Son bir aydan beri kolera hastalığının pençesinde kıvranan, din kardeşinin saldırılarıyla inleyen ve ABD’nin kıskacına girmiş olan Yemen… Suudî Arabistan’ın ağır bombardıman uçaklarının darbeleriyle her gün kan kaybeden Yemen… Arap âleminin yardım elini uzatmadığı, kendi yaralarını kendi sarmaya çalışan yalnızlığa itilmiş ülke!
Yemen’in konumu
Yemen, Arap Yarımadası’nın güneyinde 527.970 km2 yüzölçümü ve yaklaşık 25 milyon nüfusuyla çileli bir ülke… 16’ncı yüzyılda Osmanlı hâkimiyetine giren Yemen, 1839’da İngilizlerin eline geçmiş, 1871’de Sana’nın alınmasıyla Osmanlı egemenliği yeniden tesis edilmiştir.
Her dönemde çalkantılı yönetimler atlatan Yemen, özellikle 19’uncu yüzyılda İngilizlerin kışkırtması sonucu İmamların Osmanlı idaresine dikilişine sahne olmuştur. Mondros Mütarekesi ile Yemen’de Osmanlı hâkimiyeti fiilen sona ermiş, Lozan Antlaşması ile hukuken Osmanlı toprağı olmaktan çıkmıştır.
Husiler kimdir?
Husilerin ismi Hüseyin Bedir el Din el Husi’den geliyor. Şiiliğin Zeyyidiye koluna mensup olan Husiler, aynı zamanda Ensarullah olarak da bilinen isyancı grubun üyeleridir. Yemen nüfusunun üçte birini oluşturan Zeyyidiler, 1962′ye kadar asırlarca ülkenin kuzeyini yönetmiştir.
El Husi, örgütün amacını, merkez kabul ettikleri Saada’da daha fazla özerklik elde etmek, Zeyyidi geleneklerine göre yaşamak ve inançlarına zarar verdiklerini düşündükleri Sünni İslamcılardan korunmak şeklinde açıklamıştır. El Husi, bu düşüncelerle 2004 yılında başlattığı ilk isyanını yönetirken Yemen ordusu tarafından öldürülmüş, ailesi, 2010 yılında hükümetle bir ateşkese varana kadar beş ayaklanmayı öncülük etmiştir.
2011 yılında Husiler, Salih’e karşı protestolara katılmış ve oluşan boşluktan faydalanarak Saada ve Amran’da kontrol altında tuttukları alanı genişletmişlerdir. Arap Baharı denilen sürecin başında, şimdi müttefik oldukları Ali Abdullah Salih’e de karşı gelmiş ve Yemenlilerin isteklerine tabi olmuşlardı. Husiler, dünya petrolünün önemli bir bölümünün taşındığı Babülmendep Boğazı’na doğru yönelmeye başlamaları ve Amerika aleyhtarı tavır takınmaları bardağı taşıran damla olmuştu.
Emirliğin kuruluşu ve ilk emirler
Yemen Zeydilerinden İmam Yahya, Yemen Zeydi Emirliği’ni kurmuş ve ilk hükümdar olmuştur. Yönetim, daha sonra Mütevekkil Krallığı adını almıştır. Diğer kabile reis Muhammed el İdrisi’nin ölümü taht kavgalarına yol açmıştı. İmam Yahya bu durumdan faydalanarak 1925’te Hudeyde’yi ele geçirmiş, 1934’te Suudi Arabistan ile yaptığı savaş sonrasında Taif Antlaşması’nı imzalamıştı.
1948’de İmam Yahya’nın bir suikast sonucu öldürülmesiyle oğlu Ahmed bin Yahya yönetimi ele geçirerek Taiz’i başkent yapmıştı. Bu kez 1955’te İmam Ahmed’e yönetilen isyan başarısızlıkla sonuçlandı. 1956’da Mısır ve Suriye’nin oluşturduğu Birleşik Arap Emirliği’ne katılmış, 1961’de Birlik’ten çıkmıştır.
Demokratik Cumhuriyete dönüşüm
1962’de İmam Ahmed ölünce yerine oğlu Muhammed Bedr imam seçilmiş; ancak bir hafta sonra başlatılan isyan sonucu Yemen’in kuzeyine kaçmıştı. Yemen’in kuzeyinde Mısır’ın desteğiyle kurulan Yemen Arap Cumhuriyeti (Kuzey Yemen)’nin ardından yeniden iç savaş başlamıştı. 1967’de Güney Yemen bağımsızlık ilan edilince sosyalist blokta yer almış ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne dönüşmüştü.
Kuzey güney çatışması
Kuzey ve Güney Yemen arasında 1972 ve 1979 yıllarında sınır çatışmaları meydana gelmişti. 1986’da tekrar yaşanan iç çatışmalar iç savaşa dönüşmüş, 1990’da her iki Yemen’in birleşmesinin ardından 1994’te yeni bir iç savaş başlamıştı. Ali Abdullah Salih, cumhurbaşkanı olarak seçilmiş, anayasa değişikliği yapılmıştı. Salih 2004 yılında Şii Zeydi isyanıyla uğraşmak zorunda kalmıştı.
Arap Baharı rüzgârı, Ali Abdullah Salih’in 33 yıllık iktidarına son vermiş, Başkan Yardımcısı Hadi göreve gelmiş; ancak sorunları çözmekte yetersizliği ortaya çıkınca Şii Husilerin Ensarullah Hareketi ile ordu kuvvetleri arasında çatışmaların çıkması Cumhurbaşkanı Hadi ve Başbakan Mahfuz’u istifaya götürmüştü. Geçici başkanlık konseyi kuracaklarını bildiren Husiler, bu konseyle Sünnilerin çoğunlukta olduğu Yemen’i iki yıl yöneteceklerini belirtmişlerdi.
Suudi Arabistan
Çin ile füze alımına girmek, ABD ile silah alımı anlaşmaları yapmak, İran’a karşı bir güç olduğunu ve Yarımada’nın kendisinden sorulacağını ima etmek, Pakistan’ın nükleer programına finans destek sağlaması nedeniyle gerektiğinde nükleer güç kullanabileceği havasını yansıtmak gibi bir yol izleyen Suudi Arabistan, bölgedeki huzursuzlukların üzerine benzin dökmektedir.
Şer odağı, bir ülkeyi savaşa sokmak için silah alımına yöneltir. İslam devletleri arasında eksik olan karşılıklı ve sakin konuşmama özelliğinden de istifade eder. Birisini Amerikan karşıtı sloganlarla bağırtarak yürütür, diğerini de “sınırlarınızın hemen ötesindeki bu diklenişe dur demeniz lazım” diyerek kışkırtır. Yemen’deki üç beş militanın üzerine gayet orantılı (!) şekilde uçaklarla saldırtır. Dağlara taşlara atılan bombalarla iki militan öldürülür, bazen hava savunması olmayan bir havaalanına bomba attırılır. Tabii ki bunlar da büyük başarı olarak yansıtılır.
Esasen huzursuzluğun temelinde, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle Türkiye’nin güney sınırları da dahil olmak üzere Ortadoğu’da çizilen tartışmalı suni sınırlar yatmaktadır. Husilerin, “Anti-Amerikancı” olması ve “İran destekli olduklarının iddia”edilmesi sebebiyle Amerika’nın Husilere hiç de iyi gözle bakmadığı ve ihtilâfın daha da uzun süre devam edeceği değerlendirilebilir.