Yoksulluğun bedelini darbelerle ve darbecilerin kendi halkına yaşattığı zulümlerle ödeyen Mali… Afrika’nın kara derili kara bahtlı insanları darbecilerin zulümlerinden, işgal kuvvetlerinden, genel valilerin buyruklarından yılmıştır.
Neredeyse Türkiye’nin iki katı kadar yüzölçümüne sahip, eğitim, sağlık ve iktisadi anlamda çok gerilerde olan bir Afrika ülkesidir Mali… Altın ve uranyum gibi stratejik niteliği olan değerli madenlere ve zengin tuz yataklarına sahiptir. Toprakları şu anda yabancı bir ülkenin, Fransız askerlerinin çizmesi altındadır.
Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya tepkileri
Fransa’nın 19’uncu yüzyıl başlarından itibaren Mısır başta olmak üzere Afrika’nın kuzeyine ve Orta Afrika topraklarına özlem (!) duyduğu bir gerçektir. Bu sevdasını gerçekleştirmek hissiyle yanarken Osmanlı topraklarına tecavüz etmekten de geri kalmamıştır.
Fransa, donanmasını Fas’a gönderince Kuzey Afrika’da dengenin bozulmaması için Osmanlı Devleti de önemli oranda deniz kuvvetini Trablus’ta kışlaması için görevlendirmiştir.
İngiltere ve Rusya, Afrika kıtası üzerindeki menfaatlerini görüşmek ve Fransa’nın manevra alanını daraltmak için uzlaşma yolları arayıp gizli planlar yaparak İtalya’ya koku salma yöntemini denemişlerdir. Her iki ülke de barışçı kisve altında tüm diplomatik güç ve unsurlarıyla görüşmeler yapmışlardır.
Karşısında büyük bir güç oluştuğunu gören Osmanlı Devleti, askeri açıdan kendisini emniyete almak ihtiyacını hisseder. Almanya da menfaat elde edebileceğini düşünerek Çad Gölü civarına ilgi duymaya ve paylaşılması konusunda Fransa’nın tatlı rüyalarla dolu uykusunu bozmaya başlar.
Osmanlı Devleti gelişmeleri takip ederken George Gill tarafından Londra’da “Tullab Coğrafyası” isimli İngilizce bir kitap bastırılır. Devletin yöneticileri, Afrika haritasında Mısır’ın İngiltere’ye, Tunus Emareti’nin (Beylik, emirlik) Fransa’ya ait olarak gösterilmesinden dolayı bu kitabın ele geçirilmesine ve Afrika haritasının çıkarılmasına karar verir.
Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’nın Afrika’ya yakınlık duymasına ve görüşmeler yapmasına devamlı itiraz etse de, bu iki ülkenin nüfuz alanlarını Afrika içlerine kadar genişletmelerini önleyemez.
Mali’de olayların baş göstermesi
Sahel-Sahra Çölü bölgesinde Mağrip El-Kaidesi, Çad Gölü bölgesinde Boko Haram, Afrika Boynuzu’nda El-Şebab, Kuzey Afrika’da ise Ansar al-Sharia gibi örgütler 2002 yılından beri faaliyet göstermektedir. Bu örgütlere sonradan IŞİD de katılmıştır.
Bu örgütler binlerce insanın ortadan kaybolmasına, milyonlarca insanın ise yer değiştirmesine neden olmuşlardır. 2002-2017 arasında birçok rehin alma ve insan kaçırma olayı, askerî kışlalara yapılan saldırılar, kiliselerde, camilerde, okullarda veya pazarlarda intihar bombalamaları ve belli bölgelerde toprak işgalleri içinde yer almışlardır.
Fransa, Mali’de 2012’de patlak veren siyasi istikrarsızlık ve bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplara karşı uluslararası camianın onayını almadan Ocak 2013’te “Serval Operasyonu” planı gereği 4 binden fazla askerini Mali’de konuşlandırmıştır. Fransa Mali’ye geliş nedenini,
“Mali ordusuna askeri eğitim vermek, halkın milliyetçilik duygularını geliştirmek (!) ve Mali’nin tarihini yeniden yazdırmak” şeklinde açıklamıştır. Deyim yerindeyse kendinden menkul misyonunu yerine getirmek maksadıyla Mali’ye gelmiştir.
Yeni bir operasyon
Afrika ülkelerinin tepkisine rağmen askerlerini çekmeyen Fransa, boksit, uranyum, demir, altın ve petrol rezervi bakımından zengin Sahel’de konuşlandırdığı askerlerini, ağır silah ve teknolojik ekipmanlarla desteklemiştir.
Fransa, Temmuz 2014’te “Serval Operasyonu”nu sonlandırdığını, ancak askerlerini “Sahel Kuşağı” üzerine (Moritanya, Mali, Çad, Nijer ve Burkina Faso) yerleştireceğini açıklamıştır. 01 Ağustos 2014’ten itibaren bu kuşak üzerindeki faaliyetlerini “Barkhane Operasyonu” adıyla beş bin askerin katılımıyla genişletmiştir.
Bu arada Mali’de iç çalkantılar ve siyasi huzursuzluklar dinmemiş, 18 Haziran 2020’de yapılan askeri darbeyle Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita alıkonularak Geçiş Konseyi bünyesinde yeni hükümet kurulmuştur. (Devam edecek)