Bir 10 Kasım’ı daha atlattık. Mutlaka yine meczuplar çıkmıştır. Bunları gazetelerde okuyacağız. Sayıları giderek azalıyor derken Atatürk’e saygısızlığın cahillerden bazı okumuşlara doğru tırmanıyor olduğunu görmek üzüyor insanı. Kalben irtica yanlısı fikirleri kemikleşmiş bu adamlara kim hesap soracak, merak ediyorum.
Gelelim 10 Kasım sonrasına
Atatürk’e olan karşıtlığın kronik hal aldığı bazı kişiler meczuplar, avareler ve Müslüman olup ilâhiyatla ilgili kurumlarda görev alanlar düşüncelerini pervasızca açığa vurmaktadırlar.
10 Kasım günü saat 09.00’da Kadıköy’den Karaköy’e hareket eden vapurdaydım. Üst katta en arkada oturdum. Beş dakika sonra sirenler çalacağı için o duygulu anı kamerayla kaydetmeyi planlamıştım…
… Sirenler çalıyor, ben de kayda alıyordum. Önce tüm Kadıköy sahilini, Haydarpaşa kıyılarını, deniz trafiğini çekmeye başladım. Tüm deniz ve kara araçlarından korna, siren ve düdük sesleri geliyordu. Selimiye Kışlası önündeki büyük bayrak direğindeki dev bayrak nazlı nazlı dalgalanıyor ve ağır ağır yarıya indiriliyordu.
Vapura yakın duran sandallardaki balıkçılar saygı duruşundaydılar. Sonra vapurun kapalı alanına girdim. Herkes ayakta, çıt yok…
*** *** ***
Selçuk Üniversitesinde akademisyen olduğu öğrenilen kişinin, 10 Kasım 2021 günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım tepkilere neden olmuştur. Paylaşımında “erit taştan adamı” gibi bir ifade kullanan kişi, bana göre fikir yoksunudur.
Sen eğer akademisyen isen, konuyu yerli ve yabancı kaynaklardan araştırır, fikirlerini bir kitapta toplarsın ve yayımlarsın. Bir akademisyene yakışan duvar yazılarıyla iştigal etmek değil, araştırmak ve gerçeği ortaya koymaktır. İnsanları ne kadar ikna ettiğin ise sana gösterilen ilgiden kitabına gösterilen rağbetten belli olacaktır.
Atatürk’ün okuduğu kitaplar ve sayısı Anıtkabir Müzesi’nde bulunmaktadır. Akademisyen olmasına rağmen bu sayının yarısı kadar kitap okumuş mudur? Balkanlarda, Kuzey Afrika’da Gelibolu’da, Doğu Anadolu’da bulunmuş, en azından buraları gezmiş midir?
*** *** ***
Yine bir ilçemizin Belediye binası önünde bayrak yarıya indirilmemiş. Buna ait görüntüler internet ortamında bulunmaktadır. Belediye Başkanı seçildikten sonra bir ilin veya ilçenin bütününü temsil eder. Belediye Başkanı’nın ortak değerlere saygılı, milli hisleri yüksek olması beklenir.
Böyle bir uygulamadan Belediye Başkanı’nın haberinin olmadığı mümkün değildir. Bu değerlere sahip olanların da verdikleri vergilerle maaşını almakta, ama o kitleye karşı umursamaz şekilde davranmaktadır. Bu kişiler haklarını helâl ederler mi, diye düşünmüş müdür acaba?
Atatürk’ü sevmek mi saygı duymak mı?
Eğitim sisteminin bayağılığı, kendini yetiştirmede isteksizlik; (Milli Mücadele, devrimler, dönemin iktisadi ve siyasi koşulları, Düvel-i Muazzama’nın etki ve baskıları vb. konulu kitapları okumamak; yoksulluğun yarattığı kaynak eserlere ulaşma güçlüğü, Milli Mücadele’nin geçtiği muharebe alanlarını gezmemiş olmak, müzelere gitmemiş olmak vb… Aklımdan ilk geçen düşüncelerdir. Atatürk’ü sevmek zorunda olmak ayrı, değerlere saygılı olmak ayrı bir şeydir.
Milli eğitim politikamız ortadadır. Kaç defa Milli Eğitim bakanı değiştirildi. Pandemi nedeniyle okullar kapalı kaldı. Eğiticileri eğitimi diye bir şey kalmadı. Öğretmenlerimizin özlük işleri aksadı. Torpil, tavassut ve kayırma liyakat ve ehliyetin önüne geçti. Böyle bir eğitim politikasında böyle cahil filozoflar (!) çıkar.
Müslüman olarak Avrupa ülkelerinde tarihi bir kiliseyi gezmeye görmeye gittiğimizde bile lâubali bir tavır veya uygunsuz kıyafetle içeriye girmiyor, saygılı olmaya özen gösteriyoruz. Ben bu olaya yine de devletin eğitimde gösterdiği zafiyet olarak bakarım.
Mustafa Kemal ve Yugoslav Kralı
4 Ekim 1933, Dolmabahçe Sarayı… Mustafa Kemal, İstanbul’a gelen Yugoslav Kralı II. Aleksandr ve Kraliçe Mary’yi Dolmabahçe Sarayı’nda kabul eder. Misafirlerin şerefine akşam yemek verir. Kral,
---Size bir hakikati anlatmak isterim. 1919’da İngilizler, Ege sahillerinizin işgali için Yunanistan’dan önce bana müracaat ettiler. Çok cazip teklifler de sundular, ama ben reddettim. Ekselanslarını tanıdıktan sonra bu kararımın doğruluğunu bir kez daha anladım.
Mustafa Kemal, oturduğu yerden kalktı. Bir iki adım Kral’a doğru yürüdü. Kral da ayağa kalktı.
---Geçmiş olsun Majeste!
Dünyanın tanıdığı bir liderimiz var. Onunla ilgili eserleri biz de okuyalım ve fikir sahibi olalım.