaları.docx

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 16 Ağustos 2021, Pazartesi - 11:57   Okunma Sayısı:

Aspirinlerin kaynağı olan söğüt ağacı kabuğundan sağlanan suyu ilaç olarak yazan ilk hekim adına özgü yeminle de özdeşleşen Hipokrattır. Aspirinin ham maddesi olan salisilik asit ve türevlerinin, bazı bitkilerin yaprak ve gövde kabuğunda bulunduğu, baş ağrısı ve ateşli hastalıklarda söğüdün iç kabuğunu çiğnemenin iyileştirici etkisi varır. Eski Mısırlılar ağrıyı gidermede mersin ağacı yapraklarını kullanmıştır. Bu ağacın yapraklarında da salisilik asit bulunduğu ispatlanmıştır.

Söğüt kabuğunu ilaç olarak öneren en eski belge, M.Ö. 2000’de yazılan Sümer tabletidir. Söğüdün ilaç özelliğini yüzyıllar sonra tanınmış bilim insanı Edward Stone yeniden keşfetti. Stone, Peru’da yetişen Cinchona (kınakına) ağacının kabuğunun sıtma hastalığına iyi geldiğini biliyordu. Bu nedenle, kınakına ağacının kabuklarının acı tadının söğüt kabuğunu andırdığını fark edince, söğüt kabuğunu ilaç olarak denemeye karar verdi. Söğüt kabuklarını kurutup toz hale getirdikten sonra hastalara bu tozdan içirmeye başladı. Söğüt kabuğunun ateşi düşürüp ağrıları dindirdiğine emin olan Stone, 1763’te bu buluşunu İngiliz Kraliyet Akademisi’ne bildirdi.

Söğüt kabuğunun ağrı kesici olan etken maddeleri, salisilik asit ve salisindir. Salisilik asit antiseptiktir(mikrop öldürücü) ve bazı gıdalara koruyucu olarak katılır. Kimyacı Felix Hoffmann, romatizmal ağrılarla baş edemeyen babasını iyileştirebilmek amacıyla salisilik asidi geliştirmiştir. Aspirini sentetik Olarak Üreten ilk kimyacı Felix Hoffman’dır. Sir John R. Vane 1971’de aspirinin, “prostaglandin” adlı maddeyi bloke ettiğini keşfetti. Vane, aspirinin sinir sistemini etkilemeyip zararlı prostaglandinleri bloke ettiğini bulduğu için 1982’de Nobel Tıp Ödülü’nü kazandı. Damarların kasılması nedeniyle kan akışını yavaşlatan prostaglandinleri bloke eden aspirin, felç ve kalp krizini önler.

Kanadalı nöroloji profesörü Henry J. M. Barnett ise aspirinin yüksek dozlarla beyindeki geçici dolaşım rahatsızlıklarını, ikincil felç geçirmeyi ve felç sebebiyle ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını kanıtladı.

Yapılan araştırmalarda, düzenli ve düşük dozda alınan aspirinin, beyinde dolaşım bozukluğunu önleyip felç riskini azalttığı bulundu. Düzenli aspirin almanın; kalp krizi geçirmiş olanlarda kriz riskini %20, sağlıklı olanlarda ise kriz riskini %40 azalttığı belirlendi. Doktor Peter Rothwell ve arkadaşları ise kalp hastalıklarına karşı günde bir kez aspirin alan 25 bin kişi üzerinde çalışırken önemli bir bulguya rastladılar. Buldukları şuydu; 4 ile 7 yıldır aspirin kullanan kişilerde kanserden ölüm oranının yüzde 25 daha az olduğunu tespit etmişler. Aspirin kullanan bin kişiden 23’ü kanserden ölürken, asipirin kullanmayan bin kişiden 30’u kanserden ölmüş. Aspirinin özellikle bağırsak, akciğer ve yemek borusu kanserlerinden ölümleri önlediği görüldü.

Avustralyalı profesör Gabriel A. Kune da aspirini düzenli içenlerde kolon(kalın bağırsak) kanser riskinin %40’ların altına gerilediğini kanıtladı. ABD’deki çalışmalar aspirinin kolon kanserini önleyici bir etkisinin de olduğunu gösterdi. Aspirin, kalın bağırsaklardaki polipleri azaltarak kalın bağırsak kanserini önlediği bilim insanlarınca tespit edilmiştir.

Değerli okurlarım; uzay ve aya götürülen ilk ilaç aspirindir. Guinness Rekorlar Kitabı, 1950’de aspirinin dünyada en çok satılan ilaç olduğunu açıklamıştı. Öyle ki; Güney Amerika’da 1970’lerdeki enflasyonun çok yükseldiği dönemde, paranın değeri çok düştüğü için aspirin tabletleri para yerine kullanılmıştır. Aspirinler , çok sayıdaki kadını ilk hamileliklerinde gebeliği tehdit eden, prematüre ve ölü doğumlara sebep olan ‘preeklampsi(gebelik zehirlenmesi)’yi önlemede de yardımcı özelliği açıklanan ilk ilaç olarak duyurulmuştur.

*************************************************************************

Aspirinleri kimler kullanmalı;

-Aspirine karşı hassasiyetleri olanlar,

-Doğumsal ve edinsel(sonradan gelişen Kanama sorunu olan hastalar(hemofili hastaları, von willebrand hastalığı gibi)

-Hemolitik anemi(Glukoz 6 fosfat dehidrogenaz eksikliği gibi)

-Gut ve böbrek hastalığı olanlar,

-Mide ve bağırsak sorunları olanlar(ülser, helikobakter pylori enfeksiyonu gibi),

-Kulak problemleri(çınlama, sağırlık gibi),

-Aspirin direnci olanlar(Kadınlarda aspirin direnci daha fazla görülür),

-Gebelerde kullanım güvenliği kanıtlanmadığından önerilmez. Süt veren anneler de kullanmamalıdır.

-Çocuklarda aspirin kawasaki, akut romatizmal ateş, poststreptokoksik reaktif artrit, inme gibi hastalıklar dışında kullanılmamalıdır. Çünkü aspirine bağlı ölümcül olan Reye sendromu oldukça nadir görülen, beyni ve karaciğeri etkileyebilen ciddi bir hastalıktır. Genelde grip ve nezle geçiren çocuklarda aspirin kullanılmasına bağlı olarak görülür. Reye sendromu virüssel rahatsızlıklardan sonra 1 gün ile 2 hafta arasında başlar. Neden olan virüssel hastalık bulaşıcıdır, fakat reye sendromu bulaşıcı değildir. Pek çok vakada bulgular hafiftir ve teşhis edilemeyebilir; bazılarında ise bulgular ağırdır ve yoğun tedavi gerekir.

Grip veya nezle geçiren bir çocuk çok sık kusuyorsa, akli dengesinde, bilincinde veya davranışlarında değişiklik varsa, ensefalit ya da reye sendromu düşünülmelidir. İnfluenza ve suçiçeği enfeksiyonu geçiren çocuklarda asipirin kullanılırsa reye sendromu gelişme riski %90’a çıkar. Yine influenza ve suçiçeği aşısı yapılan çocuklarda da ateş düşürücü tedavi için aspirin kullanılmamalıdır.

-Aspirinleri astma, nazal polip veya nazal allerjisi olanlar da dikkatle kullanılmalıdır.

-Karaciğer tahribatı olanlarda, ayrıca cerrahi müdahale geçirecek kişilerde dikkatle kullanılmalıdır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam