ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, Alman Marshall Fonu’nun (GMF) Washington’da düzenlediği video konferansında,
“Öncelikle ABD ile Türkiye’nin müttefik olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu ilişkiler, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinden tamamen farklı” ifadesini kullanmış ve “Türkiye’nin Rusya ile işbirliğini genişletme ve güçlendirme ve bazı konularda anlaşmalar elde etme isteğinin ABD’de endişe kaynağı olduğu ortada…
Bu özellikle Rus askeri teçhizatın alımı alanıyla ilgili. Bunun bir NATO müttefiki için yersiz olduğunu ve ABD ile Türkiye’yi, aralarındaki anlaşmazlıkların şiddetlenmesinin kaçınılmaz olduğu bir konuma getirdiğini düşünüyorum” diye eklemişti.
AB’nin Türk-Rus ilişkileri konusundaki görüşleri
Yine geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin Türkiye ve Rusya ile ilişkilerinin sıkıntılı olduğuna işaret ederek, bu ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğini söylemişti.
Borrell, Zagreb’de yapılacak Dış İlişkiler Konseyi Toplantısı’nda Doğu Akdeniz’deki durumla ilgili ortak bir karar alınacağını, ayrıca AB'nin Türkiye ve Rusya ile ilişkilerinin görüşüleceğini duyurmuştu.
AB’nin Türkiye ve Rusya ile ilişkilerinin sıkıntılı olduğuna dikkati çeken Borell, "Ancak bu ilişkileri düzeltmeliyiz. Sorunlar yığın haline gelmiş olsa da çözüme yeni bir noktadan hareket etmeliyiz." demişti.
AB’nin Rusya ile iş birliğini birçok alanda geliştirmesi gerektiğini kaydeden Borrell, iklim değişikliğinin yanı sıra Rusya’nın Suriye ve Libya’da AB’yi doğrudan etkileyen varlığının da büyük önem arz ettiğini vurgulamıştı.
Türkiye ile aralarındaki durumun ise İdlib’deki krize bağlı olduğunu söyleyen Borrell, "Sığınmacı krizi de burada başladı. Türkler bu insanları (sığınmacıları) sınırların açık olduğuna inandırıyor, ancak sınırlar açık değil. Kendi sınırlarımızı korumalıyız. İnsanlar sınırları zorla geçemezler." değerlendirmesinde bulunmuştu.
Libya konusundaki görüşler
Borrell, Türkiye’nin Libya’daki krizde önemli bir role sahip olduğunu belirterek ortak kararın AB’nin net tavrını ortaya koyacağını sözlerine eklemiştir. Her ne kadar Türk ve Rus ortak çabalarıyla Libya’da suların durulabileceği konusunda görüşler var ise de AB’nin hırçın çocuğu Fransa lideri farklı ve hezeyanlı bir tutum içindedir. Macron, aşağıdaki nedenlerle Türkiye’nin Libya üzerinde söz sahibi olmasını içine sindirememektedir:
- Türkiye, Osmanlı Devleti’nin topraklarından olan Libya için özellikle 20’nci yüzyıl
başlarında büyük mücadeleler vermiş, ancak Balkan Harbi’nin patlak vermesiyle bu bölgeyi kaybetmişti. Dolayısıyla tarihten gelen bağları vardır.
- Türkiye, Hafter’e karşı ulusal güçlerin temsilcisi Saraç’ın yanında yer almıştır. BM
Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkeler, Ulusal Birlik Hükümeti’nin lideri Fayez El Saraç’ı tanımış; Türkiye, Cezayir ve Katar’ın verdiği destekle de bölgede dengelerin değişmesine sebep olmuştur.
- Türkiye’nin Akdeniz’de yaptığı kararlılık gösterileri ve tatbikatlar başta Yunanistan
olmak üzere Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Fransa üzerinde soğuk duş tesiri yaratmıştır. Türkiye’nin bu tavrını devam ettirmesini de tehdit olarak görmektedir.
Almanya’nın tavrı
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile gerçekleştireceği görüşme öncesinde Libya’daki diyalog sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Merkel, Menfi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "Başbakan (Abdülhamid) Dibeybe ile daha önce görüştüğüm, yabancı askerlerin ülkeden çekilmesinin nasıl ele alınması gerektiğini de görüşeceğiz. Libya'nın geleceği, dış etkilerle değil, Libya'nın kendi güçleri ve halkı tarafından tayin edilmelidir" ifadelerini kullanmıştır.
Bununla birlikte 24 Aralık’ta düzenlenmesi planlanan seçimler öncesinde Menfi ile siyasi çözüm sürecini görüşmeyi planladığını kaydeden Merkel, "Hâlâ istenecek çok şey ve yapılacak çok hazırlık var. Bunlar, parlamento seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimiyle alakalı ve bahsi sürecin bu kısmından açmak istiyoruz" demiştir.
Sonuç
Libya’nın rakip siyasi odakları arasında uzun süredir devam eden savaş, yeni bir birlik hükümetinin kurulmasıyla sonuçlanmış, geçici hükümet, genel seçime kadar iki rakip yönetimin yerini almıştır.
Esasen Libya’da bulunan yabancı güçler, müzakere sürecinin önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. Merkel’in krizin ilk başlarında aldığı tavır daha ılımlı iken gerek Fransa’nın etkisiyle gerekse sürecin uzamasıyla çözülemeyecek bir hal almaktadır. Fransa ve Almanya’nın birbirlerine yaklaşması, alacakları ortak kararın Türkiye aleyhine olacağı kanaatini vermektedir.
Ayrıca AB ülkelerinin Türkiye’yi karşılarına almaları, Türkiye’yi Rusya ile daha yakın işbirliğine itecektir.