SON DAKİKA
reklam
reklam

Çözülme genişleme nakaratı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Aralık 2021, Salı - 13:48   Okunma Sayısı:

1990 yılında SSCB’nin çatırdamaya başlamasının ardından Ekim 1990’da Demokratik Almanya Cumhuriyeti, Federal Almanya’ya katılarak Varşova paktından ayrılmıştı. Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesiyle SSCB daha farklı sorunlar yaşamaya hatta dağılmaya başlamıştı.

Yılsonunda başlayan dağılma adeta yıkıma dönüşmüş, ertesi yıl 1 Temmuz 1991’de Varşova Paktı’na son verilmişti. Balkanlarda özellikle Orta Avrupa ülkelerinin bir kısmı diye sıralayabileceğimiz eski Çekoslovakya (bugünün Çek Cumhuriyeti), Slovakya, Lihtenstayn, Macaristan, Polonya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan ve Romanya’nın bazı bölgeleri ile birçok Balkan ülkesi sosyalist rejimi bırakıp çok partili sisteme geçiş yapmıştı.

Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan 1999’da, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Baltık ülkeleri 2004’ te Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO) katılmışlardı.

 

Dağılma sonrası Balkanlar

SSCB sonrasında Rusya, bir süre bocalasa da kendisini toparlamış ve birçok bölgede olduğu gibi Balkanlarda da farklı siyasetler izlemiştir. Bosna, Makedonya ve Karadağ’da bölücü siyaset izlerken, 19’uncu yüzyıldan beri sürdürdüğü Hristiyan Ortodoksları koruma geleneğini Sırbistan’da ve diğer Hristiyan Ortodoks nüfusa sahip bölgelerde uygulamaktan geri kalmamıştır.

Türkiye, bölgenin Müslüman halkı ve Arnavutlar arasında etkili olma yolunu seçmiştir. Sosyo-ekonomik nitelikli vizyon eksikliği ve beyin göçü, bölgede reformlara karşı direnmeye ve yükselen otoriterliğe zemin hazırlamaya dönüşmüştür.

 

AB’nin korkularından ilki

Rusya, Avrupa’ya ders vermek ve AB’ye girmiş ülkelere yeniden egemen olmak amacıyla koridorlar açmak istemekte, Türkiye ise ve kendi soydaşlarının haklarını gözetmeye soyunmaktaydı. Avrupa ve AB, Türkiye ve Rusya’yı siyasi korku merkezi; Çin ve Körfez ülkelerini de finansal güçler olarak görmektedir.

AB’nin uzun süredir yaşadığı krizler, Balkanlardaki itibarını ve çekiciliğini yitirmesine neden olduğu gibi gücünü yaymasına da engel olmuştur. AB’nin Balkanlardaki itibar kaybını ve pasif tutumunu büyük tedirginlik olarak kabul etmek gerekir.

 

AB’nin yaşadığı krizlerden biri

Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan, Avrupa’ya 2015 yılında bir kriz yaşatmıştı, hatırlarsanız… Yunan lider Çipras iktidara geldiğinde Yunanistan altı yıldan beri ekonomik krizle boğuşuyor ve 240 milyar euroluk borç yüküyle mücadele ediyordu.

Halk kemer sıkma programlarından bıkmış ve Çipras’ın SYRIZA’sına umut bağlamıştı. SYRIZA’nın iktidar olması, AB tarafından endişeyle takip edilmeye başlanmıştı.

AB, SYRIZA’nın iktidarına borçların ödenmeme ihtimali, yeniden yapılandırılması hatta Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkması gibi ihtimal pencerelerinden bakıyordu. Başbakan Çipras, önce IMF’ye olan borçlarını ödememe gibi açıklamalara girmiş, AB’nin sert tepkisiyle karşılaşınca borçların bir kısmının silinmesinden veya geri kalanının da yeniden yapılandırılmasından söz etmeye başlamıştı.

AB, SYRIZA gibi solun solu bir partinin iktidar olmasının ve İspanya’da ayrılıkçıların her eylemde güç kazanmasının Avrupa’da aşırı sol ve aşırı sağa kaymalara neden olabileceği endişesi bir başka tedirginlikti.

 

 

 

Bir başka tedirginlik

AB, Rusya’ya yeni yaptırımları düşünse de kendi enerji güvenliği çıkarlarını gözetmektedir. Bu çıkarları ABD’deki yasa tasarısının tek taraflı olarak etkileyebileceğini ve sonuçlarının ağır olacağını göz ardı etmemektedir.

Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye ABD Temsilciler Meclisi’nde peşpeşe alınan kararlarla yeni yaptırımlar uygulanmıştı. Bu uygulamaların Avrupalı şirketlere de etkisinin olacağı kaçınılmazdı. AB sözcüsü, “… Amerika çıkarlarının önce, Avrupa çıkarlarının sonra geldiği anlamına gelemez…" ifadesini kullanmıştı.

Rusya’nın Balkanlarda yeniden yayılma politikasının yanına bir de Rus enerji kısıntısının eklenmesi AB’nin bir diğer Rusya korkusu olarak karşımıza çıkmıştır. Peki, AB böyle düşünmekte haksız mı çıkmıştır?

Elbette hayır. Kırım’ı ilhak eden Rusya, Ukrayna’yı yutmak istemektedir. Bu durum, Rusya’nın AB ile sınırdaş olması demektir. Ukrayna yer altı servetleri bir tarafın ağzını sulandırırken bir tarafın korkusuna neden olmaktadır.

 

Son olarak

Balkanlarda Bulgaristan, Romanya, Macaristan; Kafkaslarda Ermenistan, Gürcistan; Karadeniz kuzeyinde Kırım ve Ukrayna’nın tarihteki aidiyetlerini incelediğimiz zaman belli sürelerle Rus egemenliğinden çıktığını, fırsatlar oluştukça da Rus egemenliğine girdiğini söyleyebiliriz.       

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam