SON DAKİKA
reklam
reklam

Ölüme gidişler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Aralık 2021, Cuma - 10:49   Okunma Sayısı:

 

Bizim insanımız şehit olmaktan korkmaz. Bir emekli subay olarak bunun ulviyetini tartışmak bile istemem. Ülkemizin toprağına düşman çizmesi basmadıkça, sınırlarımız delinmedikçe, bayrağımıza saldırı olmadıkça kimseye sataşmayız. Bunlara halel gelirse gözümüz karadır. Bu yazımda ölümden korkmayan bazı klinik vakaları dile getirmek istedim:

 

Bir tatbikat sahasından

1976 yılı… Erciş’teki birliğimiz Ağır Havan atışları yapacaktı. Atış müdürlüğü görevi bana verilmişti. Dik mermi yollu bir silah olan havandan çıkacak mermiler çok yüksekte bir tepe noktasına ulaştığı için hava yollarına, Hava Kuvvetlerine ve diğer ilgili birimlerle köy muhtarlıklarına “Notamlama” yoluyla bilgilendirme yapılması zorunluluğu vardı. Bölgeyle ilgili koordinatları çıkarmış ve atışlardan 15 gün öncesinde komuta kanalıyla ilgili yerlere yazılı duyuruları başlatmıştık...

Atış günü hazırlıklar bitmiş, Ordu Komutanı da gelmişti. Komutan hedef bölgesini dürbünle gözetlerken hedef bölgesinde insanlar ve hayvanlar gördüğünü, atışın başlatılmamasını istedi. Tabur komutanım da ciple hemen hedefe gidip konuyu öğrenmemi istemişti. Hedef yaklaşık 2,5 km. ileride dağın eteğindeydi. Buraya ulaşınca bir yaşlı çoban görmüştüm. Aramızda geçen konuşmalar şu şekildeydi.

 

   ---Neden buradasınız? Size burasının yasak olduğu muhtar ve jandarma tarafından söylenmedi mi?

   ---Vallah gumandan söylenmiştir.

   ---Ee, şimdi atış yapılacak, görmeseydik ölebilirdiniz…

   ---Doğru dersin, ama ölüm Allah’ın emri… Ne’dek?

***                         ***                         ***

 

Takip ettiği adama yaklaşarak sırtına bıçağı saplar ve kimse fark etmeden olay yerinden sıvışır. Bir süre sonra cinayette kullandığı bıçağın yanında olmadığını, bunun aleyhinde delil olacağını düşünerek olay yerine gelir. Yerde yatan bir adam görür ve sorar:

 

   ---Bıçağımı kaybettim, gördünüz mü?

   ---Nasıl bir bıçaktı?

   ---El kadar, ince, hafif kıvrık, sedef kabzeli

   ---Buldum galiba

   ---Nerede?

   ---Sırtımda

***                         ***                           ***

 

Denize girmek üzere soyunmuş kumun üzerinde oturmaktadır. Arkadaşları çeşitli atlama şekilleriyle iskeleden denize atlamaktadır. Onlara bakarak kum üzerinde basit atlama pozisyonlarını yapmaya çalışırken arkadaşları onun da atlamasını istemişlerdir.

Bir arkadaşı ise, yüzme bilmediğini ve kesinlikle atlamaması gerektiğini söyler. Etraftakilerin doldurması ağır basınca dayanamaz suya atlar ve bata çıka çırpınırken su yutmaya başlar. Atlayıp kendisini kurtarırlar. Birisi sorar:

 

   ---Sana atlama dediler, niye atladın?

   ---Yüzme bilmediğimi şimdi öğrendim.

 

***                         ***                           ***

Hâkim Temel’e sorar:

   ---Bu adamı merdivenden iterek öldürmüşsün, neden?

   ---Ben ilk basamaktan itmiştim. Sonrakiler bana ait değil!

 

***                        ***                           ***

İç Siyaset

Hiç girmek istemediğim bir konudur iç siyaset… Osmanlı yönetiminde çünkü ülkemizde icra edilen iç siyaset lekelidir. İktidarın ve muhalefetin şikâyet ettiği hususlar bellidir. İsraf ve lüks içinde bir yaşamın sürdürülmek istenmesi, eğitim sisteminin yerine oturtulamamış olması, devletin yargısıyla, maliyesiyle çalkantılı bir halde yönetilmesi

 

 

gibi temel konular Cumhuriyetimizin fabrika ayarlarıyla oynanmasına yol açmıştır.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam