SON DAKİKA
reklam
reklam

İstanbul’un tahammül gerektiren yenileri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Eylül 2021, Pazartesi - 23:18   Okunma Sayısı:

Bir başka güzeldir İstanbul… Gece kapalı mekânda gündüz açık mekânda, bazen denizde bazen çeşme başında görürüz insanları. Sahil yolunda birbirlerine fısıldaşan sevgililer, üstü açık arabayla hava atmaya çalışan yeni yerden bitmeler, topuklu ayakkabı kültüründen uzak gece kulüplerinin müdavim kadınları, sanatçılarla röportaj yapma isteğiyle saatlerce onları bekleyen ve horlanan muhabirler…

 

***                               ***                               ***

 

Sahilin bir başka yerinde oltasının bütün iğnelerinde yakaladığı istavritleri çıkartmadan dikkat çekmek amacıyla dakikalarca balık gösterisi yapan alıklar, turistin ayakkabısını boyayıp 10 dolar isteyen ve şikâyet edileceğini anlayınca “yanlış anlaşıldığını 10 TL istediğini” söyleyen boyacı bozmaları, kazıkçı şoför kazıntıları, İstiklâl Caddesi’nde boğmaca olmuş sigara toplayıcıları, küfürlü konuşmayı yeni öğrenmiş kızlar…

 

***                               ***                               ***

 

Ya İstanbul’da her gün kullandığımız vasıtalar? Köy otobüsü haline gelmiş belediye otobüsleri, koltuklarında upuzun uzanan destursuz tiplerle vapurlar, son anda yetişen insanların kapılarında sıkıştığı trenler, çağın gerisinden gelen asaleti sayesinde itibar gören Karaköy-Şişhane tüneli, saltanat yıllarındaki gibi hava atsa da sadece balık yemek isteyenleri ağırlayan balıkçı tekneleri…

 

***                               ***                               ***

 

Bu konulara ait resimleri albümlerde, kartpostallarda, eski tarihli gazete sütunlarında görebilsek de, dilden dile gönülden gönüle anlatılan öykülerini günümüzde yaşatıyoruz. Hele de eski bir gramofondaki kırık plağın çaldığı dönemin ünlü sesleri mest eder çoğumuzu.  

 

Bu insanların yaptıklarına gelince

 

*Metrotrenlerde bir boş bir dolu şeklinde oturma ayarlaması yapılmıştı. Şimdi koltuklara yapıştırılmış olan “Bu koltuğu boş bırakınız!” uyarıları sökülmüş, ancak istasyon içinde ve trenin ayakta durulacak bölümlerinde birer metre açıklıkta olacak şekilde yerlere işaretlenmiş daireler yerinde durmaktadır. Dikkat edilmesi gereken oturan yolcuların birbirleriyle teması değil midir?

 

*Maskenin bir faydasını gördüm. Ağzına anasından doğduğundan beri fırça girmemiş, sapsarı dişleri ve kokan ağzıyla çöp tenekesi profili çizen yaratıkların nefesinden korunur olduk. Trende bu özellikteki birisi ara sıra maskesini indirip ağzına parmağını sokarak arkeolojik kazı yapıyordu. Allah seni kahretsin!

 

*En çok yazdığım ve üzerinde ısrarla durduğum konuda yine yazmak istiyorum: Amfiteatr ve antik tiyatrolar, Roma uygarlığında gösteriler, oyunlar ve anlatımlar için kullanılmış, daire ya da elips biçimli yükselen tribünlerden oluşan kamusal yapılardır.

 

En eski amfiteatr örnekleri Etruria ve Campania’da M.Ö. I. yüzyıl başında inşa edilmiştir. Gaye, insanları eğitmek ve yetiştirmektir. Anadolu coğrafyasının batısında birçok yerde antik tiyatrolar görürüz. 2100 yıl önce insanlar antik tiyatrolarda eğitilirken biz bugün ya tiyatroları kapatıyoruz ya da yüksek fiyatlar uyguluyoruz.

*Türkiye’nin son 20 yıllık döneminde kitaplara konu olacak çok olay vardır. Gelecek nesillerin bunları okuması gerekir. Kitaba mesafeli duran ve soğuk bakan bir kitleyiz. Kim okuyacak, neleri ne kadar doğru bilecek?  

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam