SON DAKİKA
reklam
reklam

Ne? İnsan hakları mı dediniz?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Eylül 2021, Salı - 20:43   Okunma Sayısı:

   Demokrasi anlayışı çağlara, liderlere ve koşullara göre değişir. Sindire sindire özümlenerek gelmiş yıllara dayanan demokrasi anlayışı ile ısmarlama demokrasi farklıdır. Lider sultasına dayalı demokrasilerde ölüm, hapishane ve sürgün gibi olgular her zaman göze çarparken ısmarlama demokrasilerde kitle kıyımı, uzak ülke hapishanelerinde toplama kampları, ülkenin ekonomik gücünün kırılması, tarih bilincini silinerek geçmişle bağların kopartılması ve kaos yaratma gibi çabalar yatar.

   Ismarlama demokrasi vaat eden ülke bunları yaparken hedef ülkenin vatandaşlarından kendisine yandaş, demokrasi aşığı (!) ve ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutan (!) tipleri yanına alır, onlara eğitim vererek daha iyi kıyım yapmalarını sağlar. Hedef ülkenin ekonomik gücünün önemli bir bölümünü elinde tutmaya çalışır. Nasıl mı?

 

Dikta yönetimlerinde

   Diktatörlerin yönettiği ülkelerde halk, nasıl yönetildiği üzerine kafa yormaz. Geçim derdi onun için önceliklidir. Başkalarının güdümlemesiyle Osmanlı’da olduğu şekliyle “Tanzimat ve Islahat” gibi birtakım düzenlemeler, Afganistan, Irak ve Libya’daki gibi “Ismarlama demokrasi” çalışmaları ve Afrika’nın kuzeyinde başlayıp Doğu Akdeniz’e kadar ulaşan “Arap Baharı” rüzgârları ortaya çıkar. Petrol, doğalgaz hatta suyun var olduğu yerler rüzgâr alır ne hikmetse? Kamboçya’da, Kuzey Kore’de, Çin’de, Küba’da esmez bu rüzgârlar.

   Bu rüzgârlar bir nükleer serpinti gibi etkilerini yıllarca sürdürür ve yıllar sonra yeni etkileri ortaya çıkar. Bu etkilerin içinde tarih bilincinin silindiği, yer altı ve yerüstü servetlerinin üretimi ve işletiminin başkalarının eline geçtiği, bayrak, ulusal marş, para gibi değerlerin değiştiği görülür. Dün Osmanlı’nın yaşadığı kapitülasyon, bağışlama, toprak terki ve ianeler, bugün anlaşmalardan doğan icabete, uluslararası finans kuruluşlarının yardımlarına ve AB kriterlerinin yaptırımlarına zemin teşkil eder.  

 

Irak’ın durumu

   Irak’a demokrasi getireceğini vaat eden güçler binlerce insanı katletti. Irak petrollerinin yüzde kaçını alıyor ve kaç yıl almaya devam edecek, 20-30 yıl sonra kitaplarda okuyacağız. Dıck Cheney, son yazdığı kitabında Dışişleri Bakanı C. Reiz’ın ağladığını bile yazmıştı.

   İşte ihtiraslı insan modeli. Yıllar sonra dünyanın gidişatı kendi düşüncelerine uygun bir hal almaya kalkışırsa bakalım daha neler yazacaktır? Ülkeler arasında ilişkiler iyi olduğu sürece problem yoktur. Eğer birisi bir diğeriyle anlaşmazlığa düşerse bizimle de problem başlıyor demektir.

 

Osmanlı döneminde

   Bilindiği üzere III. Mustafa döneminde (1757-1774) Baron dö Tott’un Osmanlı ordusunda başlattığı çağdaşlaşma hareketleri, III. Selim zamanında İngiltere’nin Hindistan’a ilgisi nedeniyle Fransa’nın 2 Temmuz 1798’de Napolyon vasıtasıyla Mısır’ı işgaline yol açmış ve Osmanlı-Fransız ilişkileri gerilmiştir.

   Napolyon Bonapart’ın Arapça olarak hazırlattığı beyannamede “ Ey Mısırlılar, … ben gaspedilen haklarınızı iade için geldim. Allah’a sizi sömürenlerden daha yakınım ve Hz. Muhammed’e hayranım. Kur’an’a hürmet ediyorum.” ifadesi vardır.[1] 1802 yılında yapılan barış antlaşmasından sonra Fransızlar Mısır’ı terk etmiş, dostluk yeniden tesis edilmişti. Hatta III. Selim, 19 Şubat 1807 tarihli fermanıyla Tarabya’daki Mihail Efendi yalısını Fransız hükümetine hibe etmişti.

     Osmanlı Devleti’nde ilk taşkömürünün çıkarılmasına teknik destek sağlayan Fransa, İstiklal Harbi’ne başladığımız yıllarda Zonguldak bölgesine asker çıkarmak suretiyle taşkömürü sahasına ve limana olan ilgisini kontrol yıllar sonra da olsa göstermemiş miydi? Mısır’ı fethederek Akdeniz’in bir bölümünü kontrol altına almak isteyen aynı Fransa bugün Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde Fransızca’nın üstünlüğünü ve Libya’da hâkimiyeti sağlamış değil midir?

 

Fransa ve Almanya

   Napolyon’a imrenen ve yaklaşık iki buçuk asır sonra Libya’da el değiştiren yeni yönetime hitap eden Cumhurbaşkanı Sarkopolyon (!) bile Kaddafi’nin dondurulan paralarını Müslüman halka en adil şekilde kendilerinin dağıtacağını söylemedi mi?

   1898 yılında Şam’ı ziyareti sırasında Selâhaddin-i Eyyubi’nin mezarına uğrayan ve bir konuşma yapan Alman İmparatoru II. Wilhelm, “Dünyadaki 300 milyon Müslümanın sonsuza kadar koruyucusu” olduğunu söylerken İstanbul-Bağdat demiryolu projesini kapmıştı.

 

İngiltere

   İngiltere’ye gelince; Hindistan’a ilgisi hep saklı kalmıştır. Osmanlı yönetiminin 1580-1799 arasındaki döneminde İngilizlere verilen kapitülasyonların sayısı 11’i bulmuştu.[2] I. Dünya Savaşı yıllarında Körfez petrolünün kontrolünü sağlamak düşüncesiyle Fov Adası’na asker çıkaran İngiltere’nin 1990’da icra edilen Körfez Harekâtı sırasında yine Fov Adası’nı işgal ettiğini, kilometrelerce uzaktaki Falkland Adalarına niçin gittiğini, Akdeniz egemenliği düşüncesiyle Kıbrıs’ta bir üs ele geçirdiğini ve halen elinde bulundurduğunu hatırlayalım. Biz kömür çağını yakalayamamışken servet hırslıları petrol aramaya başlamışlardı. Nasıl ki, 1856 Islahat Fermanı nedeniyle Paris Antlaşması’nın bir maddesine ilave edilmek üzere “…Osmanlı Devleti’nin iyiliğini isteyen ve dostu olan büyük devletlerin yardım ve himmetlerine…” değinilmişse[3] bugünkü himmetleri de yine aynı dost (!) devletlerin gösterdiğinden şüphe edilemez. Bugün biz hâlâ petrole ulaşamamışken onlar yeni alanlar elde etme ve yeni olanaklar yaratma gayretiyle savaşlar çıkarmakta, iktidarları devirmektedirler. Afganistan’da zengin toprak altı madenlerinin olması ABD’nin ağzının sulanmasına, AB’nin medet ummasına, Rusya ve Çin’in antenlerini bu ülke üzerine çevirmesine neden olmaktadır.

   Asırlar öncesinden gelen ilgiler hiç bitmez... Demokrasi neymiş, insan hakları neymiş?

 

[1] Çelik, Yüksel, “Napolyon Müslüman Olmuş ama Bize Haber Vermemiş” Hürriyet Tarih Dergisi, 23 Nisan

   2003, s: 16

[2] Ediger, Ş. Volkan,”Osmanlı’da Neft ve Petrol”, 3. Basım, Mart 2007, İstanbul, s: 60

[3] A.g.e, s: 66

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam