Emekli olduğum 1998 tarihinden beri yaz yangınlarıyla ilgili yazılar yazıyorum. Her yıl yaz aylarında çok sayıda yangın çıkması önlenemiyor. Çok değil daha 2-3 yıl önce kuş gribi çıkmış, binlerce kanatlı hayvanın gırtlağına çökmüş ve itlâf etmiştik. Arkasından sığır cinsi hayvanlarda şarbon tehlikesi baş göstermişti. Depremler, sel felâketleri ve Covit-19 belâsı sıradaydı…
Yangın faciası
Türkiye’nin turistik, tarıma açık, sera bölgeleri ve orman alanları yanıyor. Alevler içinde yanan ağaçların ardından geriye kalan siyahlaşmış bir arazi, kasıla kasıla bağırarak hayata veda eden ve kömürleşerek silüet haline gelmiş hayvanlar…
Kurtarılmış ama ayakları yanmış inekler, tir tir titreyen köpekler, kafes içinde kurtarılmayı beklerken çırpınan kuşlar… İsyan eden köylüler, kadınlar ve halk…
Orman köylüleri, kurtarabildikleri kadarıyla hayvanlarını beraberinde götürmeye çalışıyorlar. Çevre ilçe ve illerden gelenler, yanlarında getirdikleri su dolu şişe, damacana, plastik bidon ve fıçıları jandarmanın oluşturduğu kontrol noktaları civarında toplamış, yangın mahalline giden araçlara dağıtıyorlar. Gözleri yaşartan bir manzara…
Müdahaleler
Dün kanatlı hayvanlara takılmıştık, bugün sincaplara, tilkilere, kaplumbağalara, kuş ve köpeklere hayat hakkı tanımamış oluyoruz.
Bir toplum bu kadar felâkete bu kadar kısa sürede nasıl direnebilir? Tabiat varlıklarımızın yanında kültür varlıklarımız da heba olup gidiyor. Orman Genel Müdürlüğümüz elinden gelenin azamisini yapsa da küresel ısınma, bu başarılı çalışmaları zaman zaman silmektedir.
Yangının söndürülmesi yetmiyor, mutlaka soğutulması gerekiyor. Tabii rüzgâr hızı ve yönü de en büyük etken… Bunlar bizim insiyatifimizin dışında.
Yangın söndürme ekipleri, söndürme ekipmanları (Uçak, helikopter, karadan ve denizden her çeşit su püskürtücü, elektrikli hızar, iş makineleri, arazözler vb), tesisler (Kum havuzları, su havuz ve depoları, göletler, yangın yolları vb) gibi unsurları bakımlı tutarak, güncelleyerek, provalar yaparak, sayılarını arttırarak kullanmak bizim elimizdedir.
Bunların yanı sıra orman alanlarının gözlenmesi ve izlenmesi, gözetleme kuleleri hemen yapılmalı ve çoğaltılmalıdır. Söylenenler, tenkitler ve savunmalar üç aşağı beş yukarı hep aynıdır. Aynı da kalmış ve kalacaktır.
Vaz geçemediğimiz piknik/mangal olayı ayrı bir derttir. Bir ağacın dibinde mangal kömürü tutuşturulur, çıkardığı dumanlar ağacın yapraklarını sarmaya başlar. Ağaca karbon monoksit soluturlar.
Kültür varlıkları
Yangının öncesinde ben Bodrum-Ortakent’teydim. Havanın çok sıcak olmasına rağmen 7,5 km uzunluğundaki Bodrum surlarının 5,5 km’lik kısmını yürüyerek gezdim. Surların geçtiği güzergâh boyunca hep binalar ve konutlar yapıldığını gördüm. Üstelik surların hemen bitişiğinde… Kültür varlıkları ancak bu kadar korunabilir (!).
Arazinin örtüsünü bozmak, yeşili katletmek, dere yataklarına bina yaparak doğal akışı zorlamak, dikey yapılaşmalarla –özellikle İstanbul başta olmak üzere- hava akımını frenlemek ve ısınmaya zemin hazırlamak gibi kötü özelliklerimizi üzerimizden atamıyoruz.
İnanmak istemiyorum
- Daha önceki yıllarda yanan arazi kesimleri üzerine tesis yapılmayacağı garantisi
verilmesine rağmen devasa beton yapılar dikildiğini hep birlikte gördük. Bugün iktidar partisinin yarın ise iktidara gelecek partilerin vereceği sözlere asla güvenmiyorum. Anayasada maddesi varmış; uygulanmayan bir anayasada 100 tane madde olsa ne yazar?
- Türkiye bir vicdan erozyonu yaşamaktadır. Para, adeta Tanrı’nın yerine geçirilmiş, para
canlısı kimseler tarafından… 20 gün önce Bodrum’un plajlık bölgelerinde dolaşan yaşlı adamın tuvalete girmesine izin vermeyen restoran çalışanı bile aynı kulvarda olduktan sonra insanlığın ve yardımlaşmanın da çöktüğü görülüyor.
- 1972 yılı Kara Harp Okulu 1’inci sınıfında İzmir-Menteş ATAT (Atış ve Tatbikat
Bölgesi) kampındayız. Çevre köy, ilçe veya tepelerde bir yangın haberi alındığında bizlere de alarm verilir hazır kıta haline getirilirdik. Harp Okulu öğrencilerine bile görev verilirken şimdi ne oldu da askeri birliklerimiz yangın alanlarında görülemiyor? Üstelik bu bölgeye en yakın merkezlerde komando birliklerimiz varken… Aklımın almadığı bir olay…