SON DAKİKA
reklam
reklam

ÇOCUK OLMAK

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 23 Ağustos 2021, Pazartesi - 11:23   Okunma Sayısı:

“Değerli yazısı için çok kıymetli Yaşar Geler hocamıza teşekkürler “

Çocuk olduk, büyüdük. Çocukluğumuzu yaşayabildik mi yaşayamadık mı tam olarak kestiremiyorum. Hala bir endişe var içimde. Ancak, kendi çocukluğumuz endişelerle sürüp gitse de, yaklaşık 42 yıldır hep çocuklarla haşır-neşir oldum.

Değerli okurlar, bu yazımda sizlere yine karşılaştırmalı çocuk profillerini anlatmaya çalışacağım.Tabi ki, köy çocuğuyla kent çocuğu karşılaştırması.

Köy çocuğu olmak belki dünyanın en güzel olayıdır. Saf, masum, paylaşımcı, doğal, her türlü zorluğa rağmen hiçbir olumsuz durumu anlamayan ya da anlamaya çalışmayan bir varlıktır köy çocuğu. Kendi çocukluğumuzdan bilirim, Anadolu’ da çocukluk yaşamını. O güzel mahalle ortamlarında hiçbir güvenlik kaygısı olmadan sokaklar çocuklarla dolup taşar. Öyle paylaşımcı olurlar, öyle dayanışma içinde olurlar ki, insanlar gıpta eder çocuklara. Belki de büyüklerin başaramadıkları önemli işleri başarırlar o sokaklarda. Misket yerine Aşık oyunu, Elde beş taş, Çember çevirme, Kızak kayma, Çelik çomak oyunu gibi ortaklaşa oynanan daha bir çok oyun. Saf, masum ve gerçekten kardeşçesine… Benim-senin nedir bilmezler. Bencillik nedir, onu da bilmezler. Buldukları her şeyi dostça paylaşırlar. Biri birinin evinde toplaşır, yer, içer, oynar ve dağılırlar. Aileleri asla onların çocukluğu ile ilgilenmezler. Verebilecekleri sadece doğal ihtiyaçlarıdır. Çocuklarını severler ancak, belli etmezler ya da sevgilerini gösteremezler. Bu gibi bir durumda büyür çocuklar.

Şehir çocuğu olmak daha farklıdır. Tamamen ebeveynlere dayalı bir çocukluk geçirirler. Sinemada, tiyatroda, parkta, bahçede, sokakta ve hemen her yerde aile ile birliktedirler. Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, paylaşımcılık vb. nedir bilmezler.

Aile parka götürür, salıncakta sallanır, kaydırakta kayar, zıplar, oynar vs… Ama kiminle, kendi başına ya da anne veya babayla. Sokak bilmezler, arkadaşlarıyla özel günler ve okul ortamı dışında görüşme şansları yoktur. Bu şekilde yetişince de doğal olarak bencil yetişirler. Hiçbir eşya ya da oyuncağını dahi arkadaşlarıyla paylaşmazlar. Şahit olduğum bir anımı paylaşabilirim. Gerçi bu tür örneklerle çok karşılaşıyorum ama, yine de bir örnek vermek isterim: Bir gün okulda çocuklar Beden eğitimi dersi yaparlarken, bir çocuğun oyun dışı kaldığını gördüm. Arkadaşları onu oyun dışı bırakmışlar. Nedenini sorduğumda; Uyumsuz olduğunu ve paylaşmayı bilmediğini söylediler. Aslında yanında kendi topu da vardı. Eee bununla neden oynamıyorsun dediğimde; ‘’ Bu benim topum, oynarsak patlar.’’ dedi. Dedim ki, doğru diyorsun ama şu oynamak istediğin top ta patlayabilir. O top senin değil, ama sen onunla oynuyorsun vs. yani kısaca kent çocuğunun yalnız yetiştirilmesinden dolayı çok bencil yetiştiği açıktır.

 

Tüm bu anlatılanlar çocukların suçu mu? Tabi ki değil. Yani köy çocuğu da, kent çocuğu da masum bir şekilde yetişiyor. Peki, çocukları bu hale getiren kim? Elbette ki aileleri. Yani bizler, ebeveynler. Demek ki ne yapmak gerek: çocukları birlik, beraberlik, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik gibi bir birlerine yakın ortamlarda yetiştirmek gerek. Yoksa, her istediğini almak, her istediğini yapmak, cebine harçlık koymak vs. olmamalı, çocuk yetiştirmek. İşte o zaman gerçek çocukluk yaşatmış oluruz çocuklarımıza.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam