SON DAKİKA
reklam
reklam

Kahve, kahvehaneler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Kasım 2021, Pazartesi - 10:19   Okunma Sayısı:

 

   Ortadoğu ve Arabistan’a giden kafileler, dönüşlerinde oralardan aldıkları malları İstanbul’a getirir satarlarmış. Hacı adayları, sıcak Yarımada’nın iklimine tabi olan insanlardan kızgın kumda yumurta ve kahve pişirmeyi görmüşler, ihtiyaç hâsıl oldukça menzil yolları üzerinde uygulamak suretiyle bu adetleri İstanbul’a kadar taşımışlardır.

   Bu adetler, güzergâh üzerinde bulunan kent, bucak ve nahiyelerde yerleşmiştir. Kumda pişirilen kahve âdeti, günümüze kadar gelmiş ve halen de yerini korumaktadır.

   Kahvehaneler, kahvenin içilmesinin yanı sıra tütün sarılıp içilen yerler olmuştur. Hatta Kâtip Çelebi, kahvehanelerin çoğalması üzerine, “halk işten güçten kaldı” demiştir. 1821 Yunan İsyanı, İzmit Körfezi kıyısında oturan Hristiyan halk arasında heyecan yaratmış. İskelelere yanaşan yabancı gemilerin Rum tayfası, kıyı halkını tahrik eder konuşmalar yapınca kahvehanelerdeki konuşmaların bir bölümü de devlete başkaldırı içerikli olmaya başlamıştır.

   Müslüman ve Hristiyanlar arasında zaman zaman sürtüşmeler meydana gelmiş. Çeşitli yerleşim alanlarına sıçrayan bu huzursuzluk bazı eski sakinlerin kendilerini güvende hissetmemeleri nedeniyle yer değiştirmelerini gerektirmiş…

   İstenmeyen olaylar artınca Kartallılar, kasabalarına zaptiye memuru gönderilmesini istemişler. Tütüncü Toma, eski bir Maltepeli olarak tütüncülük yapıyor ve geçimini bu yolla sağlıyormuş. 1871 yılında Yunanistan'a göç ederek Yunan vatandaşı olmuş. Osmanlı Devleti, Toma’nın çifte tabiyeti olamayacağı kanaatiyle Osmanlı vatandaşlığının iptali meselesini ele almış. Önce Toma’nın Maltepe’deki arsa ve hanesinin müzayede veya mirasçılarına devredilip edilmeyeceğinin belirlenmesini başlatmış.

   Akrabalarıyla görüşülerek hukuki sorunlar çözülmüş ve Toma Osmanlı tabiyetinden çıkarılmış. Yine Maltepe’de benzer bir olay da Tütüncü Aristidi ile devlet arasında yaşanmış. Depozito akçaları Aristidi’ye iade edilmiş. Kartallı Mirgül ve Tütüncü Ligori de kendilerine vekâlet yoluyla teslim edilen eşyayı ketm (saklamak) ve yahut zayi (kaybetmek) suçundan hapsedilmişler.

 

Yasalar-Yasaklar

   Devrin din âlimleri bir yandan kahve çekirdeğinin kömürleşecek bir düzeyde kavrulması nedeniyle kahve içilmesinin ve uyuşturucu kullanımı dinen yasak olduğunu tartışadursunlar içine haşhaş veya esmeramber karıştırılarak yapılan macunlar uyuşturucunun kolay satıldığı ürünler arasına katılmış. Kahvehaneler işlenecek suçların planlandığı yer olarak da kendini göstermekten geri kalmamış.

   Kartal’a işlemekte olan Akaş nam (isimli) vapurun kahvecisi Sabit’e; Debreli Hasan, Davud, Kartallı Serkis, Fettah Ağazade Arif, Hamal İbrahim ve Vanlı Ahmed’in oğlu Mehmed fiil-i şenî (cinsel saldırı) icra etmişler. Tedib edilmeleri (cezalandırılmaları) konusunda yazı çıkarılmış. (9. Dersaadet)

   Yabancı gezginler ise, buraları dedikodu yapılan tembel yuvaları olarak zikretmişlerdir. Böyle de olsa edebi etkinliklerin yapıldığı veya en azından yabancıların buraları görmek için çaba sarf ettiği yerler olarak da görmek mümkündür. Edebiyatımıza giren şu sözler acaba o günlerde söylenmiş olabilir mi?

 

  • Gölgede duran güneşi göremez.
  • En çok gürültü boş tenekelerden çıkar.

 

Yine gürültüyle ama göçebe kültüründe yeri olan hayvanlara yöneltilerek söylenen benzetmeler de göz ardı edilmemeli…

 

 

     *   Gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler.

 

   Şunu da unutmamak gerekir ki, kahvehanelerde bulunan insanlar yeri geldiğinde taşkınlık yapanlara ‘karşı kuvvet’ oluşturmuşlar. Böylesi bir olay Kartal’da görülmüş; ama fiili bir durum yaşanmamış. Bazı kişiler izinsiz maytap ve fişenk patlatıp ahaliyi rahatsız etmişler. Uyarılara kulak asmayınca çorbacılar ve kahveciler birlik olup saldırıya geçmeye karar vermişler. Bu teşebbüs haber alınınca Kartal Kazası Müdürü Abdülfettah, üst makamlara yazı yazmış.

  1. Selim döneminde İstanbul’da 600 kadar kahvehane bulunduğundan söz edilmekte, ancak bu sayıya İstanbul’un uzak nahiyelerindekilerin dahil edilip edilmediği bilinmemektedir. Merkezdeki kahvehanelerin süslü ve büyük oldukları kesin olmakla birlikte taşradakilerin daha ziyade ocak şeklinde oldukları dönemin resimlerinden anlaşılmaktadır.

   Sonraki yıllarda Maltepe’de açılan bir kahvede Rus Salib-i Ahmer (Kızılhaç) malzemesi kullanılmış. Kıtaatın (parçaların) toplanması ve lağvı (kaldırılması) ile eşyalar Rus Sefarethanesine götürülüyormuş. Polis olayı fark edince müsadere etmiş. Rus Salib-i Ahmeri Murahhası Prens Amotoni, eşyanın kendisine verilmesi talep etmesi üzerine müessesenin doğruluğu ve eşyaların kişisel olup olmadığı tahkikatı başlatılmış.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam