korona salgını açısından
henüz tam olarak
normale dönememiş
olsak da yeni bir sezona
girmiş bulunuyoruz.
Çocukluğumuzda parklarda,
bahçelerde el maharetiyle
kâğıttan yapılan
külahlara konularak
çekirdek satılırdı. Genellikle
bu külahların kaynağı
okunmuş gazeteler ve çok nadir de olsa eski kitaplardı.
Her ne kadar o zamanın insanı belki bir
‘’okuyan olur’’ diye kitaplara kıyamasa da bazen
kazanç söz konusu olduğun da böyle düşünmeyenler
de olabiliyordu.
Satıcıların seyyar bir aparat üzerine koydukları
etrafı camekânlı ve üzerinden açılır kapanır
kapaklı çekirdek kutularını ve satıcılarını hala
dün gibi hatırlıyorum. kutular içinde ölçek olarak
kullanılan kendine göre bir standart yakalamış
satıcılar ölçeğini cinsine ve mevsimine göre
ücretlendirerek satarlardı. O yıllar da satın alınan
bu çekirdeklerin yerde kabuğunu göremezdiniz…
Hasbelkader geçtiğimiz yıllarda Beykoz sahille
yakın bir yerde ikamet ettim. rutin sabah
yürüyüşlerim esnasında bankların yanından
geçmek istemezdim. Her yer istisnasız çekirdek
kabukları ile doluydu. Belediyenin görevlileri her
sabah rutin çekirdek kabuğu temizliği yapmak
zorunda kalıyorlardı. Son iki yıldır da Büyükcekmece’deyim.
Sonuç üc aşağı beş yukarı yine
aynı…
Aradan çok da zaman geçmedi ben diyeyim
yirmi, siz deyin otuz yıl. Yani tahminen bir kuşak
diyerek hadi orta bir yerde uzlaşalım. Bu yeni
kuşağın nerede oturduğunu, nerede bir araya
gelip saatlerce yarenlik ettiğini tespit etmenin
ölçeği çekirdek kabuklarıdır. İşte bu çok vahim
bir tablodur. Daha düne kadar tertemiz olan park
ve bahçeler sokağa çıkma serbestisi ile yine
aynı goÅNrüntülere sahne olmaya başlamıştır.
Bu kadar okul, yarım milyonu aşan öğretmen,
milyonlarca aile bu hususta nerdeyse etkisiz eleman
durumundadır. İşin asıl düşündürücü tarafı
da burasıdır.
nerede hata yaptığımızın adını doğru koyarken;
‘’İnsan yetiştirme sistemimizden her gün
biraz daha uzaklaştığımızı’’ aklımızdan çıkarmamalıyız…