SON DAKİKA
reklam
reklam

İstemezseniz fıkralara geçin

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Kasım 2021, Çarşamba - 10:55   Okunma Sayısı:

Karga tulumba

Venedik İtalyancası’ndaki “Carga la Tromba” yani yelken indirip toplama emrinin değiştirilerek dilimize geçmiş halidir. Cargar, bohça etmek, sarıp toplamak anlamına geliyor. La Tromba ise yelken anlamındadır.

Ortada son derece karikatürize bir durum vardır. Gözümüzün önüne 1600’lü yılların İstanbul’u geliyor. İstanbul’da Osmanlı hâkimiyeti oturmuş, Marmara Denizi birçok ülkeden gelip geçen ticaret gemileriyle dolup taşıyor. Limanlardan birine bir Venedik gemisi yanaşmış, mal indirecek. Bizim Türk liman personeli de karada bunları seyrediyor.

Geminin II. kaptanı tayfaya sesleniyor: Carga la Trombaaa!” Tayfalar da nedense hemen söküp dertop ettikleri ağır yelkenleri bir iki kez sallayıp bir tarafa atıyorlar. Türkler hâlâ seyrediyor. Gel zaman git zaman Türkler “carga la tromba”nın anlamını söküyorlar.

Ağır şeyleri karga tulumba taşıyıvermek pek hoşlarına gidiyor. Aslında bir başka anlam da şu olabilir mi, acaba? Tulumba ile taşınan kargı kelimesinden gelebilir mi?

 

*               *               *

Balık kavağa çıkınca…

İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'e açılan noktasındaki Rumeli Kavağı ile Anadolu Kavağı’nda (Kabak, kabağında  öz Türkçede “önü, önünde” anlamına gelir) çok rüzgârlı ve akıntı kuvvetli olduğu için balık tutmak zordur.

Bu nedenle balığın bol bulunduğu ve fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların,  Kavaklar'a kadar götürülüp satıldığı görülür. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyen müşterilere, balıkçılar tarafından verilen yanıt ise “o sizin dediğiniz ücret, balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.

Verilen sözün asla yerine getirilmeyeceğini veya bir işin olamayacağını anlatmak için kullanılan “balık kavağa çıkınca” deyimi bu halden doğmuş; ancak zaman içinde deyimde geçen “kavak” kelimesi gerçek  anlamını yitirerek, “kavak ağacı” (?) zannedilir olmuştur.

 

*               *               *

 

Temel bir gün gemide gidiyormuş. O gün hava çok rüzgârlı ve soğukmuş. Temel adamlarına;

   ---Pusulayı getirin bana! Adamları aramış; ama pusulayı bulamamışlar. Temel’e,

   ---Pusula yok neyi getirelim? demişler.

   ---O zaman kelime-i şehadet getirin.

 

*               *               *

 

Lâzların atölyesinde bir iş kazası olmuş ve bir Lâz’ın parmağı kopmuş. Lâzlar hemen ilk yardım yaparak kopan parmağı bir buz torbası içinde hastaneye yetiştirmişler. Koşarak cerraha parmağı vermişler. Parmağı alan cerrah,

   ---Güzel, parmağa bir şey olmamış. Hasta nerde?

   ---Ne hastası? Onu da mı getirmemiz gerekiyordu?

 

*               *               *

Hâkim Temel’e sorar:    

   ---Bu adamı merdivenden iterek sen mi düşürdün? Temel yanıtlar:

   ---Sadece bir basamak ittim, diğerlerinden kendisi düştü.

 

*               *               *

 

Pilot Temel telsize var gücüyle bağırıyordu:

   ---Ula, sağ motor bozuldu. Düseyrum, düseyrum. Meydey düseyrum. Kule düseyrum. Kule hemen cevaplar.

   ---Mesajınız anlaşıldı. Yerinizi bildirin, yerinizi bildirin! Temel gayet ciddidir.

   ---Pilot kabini, öndeki sol koltuk, pilot kabini, öndeki sol koltuk…

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam