Asker ocağında üretilmiş sözler vardır: “Bir yumurtayı dokuz kişi taşır” denir. Belki istihza amaçlı söylenmiş denebilir, ama askerlik yapanlar elbette daha iyi bilecek ve hatırlayacaklardır. En basit bile olsa bir işe, bir ferdi eğitim konusuna bazen birden fazla kişi görevlendirilebilir. Bunun adı ikiz görevli, üçüz görevli denir.
Bir bölükte “mürettebatla kullanılan silahlar” genellikle havanlardır. Havan kısmına düşen bomba kısım personelinin çoğunu yaralasa veya öldürse hasar görmemiş silahları piyade eri kullanamıyorsa vahim bir sonuç ortaya çıkar. Dolayısıyla havan atışlarına bölüğün diğer erlerinden de seçilerek götürülür. Merminin hazırlanması ve doldurulmasını öğrenmeleri, komutları dinlemeleri sağlanmış olur.
Şimdi gelelim işin esprili tarafına:
Nasıl ki, mürettebatla kullanılan silahlar varsa özellikle sürücü eğitimlerinde ders alan acemi kişi direksiyondadır, öğretmen kendi tarafına paralel pedal yaptırmış ve ayağı pedaldadır. Arkada oturan aceminin meraklı arkadaşı debriyaj-gaz ayarlaması sırasında eli vites kolundadır. Boştaki diğer kişi de dönüşlerde sık sık arkaya bakarak sürücünün dönüşüne yardımcı olur. Bunun adı “mürettebatla kullanılan araç”tır.
Bankamatikler çıktığında ilginç gözlemlerim olmuştu. Özellikle yaşlı insanlarımız kartını makineye sokar ve dakikalarca makineyle güreşirdi. Sırada bekleyenler yardımcı olmaya çalışırlardı.
Bir kişi kartı makineye sokar, kart sahibi yaşlı adam şifresini arar bulur ve yardım edecek kişi de şifreyi tuşlardı. Paralar makinede sayılmaya başlayınca torun devreye girer ve paraları ödenecek yerden alırdı.
Dede ise, sırada bekleyenleri düşünmeden aldığı parayı makinenin önünde bir iki defa sayardı. Bunun adını da ben “mürettebatla kullanılan bankamatik kartı” diye koymuştum.
Son yıllarda kitap yazma furyası doğdu. Herhalde buna da “mürettebatla yazılan kitaplar” denecektir. İntihaller, benzetmeler, kulaktan dolma bilgilenmeler, ceplere pompalanan paralarla seviyesinin üstünde yazı çıkaranlar bu kategoride sayılabilirler.
Kızmayalım, çünkü dipten gelen alışkanlıklardır bunlar…
Şiir ve edebiyat
16-20 Kasım 2020 tarihleri arasında Kahramanmaraş Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri düzenlenmişti. Katılımcılar söz dizilimleriyle, mısralarıyla adeta şov yapmışlardır. Ele aldıkları her konuyu ne kadar güzel dile getirmişler!
Bu şiirler arasında İnci Okumuş’un “Bir Acı Şarkıdır Göç, Dilleri Kanatan” şiirinin çok beğenmiştim. Bir bölümünü sizlerle paylaşmak isterim.
Bir Acı Şarkıdır Göç
Duvardaki çatlaklar gibidir artık zaman
Sızar durur baharsız dağlardan
Birbiri üstüne devrilir ikindiler
Bir ıstırap şelâlesi akar dudaklardan
Bir acı şarkıdır göç, dilleri kanatan
Terk ediş bir istasyondan değildir artık
Uğurlayanı olmaz bu uğursuz gidişlerin
Solgun, bedbaht ve kimsesizdir yarınlar
Sesi siliniş ağıtlarda izi kalır gülüşlerin
Bir suskun haykırıştır göç, yürekleri acıtan
Yollar kötürüm olur geçtiği yerde
Yürekler bir yaprak gibi dökülür
Göçenler derde kalır göçtüğü yerde
Hüzünler bir yağmur gibi sökülür
Bir fışkın ateştir göç, canları yakan