SON DAKİKA
reklam
reklam

Rusya’ya yakın davranma Batı’dan uzaklaşmak anlamına mı geliyor

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Aralık 2021, Cuma - 11:21   Okunma Sayısı:

 

The Moscow Times

Türkiye’de dört reaktör inşa etmesi karara bağlanan Rosatom’un Şefi Sergey Kiriyenko, ilk olarak reaktörün yüzde 100 hissesine sahip olacağını daha sonra ise yüzde 49’luk hissesini başka yatırımcılara açacağını belirtiyordu.

Oysa Rosatom’un ülke dışındaki diğer anlaşmaları, özellikle de Çin, Hindistan ve İran’dakiler şirketin herhangi bir hisse sahibi olmasına ya da yönetici konumunda olmasına izin vermiyor.

 

The Wall Street Journal 

Rusya ve Türkiye’nin Karadeniz’de yüzyıllar boyunca iktidar mücadelesini sürdüren iki imparatorluğun mirasçıları olduklarını ve “Soğuk Savaş” sırasında NATO-Varşova Paktı’nın çekişme alanında bulunduklarına değiniyor, Rusya’nın Türkiye’ye doğal gaz satışının hızla büyüdüğüne işaret ediyordu.

Rusya’nın Gürcistan’a girdiği 2008 yılından itibaren  ABD ile Avrupa Birliği’nin bölgedeki etkisi sona ermiş, savaştan sonra Rusya Federasyonu güçlenmişti.

 

Financial Times

Moskova ve Ankara’dan yetkililer, ülkeler arasındaki ticaretin gelecek beş yılda 100 milyar dolara çıkabileceğini belirtiyor. Bu rakam Rusya’nın AB’nin tamamıyla olan şu anki ticaretinin yarısıdır. 

Rusya enerji ihracatının yüzde 70’ini Türkiye’ye yapıyor. Moskova 2008 yılında nükleer santral ihalesi açıldığında ilk teklifi veren ülke olmuştu; ancak ihale daha sonra iptal edilmişti. Anlaşma, Rusya’nın bölgenin en hızlı büyüyen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin enerji piyasasındaki konumunu güçlendirme isteğine işaret ediyor.

 

Bloomberg

Rusya, çoğunluğu enerji sektöründe olmak üzere Türkiye’yle 25 milyar dolarlık anlaşmaya imza atmıştır. Bu durum ülkenin küresel enerji piyasalarındaki rolünü artırma çabalarının bir sonucu.

Dünyanın en büyük enerji üreticisi Rusya, hem Türkiye’nin ilk nükleer santralini inşa edecek hem de petrol ve doğalgaz boru hatlarını Türkiye üzerinden genişletebilecek. Türkiye Avrupa’ya giden enerji kanallarının merkezi olmak istiyor.

 

The Associated Press 

Bir ABD müttefiki olan Türkiye,  “Soğuk Savaş” sırasında NATO’nun en ön saftaki üssü olarak hizmet etmiş; ancak Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra ilişkiler hızla gelişmişti. İki ülke önümüzdeki beş yılda ticaret hacimlerini üçe katlayarak 100 milyar euro seviyesine çıkardı. Boru hattı projesinin hedefi Türkiye’nin İstanbul Boğazı’ndaki sıkışık tanker trafiğini rahatlatmayı amaçlıyor. Rusya sattığı gazla Türkiye’nin en büyük ikinci ticaret ortağı haline geldi.

 

Avrupa bu gelişmeleri nasıl değerlendirdi?

Bugüne kadar Rus devlet adamlarının Türkiye ziyaretleri, ekonomik ilişkilerde dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Avrupa’daki bazı çevreler, Türkiye ve Rusya’nın enerji konusundaki yakınlaşmasını “Avrupa’ya karşı bir doğal gaz savaşı” olarak değerlendirmişlerdir. Hatta iki ülkenin enerji anlaşmalarını ortak ekonomik çıkarlar çerçevesinde Avrupa’ya karşı ortak tutum geliştirebileceğini savunmuşlardır.

2014 yılında yayımlanan makalelerde Orta Doğu ve Türkiye uzmanı Prof. Dr. Udo Steinbach, Türkiye’nin Batı’yı kendisine “muhalif” gördüğünü dolayısıyla her iki ülkenin “ortak düşman” fikrinde buluştuğunu; ancak bunun kırılgan olacağını belirtmişti.

Aynı uzman, her iki ülkenin önemli bazı konularda uzlaşma sağlayamamış olsa bile Avrupa’nın –ve tabii ki Almanya’nın- Türkiye’yi bazı konularda yalnız bırakmasının Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırdığını yazıyordu.

 

Türkiye’nin tavrı nasıl olacak?

Fethullahçı Terör Örgütü’nün bu ülkeye ve insanına yaptıkları somut bir şekilde ortaya çıkınca Avrupa ve ABD kuru bir kınamayla yetinmiş, yine Türkiye’nin yanında durmamışlardır. Türkiye’nin en sıkıntılı ve devlet nizamının en hassas olduğu dönemde ülkemizi ziyaret etmek bir yana demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda dayatmalar, baskıcı tutumlar ve tehditlerle dolu tavır almayı tercih etmişlerdir.

Para birimimizle ilgili kararlar, AB’ye almama, NATO yükümlülüklerindeki eksik yanlar bu tavırlara örnek olarak verilebilir. Son olarak idam cezasının kabul edilmesi halinde Türkiye’yi tamamen karşılarına alacaklarını da açıkça belirtmişlerdir.

Türk hükümeti, ülkede iç desteği alırsa bu kararları uygulayabilir; ancak hesabını çok iyi yapmalıdır. Dedikleri olmadığı takdirde ülkemizi karıştırmak için her türlü melâneti yapacaklardır.

Tıpkı “FETÖ olgusu”nda olduğu gibi… Tıpkı İngiltere’nin Alevi sorununu kendi parlamentosunda ele aldığı gibi… Tıpkı Almanya’nın Güneydoğu Anadolu’da PKK terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadelede NATO’ya ait diye tankları kullandırmadığı gibi… 

Türkiye AB’ye girmek için hâlâ kararlı olsa da, Rusya’nın Batı’ya karşı beslediği öfke duygularını paylaşmakta haklıdır. Türkiye’nin, ekonomisini yeni pazarlara açmaya ihtiyaç duyması ve Rusya’yla yakınlaşması doğaldır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam