SON DAKİKA
reklam
reklam

Gayya kuyusuna birkaç adım

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Ağustos 2017, Perşembe - 10:00   Okunma Sayısı:

İster silah kullanarak, ister referandumla, isterse siyasi anlaşma yoluyla yapılsın, bölünmelerin ülkeleri ne hâle getirdiği gün gibi aşikâr. Hedef olarak seçilen ülkeler, bu kulvara itildikten sonra bir dizi siyasî ve askerî tedbirleri almak zorunda kalır. Türkiye de böylesi bir cendereye itilmek istenmiş olabilir. Sonrası bilinemeyen ama şu anda kulvara girmemek için çırpınma aşamasındayız.  
Geçmiş yıllara göre
Geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde teröristlerin sınır geçişlerinin neredeyse tamamının önlenmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bölge insanının ekonomik yönden kalkınması ve terörün yeniden hortlamaması başta gelen gerekli gerekli önlemler olarak görülmektedir. 
İç siyasetteki huzursuzluğun yerli ve yabancı yatırımcılar üzerinde yarattığı güven zafiyeti ve tedirginlik, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde gerçekleştirilecek olan ekonomik refah sürecinin uzamasına, belki başka baharlara kalmasına neden olabilecektir. Çeşitli uluslar ve kuruluşlar tarafından PKK’nın terör örgütü olarak kabul edilmiş olması, pek de büyük bir anlam ifade etmiyor. PKK, bu durumu avantaja çevirmeye ve “yeniden canlandığı” şeklinde yansıtmaya çalışmaktadır.
Suriye sınır bölgesi
Suriye sınırındaki mayınlı alanlar temizlenmiş, mayın temizleme çalışmaları sonrasında oldukça geniş bir alan tarıma açılacakken terör faaliyetleri nedeniyle ertelenmişti. Sınır güvenliğinin bu bölgedeki önemini iyi tahlil eden terör örgütü, buradan nasıl istifade edeceği konusunda hesaplarını yapmıştı.  
Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu açıkça söylemekle beraber belki menfaatlerinin zedelenmemesi ve belki de Türkiye’nin tamamen gücenmemesi için Akdeniz Projesi’ni gündeme getirmişti. Bunun yanında arada bir PKK militanlarının üzerine gittiği, finans kaynaklarını kontrol altına almaya çalıştığı; ancak sonuca giden bir eylem imkânını henüz yakalayamadığı görülmektedir.
Zayıf düştüğümüz anlarda
Ülkemizin sıkıntılı duruma düştüğü dönemlerde dış ülkelerden, müttefiklerimizden ve komşularımızdan olumsuz yaklaşım sergileyenler ortaya çıkabiliyor. Yunanistan’ın Ege Adalarında taciz edici uygulamalar, bir NATO ülkesinin kendi müttefikine yapmaması gereken bir davranıştır. 
Ege Adaları ile ilgili bazı olumsuz haberler basında görülmekle birlikte tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Genelkurmay Başkanlığı da gelişmeleri takip ediyor ve gerekli önlemleri alıyordur herhalde?
Sonuç
Bir zamanlar IMF’nin yarattığı ekonomik vesayet bitmiş olsa da dış borç yükümüzün giderek artması, AB’nin kabul salonunda bekletiliyor olmamız, sözde soykırım iddialarının dünyanın birçok parlamentosunda kabul edilmesi, ABD’nin demokratik kurallara uymamız gerektiği yönündeki tenkitleri ve AİHM’nin aleyhimizdeki kararları sadece onurumuzu kırmakla kalmamaktadır. Bu durum, ülkemizin başka zeminlerde gösterilmesine yol açmaktadır. 
Türkiye, iç çalkalanma ve verimsiz atışmalardan; hadis açıklamalarından, bazı hocaların görüşlerinden ve dini siyasete alet edecek her türlü davranıştan bir an önce sıyrılarak eskiden olduğu gibi sözü dinlenen bir dünya devleti olmaya yönelmelidir. Elbette hassas yanlarımız vardır; ama delikler bir gediğe dönüşmemelidir. 
Kutuplaşma ve kamplaşmalar, insanımızda olması gereken kardeşlik duygularının yerine husumet duygularını kamçılamaktadır. 
Yakın ve yakıcı tehlike uzaklarda değil içimizdedir. Bu badireden çıkış için sihirli değnek ve yeni bir Atatürk aramaya gerek yoktur. Atatürk’ün fikirlerini benimsemek ve emperyalizme karşı tavır almak hepimizi birbirimize yaklaştıran, kardeşlik olgusunu vurgulayan ve barış içinde yaşamamızı sağlayacak olan temel prensiptir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam