SON DAKİKA
reklam
reklam

31 Ağustos sonrası veya Zafer’in ardından…

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Ağustos 2021, Salı - 16:01   Okunma Sayısı:

Sakarya Muharebesi’nden sonra Eskişehir-Afyon hattına yerleşmiş olan ve Eskişehir’deki kuvvetleriyle Ankara’yı tehdit etmeye devam eden Yunan ordusuna son ve kesin bir darbe vurulmasına karar verilmiştir.

Ekim 1921’den Ağustos 1922’ye kadar büyük gizlilik içinde 11 ay süren hazırlık aşamasından sonra 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz başlatılmıştır. Kaplangı Dağı’nı ele geçirmek için yapılan hücuma kalkışları, Dümenler köyü dere yataklarında iz sürme faaliyetlerini ve uzak mesafeli topçu atışlarının isabet derecelerini yerinde anlatımları dinleyecek herkeste şaşkınlık yaratacağını söylesem abartı yapmış sayılmam...

Belova-Kızıltaş Vadisi’ni kapatarak Yunan ordusunun Gediz-Uşak istikametinde çekilmesini önlemeye çalışan süvari kolordumuzun faaliyetleri büyük bir disiplin içinde gerçekleşmiştir. Yunan kuvvetlerinin geri çekilme yolları üzerinde bulunan köprülerin tahribi, telgraf hatlarının kesilmesi ve demiryollarının sökülmesi gibi faaliyetlerin her birisi bu yoksul milletin fertlerinin filmlere konu olacak destanlarıdır.

 

Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922)

30 Ağustos 1922 günü tarihin en büyük ve kesin sonuçlu meydan muharebesi kazanılmış, Yunan ordusu imha ve esir edilmiş ve Başkomutan General Trikopis esir alınmıştır. Bu zafer, Lozan Antlaşması ile tescil ettirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır.

Büyük Taarruz bittikten sonra 18 Eylül’e kadar süren Takip Harekâtı başlatılmıştır. Çekilen Yunan kuvvetlerinin çıkardığı köy ve orman yangınları arasında yapılan bu harekât eylül ayında gerçekleşmiş olsa bile yaya birliklerimizde 350’ye varan ayak vurması görülmüştü. Birliklerin mevcudunun % 50’sinin yalınayak bulunması, kumsal arazide adeta gömülerek ilerleyemez hale gelen arabalı birliklerimizin çok ağır şartlarda görev yapması harekâtın zorluğunu anlatmaya yeter sanırım.

İzmir’in kurtarılması, yangınların çıkışı ve söndürülmesi başlı başına incelenmesi gereken konulardır. Kocaeli Grubu’na bağlı Yalova Bölüğü’nün tel engelleriyle çevrilmiş ve güçlü şekilde berkitilmiş olan Fındıklı Tepe’ye taarruzu, Bursa bölgesindeki birliklerimizin düşmanı ateşle takibi, Gemlik bölgesinde yaşananların öfkesi unutulabilir mi?  

 

Milis kuvvetleri

14 Eylül’de Kırkağaç’tan hareket etmeden önce Takip Müfrezesi Komutanı, bölgede çalışan Milis Kuvvetleri Komutanı Saçlı Mustafa Efe’ye, “Artık bir görevi kalmadığından silahlarını hükümete teslim etmesini” bildirmiştir.

Saçlı Mustafa Efe gönderdiği yazıda, “Mahalli hükümetin teşkili nedeniyle vatanıma acizane hizmetim ve ahalinin hüsn-i şehadeti ve Miralay Ali Beyefendi’nin (16’ncı Tugay Komutanı, Albay) vaki müracaatı üzerine efradımla birlikte silahlarımızı hükümete teslim ettim. Şimdi ben de efrad-ı ahali gibi hizmet ve köyümde ikâmet edeceğimi arz ederim” demiştir.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın kutlandığı gün bir televizyon kanalımızda I. Dünya Savaşı’nın Çanakkale cephesinden görüntüler veriliyor ve hararetli bir şekilde muharebeler anlatılıyordu. Gün, hafta veya bir aylık zaman derinliği olsa kabul edilebilir; ama ikisi arasında yedi yıl gibi bir açıklık olunca insanın aklına Osmanlıcı zihniyetin hâlâ öne çıkarılmak istendiği geliyor.

 

Halk desteği ve kayıplar

Yolların kötülüğüne ve ikmal araçlarının yetersizliğine rağmen öküz arabaları, kağnılar, mekkâre ve eşekli kolları yürüten ihtiyarlar, çocuklar ve çocuklu kadınlar geceli gündüzlü ve dinlenmeksizin ordunun peşinden cepane ve erzak yetiştirmeye çalışmışlardır.

Türk ordusunun 26 Ağustos 1922’de başlayıp 18 Eylül 1922’de son bulan Büyük Taarruz ve Takip Harekâtı’ndaki kayıpları 547 subay, 13.829 erden ibarettir. Esir alınan ve Anadolu’yu terk eden Yunan askerlerinin tamamı 90-100.000’i aşmamaktadır.

 

Tenkitler

Osmanlı’yı inkâr eden yok. Yükselme Dönemi’nde Osmanlı’yı benimsemek, Gerileme Dönemi’nde ondan uzaklaşmak gibi bir tutum içinde de olamayız. O tarih hepimizin geçmişidir. Büyük Taarruz’un kazanıldığı günde Kurtuluş Mücadelesi’ne katılan ve şehit düşmüş olanların kemiklerini sızlatır.

Bu insanların yaptıkları her türlü takdirin üzerinde ve iftihar vesilesidir. Elbette bu cefakâr insanlardan da şehit düşenler olmuştur. Hepsine sonsuz rahmet diliyorum. Bizlere bıraktıkları bu topraklara kimsenin göz dikemeyeceğini bilmelerini ve rahat uyumalarını istiyorum.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam