Görüşmeler bitti
Herkes birbiriyle kavgalı, birbirinden alacaklı, herkes dertli… Bu tablo Meclis’e de yansımış. Bağırtı, çağırtı, el-kol hareketleri, havada uçuşan “serefsiz, ulan, müfteri…” sözleri… Bunlar yetmiyor küfürleşmeler, sesini yükseltmeler, birbirinin üstüne yürümeler ve tabii ki, yumruklaşmalar…
Çocukluğumuzda mahalle maçı yapardık. Yeminle söylüyorum, birbirimize bu kadar ağır sözler söylemezdik. O arkadaşlarımızla şimdi de görüşüyoruz. Siyaset insanı bu kadar mı rayından çıkarır?
Bu çığırtkanların bir de medyada taraftarları var. Onlar ayrı bir yangın yapıyorlar. Birbirlerine karşı küçük düşürücü sözler ediyorlar. Gazeteler bu insanların hesaplaşma alanı olmamalı. Halka kültür, sanat ve estetik değerleri sunacak yazıları, bilgilendirici haberleri, yeni gelişmeleri sunmalıdır.
Nedir bu bağırtılar yav? Yoksulluk içinde canı yanan, geçinecek parası olmayan yoksul halk bile sizin kadar bağırmıyor. Tepedeki esintiler aşağıda fırtınalara yol açıyor, sokak cinayetlerine sebep oluyor. Birileri de cesaret buluyor ve cinayet işliyor. Mafya güçleniyor ve daha geniş alanlara yayılıyor. Sahtekârlık çoğunluk tarafından benimsenmiş, adeta iş kolu haline dönüşmüş.
**** **** ****
Şu ucubeye sataşmadan geçemeyeceğim
Yarım kalan şarkı, yarım kalan hayat, yarım kalan sigara… Bunların hepsinin bir yeri ve anlamı var. Ben yarım kalan yazılarım konusunda bir şeyler söylemek istiyorum. Bir hafta içinde öyle çok olaya tanık oluyor, öyle çok anlatıma kulak veriyoruz ki…
Her birisi düşünmeyi gerektiriyor. Oysa ben biraz da duygularımla yazmak, şiirsel anlatıma yönelmek ve nostalji yaşamak istiyorum. Bu nedenle akşam evime dönüş saati Karaköy vapurunda 20 dakikalık deniz sefası benim için bulunmaz nimettir.
Vapurun kendisi nostaljiyi yaşatırken olgun yaştaki birisiyle sürdürdüğüm sohbet, martı çığlıklarıyla zaman zaman reklam arasına (!) uğrasa da mutluluk veriyor. İskelede beklerken daha uzaktan Karaköy’e yönelen kaplumbağa kılıklı vapur bozmasını (!) görünce nostalji keyfim kaçıyor. Bu kılıksız şeyi savmaya bakıyor ve sonradan gelecek olan vapuru bekliyorum. Bunu kim buldu, kim aldı, hiç mi halkın görüşü sorulmadı? Vapur desem vapur değil, arabalı desem arabalı değil…
**** **** ****
Müzmin hale gelmiş kadın dövme olayları
Bu konuyu çok sık yazarım... Kendim yazar kendim okurum. Döven döver hepimiz de seyrederiz (!).
Kadın dövme olayları her resmi ağızdan yapılan açıklamanın hemen ardından sanki nazire yapılıyormuşçasına gerçekleştiriliyor. İnsanlar, dövülen ya da bıçaklanan kadına çaresizlikle bakıyor, neden? Müdahale ederse başının derde gireceği kaçınılmazdır da ondan.
Eşiyle olan meselesini konuşarak çözmekten aciz olan yaratık (!) polis gelene kadar düşüncesini gerçekleştirmiş oluyor. Bu nedenle halktan kimse müdahale etmiyor.
**** **** ****
Hayvanlara karşı acımasız olmak
Yavru kedi ve köpeklere musallat olan köpekler (pardon canlılar), içinizde ya da kalbinizde merhamet duygusu olmadığı kesin. Ne istiyorsunuz, o ağzı dili olmayan sevimli güzellerden. Onların da hastalıkları olabileceğini, annelerinden ayrı kalıp acıkacaklarını düşünemiyor musunuz? Durup dururken tekme atmak, sopayla vurmak, kaba sözlerle kovalamak ne demek?
**** **** ****
Dini eğitimde yer verilmeli
Aile ortamında çocuklar Kur’an kurslarına gönderiliyor; ama hayvan hakları, bitkiler ve çevre konusunda yeterli bilgilendirilmiyor. Okullarda da bu konulara yüzeysel şekilde değiniliyor, ev ödevi olarak bile verilmiyor.
**** **** ****
Bitkiler
Şirketlerde ise her zaman söylediğim ve kanıksadığım “kaleci çalıştırmak” şeklindeki ağaç dikme dayatmasının (özellikle yabancı şirketler) dışında bir şey yapılmıyor. Oysa şirketlerde herkese hayvan sevgisini aşılama amaçlı araştırma görevi verilebilir, her ay seçilen iki yazı ise çıkarılacak dergide yayımlanır. Yılsonunda da seçilen en iyi yazının sahibine ödül verilebilir Bazı şirketlerde uygulamalar var, ama genelleştirilmelidir..