Pandemi… İnsanları yakalasa da hasta ediyor, yakalamasa da hasta ediyor. Yakalananlar bu süreci yatakta veya yoğun bakımda yaşamaya çalışırken yakalanmayanlar ayakta, ama korkulu ve sancılı koca bir buçuk yıl geçirdiler. Hep “acaba” hisleriyle tedirgin oldu insanlar.
Paramız olsa da bir yere gidip kahve içemedik, toplu ortamlardan kaçındık konsere, tiyatro ve sinemaya bilet alamadık, müze ve kütüphaneler kapalıydı. Hatta bir ara ibadethaneler bile kapatıldı.
Şimdi biraz rahatladık; ama içimizde ölçüyü kaçıracak derecede rahat olanlar da var tabii. Bu sürecin sıkıntılarını bir nebze olsun Macar Konsolosluğu’nun düzenlediği konserle giderdiğimizi söyleyebilirim.
’’Kerekes Band Macar Etno Funk Grubu” Konseri
Macaristan İstanbul Başkonsolosluğu, Macar etno funk grubu Kerekes Band’in Türkiye’deki ilk konserine bir davetiye göndermişti.
20 Ekim 2021 Çarşamba günü saat 20.00’de Beyoğlu-Grand Pera Alternatif Sahne’de düzenlenen konsere katıldım. (Adres: Cercle d’Orient Binası İstiklal Cad. No:56/58 Beyoğlu/İstanbul)
Kültür Merkezi yetkilileri güler yüzle gelen davetlileri karşılıyor, kısa konuşmadan sonra içeriye kadar eşlik ediyorlardı. Işıl ışıl, pırıltılı ve renklerin hâkim olduğu konser salonuna girildiği andan itibaren bir rahatlama seziliyordu.
Program başladı. Evrensel dil olan müzik, salondaki Türk ve Macar insanını yakınlaştırdı hatta mest etti. Kısa kısa notlar almaya ve programdan sonra grubun üyelerine yöneltmek üzere sorular hazırlamaya başladım.
Grup üyeleriyle söyleşi
Tünaydın: Türk müziğine ilgi, gruptaki bireylerin tek tek duydukları ilgiden mi, yoksa tanıtım amaçlı mıdır?
Viktor Feher: Yaklaşık 10 yıl önce 70’lerin Anadolu funk müziğinden Boğaziçi Köprüleri adlı bir seçki yayınlandı. O kadar beğendik ki, aylarca sadece şu müzikleri dinliyorduk: Alpay, Barış Manço, Erkin Koray, Zafer Dilek... Ve tabii ki, Aşık Veysel’in yeri de ayrı,olup tek kelimesini bile anlamamış olsak bile müziği son derece duygulandırıcıydı.
Zsombor Feher: Memleketimiz olan Eger (Eğri) şehri, ortaçağ Türk tarihinden kalan eserlerle doludur: Türk hamamı, minaresi veya Eger Kalesi’nin Türk topu... Belki bu yüzden de Türk kültürüne her zaman ilgi duymuşuzdur. 70’lerin funk müziği gönlümüze çok yakın ve bu dönemde Türkiye kendi halk müziğini Batı funk’la (Hendrix, James Brown, Sly ve Family Stone) oldukça iyi harmanlamıştır.
Alpay’ın Yekte şarkısının baştaki sesleri, duyar duymaz etkilemiştir bizi. Ersen, Seyhan Karabay ve Barış Manço da benzer şekilde mükemmel müzikler bestelediler. Orijinal single’larının benim plaklarım arasında ayrı bir yeri vardır. Şu anki İstanbul gezimizde Özdemir Erdoğan’ın plağıyla koleksiyonumu zenginleştirmeyi başarmış oldum.
Tünaydın: Seçilen parçalar Anadolu halk türküleridir. Macar halk türkü ve ezgileriyle de yakınlığı vardır. Ensrumantal olarak çok zorluk yaşayacağınızı düşünmüyorum; ancak telâffuzda sıkıntı yaşıyor musunuz?
Zsombor Feher: Anadolu funk-rock müzik felsefesi Kerekes Band’in tarzına da çok yakındır. Halk müziğini ve pop müziğini bir şarkıda birleştirerek yeni bir şey yaratmak inanılmaz eğlenceli oluyor. Bildiğim tüm dillerden telâffuz olarak anadilime en yakın olan dil Türkçe’dir. Ayrıca Türkçe şarkı plaklarımı seve seve ve dinleye dinleye telaffuzumu geliştirdim.
Tünaydın: Müzikal parçaların ve ezgilerin öyküsü vardır. Sizinkilerle benzerlik sezdi mi?
Viktor Feher: Grubun yolculuğu, büyük ustalardan yıllarca öğrendiğimiz otantik halk müziği ile başladı. Sonra 20’li yaşlarımızın başında, tüm asi gençler gibi, hikâyemizi içine dahil etmek için bu müziği biraz kendi imajımıza şekillendirmemiz gerektiğini hissettik. Halk müziğinin yanı sıra rock ve blues müziğin enerjisinden de genç yaşta etkilendik.
Bu enerjileri birleştirmek istedik. Grubun geçmiş 26 senesini kısaca bu şekilde anlatabiliriz: İnaniyoruz ki, her ulus kendi geleneğini ve geçmişini göz önünde bulundurarak özel bir şey yaratabilir, ama sadece onu etkileyen etkileri kucakladığı zaman.
Zsombor Feher: Türk funk müziğinden ilham aldığımızı en iyi bir şekilde gösteren şarkımız Back to Folk albümümüzdeki Szilaj adlı şarkımızdır...
Sonuç
Bir buçuk yıllık pandemi sürecinden sonra ilk defa biraraya gelerek müzikal bir ziyafete katıldık. Dünyaca ünlü bir müzik grubuyla bizi buluşturan Macaristan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na, Kültür Merkezi yönetimine teşekkürler.