Geçtiğimiz ay okuduğum kitapların içinde sizlere Nermi Uygur (1925-2005)’un “Yaşama Felsefesi”, isimli (Baskı: 4, Yıl: 1993) kitabını tavsiye etmiştim. Kendisi bir felsefe profesörü… Hayata bakışı çok farklı. Sizlere bu kitabın bazı satırlarını aktarıyorum:
Kimi durup dururken çakıverir, yakar, aydınlatır.
Kimi parlarken söner, iz bile bırakmaz. (s: 14)
Düşünce ekonomisi: Az çabayla çok bilmek (s: 18)
Akıllı, daha az akıllıdan daha çok akıllıysa aptal, kendinden daha aptaldan daha mı az aptaldır (s: 26)
Aklı delicesine övmektense deliliği akıllı akıllı göklere çıkarmak yeğdir. (s: 26)
Dalda, toprakta, yelde kokuda, kuşta böcekte bir telâş, bir telâş… (s: 30)
Yeni bir ışık yakmak zorunda olmadığımıza inanabiliriz. Yine de zorundaymışız gibi davranmamız gerekir (s: 26)
Kırk hadım nasıl bir erkeğin yerini tutmazsa, kırk düzmece dost da tek bir gerçek dostun yerini tutmaz. (s: 35)
Caneriği, çağla, badem, kiraz, dut, çilek… şeftali, mısır, kavun, karpuz, ceviz, incir, üzüm, kestane… Erikle başlar, kestaneyle sona erer sıcak günler. (s: 47)
Öğrenme, yanlışların yardımıyla yetişmektir… Kendi kendisinin efendisi olmak isteyen, bu isteğin birlikte getirebileceği yanılmalara göğüs germek zorundadır.
*** *** ***
Askeri okullarla ilgili
Burada Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okullarıyla ilgili konuya temas etmeden geçemeyeceğim. Bir emekli subay olarak Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulunda okudum. Çocukluk ve gençlik yıllarımda vatan sevgisiyle dopdolu olmayı, silah arkadaşlığının kardeşten öte olduğunu hissetmeyi ve edilen yemine sadık kalmayı bu okullarda öğrendik.
Eski öğretmen ve komutanlara saygılı ve nazik olmak, özel günlerde onları aramak -mümkünse ziyaret etmek-, milletin her ferdini sevmek ve asla yalan söylememek (İsterseniz söyleyin, yalanınız açığa çıktığında ceza alacağınız kaçınılmazdır), hepimizin bugün bile tavizsiz sürdürdüğü kazanımlar arasındadır. Harp Okulu yıllarımda Harbiye Marşı’nı söylerken bütün vücudumuzu büyük bir heyecanın kapladığını bilirdik.
Öğrenimlerine son verilenler
Ve dolayısıyla bugün öğrenimlerine son verilen Kuleli öğrencileri ve Harbiyelilerin üzüntülü ruh hallerini anlayabilmek, bizler için hiç de zor değildir. Gitti o gencecik çocukların gençlikleri, hayalleri, ümit ve beklentileri... Hepsine FETÖ’cü gözüyle bakabilir miyiz?
Kimdir bu çocukları kötü emellerine alet edenler? Önceki yıllarda ve aylarda atılanların anlattıklarını dinledikçe gerçekten ağır ve zor olan Harbiye eğitimiyle ilgisi olmayan bir meşgale yaşamış olmalarını, hele hele ahlaksızlık ve fuhuş gibi birtakım yakıştırmalarla karalanan kız ve erkek öğrencilerin okuldan uzaklaştırılmalarını içime sindirememiştim.
Dönemin okul, alay ve tabur komutanları, öğretim başkanları kimlerdir? Nasıl böyle şeyler yaparlar? Komuta kademesine kadar uzanan bir mekanizma varken bu okullar hiç mi denetleme görmedi? Şimdi herkes birbirinin üzerine atıyor. “Efendim kimi kime şikâyet edeceksiniz? Herkes onların adamı zaten” diyor. Bu kolaycı yöntem, oldukça da yaygınlaşmaya başlamıştı.
Söz konusu olan vatansa
Vatan sevgisi doğruları görüp söylemektir. Terfi beklentisi içinde olan insanlar, konuyu bilse de rütbe, mevki, makam kaybetme endişesiyle üst makamlara duyurmamış, duyurulmasını da istememişlerdir.
Peki, ey oportünistler, bir basın açıklaması yaparak istifa etmeyi neden düşünmediniz? Şimdi daha mı iyi oldu? Yüce Atatürk’ün “Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır” sözünü hiç mi hatırlamadınız?
Üzüldüğüm bir diğer konu da askeri lise ve harp okullarında görev yapan müstahdem (yemekhane, koğuş görevlileri, lostra, çamaşırhane, banyo sorumluları, terziler ve berberler) ve idari işlerde çalışan sivil memurların (sekreterler, not kayıt memurları) işlerine son verilmiş olmasıdır. Veya aynı işleri yapmayacak olmalarıdır.
Bizler, 1975 yılında mezun olduktan sonra o vefa insanlarını hep aramışızdır. Orta yaşta olanlar vardı, yaşlanmış emekliliği gelmiş olanlar vardı. Hayatını kaybetmiş olanlara rahmetler diliyorum. Hayatta olanlar varsa onore olsunlar. Bu insanların da bizim üzerimizde çok hakları vardır. Bazen en üzüntülü zamanlarını onlarla paylaşanlarımız olurdu.
Zamanında kalkamayıp yatağını düzgün yapamayan öğrenci, koğuş görevlisine yatağını düzeltmesini rica ettiği zaman gözü arkada kalmazdı. Evet, onlar asker değildi, sivil kişilerdi ama her birisi şefkat meleğiydi. Askeri liselerin ve her üç kuvvetin Harbiyelerinin kültüründe onların da payı ve katkıları vardır... İnanıyorum ki, şimdi o insanlar da büyük üzüntü duyuyorlardır.
Tesisleri kapatmak
Bir tesisi ortadan kaldırmak o kadar kolay olmuyor. Hatıralar, hisler ve bir parçasını oluşturduğu ana kültür hep etkileniyor. Şimdi böyle bir yerde bu yoksul milletin imkânlarıyla çağının modern eğitim ve öğretim tekniği ve imkânlarıyla yetişmiş bir insanın Harbiye ruhunu kaybetmesi mümkün mü?