SON DAKİKA
reklam
reklam

Fransa’nın Dün’ü

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2021, Cumartesi - 10:07   Okunma Sayısı:

 

   Macron, yine Türkiye’ye dönük hezeyanını kontrol altına alamamış, Cezayir ile yaptığı görüşmelerde Türkiye’ye sataşmadan edememiştir. Bu yazı geçmişte şu konuları hatırlatır:

 

Kanuni devrinden başlayan ayrıcalıklar  

   Kanuni Sultan Süleyman’ın “Ben ki, ...” diye başladığı ve kendisini uzun tümcelerle överek üç kıtanın hakanı şeklinde tanımladığı mektubunda, Fransa Kralı’na kısaca, “Sen ki, Fransa Kralı Fransuva’sın” diye hitap etmesi onu ne kadar küçük gördüğünün göstergesidir.1

   1535 yılında tanınan kapitülasyon hakkı, 1740’da genişletilmiş, 1802, 1808 ve 1861 anlaşmalarıyla daha da geniş alanlara yayılmıştır. Ayrıca Fransa, Türkiye’deki azınlıklarla ilgili söz söyleme hakkını da eline geçirmiştir.2

   19’uncu yüzyıldaki Fransız devlet adamı Guizot, hatıratında “Avrupa’da güç dengesini sürdürmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu olduğu gibi bırakmalı ancak zamanla veya olayların gelişmesiyle İmparatorluk bölünür veya bir vilayet İmparatorluk’tan ayrılırsa, bu vilayetin yeni ve bağımsız bir devlet halini almasını sağlamak gerekir.

   Böylece bu devletler, ileride devletler ailesi arasında bir yer işgal ederek yeni Avrupa dengesinin parçası olabilirler. Fransa için uygun olan ve kanımca uygulanması gereken siyaset de budur.” demiştir.

 

Günümüzdeki dayanış(ma)

     Dört buçuk asır öncesiyle ekonomik ayrıcalıklar temin ederek Osmanlı Devleti’ni sömürmeye ve azınlıklar üzerinde söz söylemeye başlamış olan Fransa, AB’nin tüm ülkelerini etkilemektedir.

   Avrupa’nın kibirli ve hırçın ülkesi Fransa, Türkiye ile olan ilişkilerini yüzyıllardan beri uyguladığı sinsi, ama istikrarlı bir devlet politikasıyla yürütmekte, günümüzde de NATO’yu ve AB’yi Türkiye’ye karşı kararlar almaya teşvik etmektedir.

     Özellikle de Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Sosyalist Parti’den seçilen ilk Cumhurbaşkanı François Maurice Mitterand’ın eşi Bayan Danielle Mitterand zamanında teröristler bir melek anne bulmuşlardı. Bn. Mitterand (!) atalarının bu vasiyetini hiç göz ardı etmemiş, bir de Kürt teröristlerin hamiliğini yapmıştır.

   Chirac, Türkiye ile ilişkilerde daha itidalli davranmakla beraber Kürt ayırımcılığını desteklemiş, Ermenilere yakın davranmıştır. Çapkınlıklarıyla ön plana çıkan fakat ülkesinde toplum olaylarının mimarı olarak görülen Sarkozy ise, Türkiye’nin AB’ye girmesine kesinlikle karşı çıkmıştır.

 

Ülkeler arasındaki ilişkiler

   Ülkeler arasındaki ilişkilerin olumlu veya olumsuz olması, yöneticilerin demeçleriyle, alacakları kararlarla ve konjonktürel gelişmelerle yakından ilgilidir. Tabii ki bu yakıştırmayı halklara mal edemeyiz.

   Çağın gerisinde kalmış köhne politikaları takip edenler ve emperyalist düşüncelere sahip olan liderler her dönemde çıkmıştır. Müttefiklerimiz, AB ülkeleri ve bazı komşularımız, olayları farklı algılayabilir, bunun sonucu olarak da kasıtlı davranabilirler. Bunda yöneticilerin ve aydınların yanı sıra sivil toplum örgütlerinin de payları vardır.

   Örneğin; Cezayir sesini çıkartmazken orada Fransız askerlerinin yaptığı soykırımı biz dile getirmiştik. Çapkın (!) Sarkozy, Cezayir halkının gözünün içine bakarak “Birtakım istenmeyen olaylar olmuş olabilir, değerlendirmeyi tarihçilere bırakalım” demişti.

Şimdiki Cumhurbaşkanı Macron da, Cezayir hükümeti için “siyasi askeri sistem” ve “Fransa nefreti üzerine kurulu” gibi ifadeleri kullanmıştır. Macron açıklamalarına devam ederek, Cezayir’in Osmanlı yönetimindeki dönemine atıf yaparak, “Cezayir’in bir ulus olarak inşası, izlenmesi gereken bir fenomendir. Fransa’nın sömürgesi olmadan önce Cezayir ulusu var mıydı? Türkiye’nin Cezayir’de oynadığı rolü ve kurduğu hâkimiyeti tamamen unutturma kapasitesinden büyülendim. Tek sömürgecinin biz olduğunu açıklamak harika…” demiştir. Cezayir yönetimi de bu açıklamaları, “sorumsuz” ve “içişlerine yönelik kabul edilemez bir müdahale” olarak nitelemiş ve Paris’teki Büyükelçisi’ni istişarelerde bulunmak üzere çekmiştir. Cezayir, Fransa’nın beş bin askerin katılımıyla yürüttüğü Barkhane Operasyonu’na lojistik destek sağlamak için faydalandığı kendi hava sahasını uçuşlara kapatmıştır.

 

Ben merkezli tavırlar

   Macro-Sarkozy politikası (!) devam etmektedir. Fransız basınına ait bazı kaynakların hâlâ teröristler için asi, gerilla, yurtsever, Kürt halkının savaşçıları gibi terimleri kullanıyor olması düşündürücüdür.  

     Fransa’nın bugünkü ben merkezli tavrı sadece Türkiye için değil Avrupa için de sorun teşkil ediyor. AB’nin kurucusu ve lideri olmasının avantajını diğer üye devletler üzerinde tahakküm demeyeyim ama, zorunlu yönlendirme şeklinde kullanıyor. Fransa bu tavrından sıyrılmadığı sürece AB ile olan ilişkilerimizin rayına oturamayacağını söylemek mümkündür.  

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam