SON DAKİKA
reklam
reklam

Adapazarı’ndan

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Aralık 2021, Salı - 09:26   Okunma Sayısı:

 Diyojen’den

Bir eşkıya, fakir olduğu için ona hakaret etmiş. Diyojen hiç kızmamış, sadece;

 

   ---Bir adama, fakir olduğu için hakaret edildiğini hayatımda hiç görmedim; ama pek çok insanın hırsızlıklarından ötürü asıldıklarını gördüm, demiş.

 

Koşucu

Bir gün de Diyojen’e, "İhtiyarladınız. Artık sizin dinlenmeniz gerek!" demişler. Diyojen;

 

   ---Niçin, eğer koşucu olsaydım, koşunun sonuna doğru yavaşlamam mı gerekirdi? Tam tersine bütün gücümle koşmam gerekirdi, demiş.

 

Müzenin bahçesinde

Adapazarı’na gitmiştik. Gezeceğimiz müzenin önüne geldik. Aracımızı otoparka çekerken güvenlik görevlisi yanımıza geldi. Konuşmalar şöyle cereyan etti:

 

   ---Günaydın, müzeyi gezmeye geldik, gezebilecek miyiz?

   ---Cık

   ---Başka gezebileceğimiz yer var mı bu civarda?

   ---Cık

 

Üçüncü soruyu sormaya cesaret edemedik, gudubet suratlı adamın üçüncü kez açıklamasına maruz kalmamak için.

Hemen İstanbul’dan Hayrettin’i aradım. Yaptığım hazırlıkları ve olayı anlattım, güldü. Bu İngiliz’in yaşadıklarına benziyor dedi ve başladı anlatmaya…

 

“Yıllarca Türkiye’de yaşamış olan bir İngiliz, İstanbul-Londra bileti almak için Taksim’deki havayolu seyahat acentasına gitmiş. Gününü ve saatini belirterek bilet olup olmadığını sormuş. Aldığı cevap ‘cık’ olunca; ‘Vay anasını Türkçe’de daha bilmediğim ne kelimeler varmış’ demiş…

 

Gayet planlı ve neşeli başlayan yolculuğun bu şekilde sonuçlanması canımızı sıkmıştı. Bu durumdan hemen kurtulmalıydık. Yakın civarda bir sanat evini gezmeye gittik. Devre arkadaşım Raif, Türk insanının değişik özelliklerini anlatmaya başladı.

 

Kulağını tersten göstermek

… Bir bahçemiz vardı, kapısın bir menteşesi kırık, kilidi kopuktu. Kapı düşmesin hem de kilit görevini yürütsün diye bir ucu sabit olan teli arkasından geçiriyor ve diğer ucunu kapının yanındaki direğe sarıyordum. Nice insan geldi geçti, benim basitçe sardığım ucu açarak içeriye girdi. Boya işi yaptıracağım gün boyacı olduğunu söyleyen bir adam geldi ve telin sabit olan ucuna bakmaya başladı. Hiç sesimi çıkarmıyor ve göz ucuyla onu izliyordum. Baktı baktı ve sabit olan açılması zor ucu açarak içeriye girdi.

 

   Olağandışı bu durum çok ilgimi çekmişti. Kapının nasıl açıldığı önemli değildi artık benim için. Bu adamı çözmeliydim. Yanıma davet ederek çay ikram ettim. Çaylar gelince önce çayı içti ardından kesme şekeri yedi. Bu ikinci sıra dışılıktı.

 

… Öğle yemeği için hazırlık yapılırken dişlerini fırçaladığını ve sonra da yemeğe oturduğunu gördüm. Artık benim için neşelenmekten başka yapacak bir şey yoktu. Hatta daha sonra neler olabileceğini kurgulamaya bile başlamıştım. Örneğin; muslukları takmadan önce suyu açmak, suyun geldiğine kani olduktan sonra muslukları takmak ama takıldıktan sonra kontrol etmemek…

 

   Sonu ve sonuçları öne çekmeye çalışan bu adam kafamı karıştırmıştı. Acaba Karadenizli miydi bu adam da?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam