24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Federasyonu Hava Kuvvetlerine ait Sukhoi Su-24 M tipi bir uçak, Hatay bölgesinde düşürülmesi üzerine Rusya ile yeni bir dönem başlamıştı.
Gergin dönem
Bu durum bazı kesimlerce “Rusya’nın Türkiye ’ye yönelik askeri kısmi bir müdahalesi gerekebilir” kaygısına yol açmış, her iki ülke arasında sert mesajların ve bir takım yaptırımların ortaya çıkabileceği düşüncesine yol açmıştı.
Evet, belki mesele ciddi idi ama olduğundan fazla büyütmek de bir NATO-Rusya gerginliğine yol açabilirdi. Kesin ve somut sonuç, olayın Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonunu daha da zorlaştıracağı yönündeydi...
Aslında böylesi bir olay, 1950’li yıllardan beri ve Soğuk Savaş süreci sonrasında ilk kez bir NATO üyesi ülkesinin hava sahasında cereyan etmişti. Rusya, Suriye İç Savaşı’na müdahil olduğundan beri ilk ciddi kaybını bu olay neticesinde yaşamıştı.
Rus uçağının düşürülmesinde icraat doğru; ama angajman kurallarının en alt kademeye indirgenmesi yanlış olmuştu.
Olayın Türkiye’ye yansımaları
Olayın hemen ardından Türk Rus ilişkileri diplomatik alanda gerilemiş, Rusya’nın ekonomik yaptırımları art arda gelmeye başlamıştı. Her sene gelen milyonlarca Rus turist o yıllarda gelmeyince Antalya bölgesi tatil sezonunu boş geçirmek zorunda kalmıştı.
Domates üreticisi ise başka pazarlar arayışına girmişti. Türkiye, son 1,5 yıldan beri dış politikada yaptığı yanlışlıklar sonucu siyasi ve ekonomik sıkıntılarla çalkalanırken zamansız ve gereksiz şekilde yeni sıkıntılara maruz kalmıştı.
Ukrayna Krizi
Ukrayna krizi, Rusya’yı Batı ile karşı karşıya getirmişti. Batı, Kırım’ı ilhak eden Putin’e karşı ekonomik yaptırım kararları alarak köşeye sıkıştırmaya çalışmıştı. Kırım’ın ilhakına Türkiye de şiddetle karşı çıkmış ve olayı uluslararası platformlara çekmişti
Ani düşen petrol fiyatları karşısında ruble devalüasyona uğramış ve Batı’nın ekonomik yaptırımları Rus ekonomisine hissedilir bir darbe vurmuştu. Bu sıkıntılar karşısında Rusya Batı’nın planlarını sekteye uğratmak için Suriye meselesine müdahil olmuştu.
Putin, zeki bir manevrayla aldığı Beşar Esad’a destek kararıyla Türkiye, Katar, Arabistan ve Batı’nın karşısına geçmişti. Putin ani kararlarıyla Batı’yı sıkıştırmaya veya çıkış noktası aramaya çalışıyordu.
Müşterek noktalar
Yukarıda sıralamaya çalıştığım konulara temcit pilavı haline dönüşen doğalgaz ve petrol boru hatlarını, nükleer tesisleri de eklersek müşterek noktaların hiç de küçümsenemeyeceği görülmektedir.
Bir yanda tüm komşularıyla ihtilâflı NATO üyesi Türkiye, diğer yanda Batı’nın pençelerine düşmüş dünün Doğu Bloku’nun lideri Rusya… Evvelî düşmanların ezelî dostluğu söz konusudur şimdi… Şartlar her iki ülkeyi kafa kafaya vermeye ve yeniden düşünmeye itmiştir.
Yeni kaygılar
Rusya ile aramızda zamansız oluşan bahar görüntülerinin başka yansımalarının olacağı da kaçınılmazdır. Şöyle ki;
1.Rusya’ya karşı yaptırım kararı uygulayan ABD ve AB, Türkiye’nin daha ziyade ekonomik açıdan Rusya’yı rahatlatacak yakınlaşmasına nasıl bakacaktı,
- Ekonomik sıkıntılar içindeki bir Rusya, darboğazdan çıkmak için Türkiye’ye askeri malzeme de satmak isteyecekti. NATO’nun kendi üyesi Türkiye’ye bakışının nasıl olacağı da düşünülmesi gereken hususlar arasındadır.
Tarih tekerrür ediyor
Konu, belki “muhteşem yalnızlık sona eriyor” gibi algılanabilirse de yelpazenin diğer kanatlarında kırılmalar olacağı da göz ardı edilmemeliydi. Tarihe göz attığımızda İngiltere, Fransa ve Almanya ile yakınlaştığımız her dönemde Rusya ile gerginlik yaşadığımız, Rusya’ya yakınlaştığımız her dönemde de bu ülkelerle soğukluk yaşadığımız bir gerçekti.
S-400’ler hakkında ABD’nin ve Türk Savunma bakanlığının mesajları art arda geliyor. Türkiye, Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı ve kısa zamanda sonuç almaya başladığı bir anda acaba viraja sert mi girmiştir?