SON DAKİKA
reklam
reklam

Taşmayacak şekilde su koymak

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Ocak 2022, Pazartesi - 10:26   Okunma Sayısı:

Bizim toplumumuzda ölçüye pek değer verilmez. “Vur dersin öldürür” sözü de bunu doğrular. Konuşkan olmakla bıdı bıdı etmek, sorulduğunda kısa ve öz cevap vermek yerine boş konuşmak, gerçek bilgi istendiğinde tahminlerde bulunmak gibi sökülüp atılması gereken çok özelliğimiz vardır.

Aşağıdaki alıntıları Montaigne’in “Denemeler” isimli eserinden aktarıyorum. Ortaya şu çıkıyor ki, bu kalıplar ve insanlar her devirde varmış. “Köşene çekil, kafanı dinle” sözünü inziva hayatı gibi görmek isteyenle bir suçun failini gördüğü halde bananeci davranan adamın,  eski ama kötü anlam içeren şu söze sığınması arasında fark var mıdır sanki?

 

El için sokma başını nâr’a

Yak çubuğunu bak sefana

 

***                     ***                   ***

Dırdırcılar

Mızmız dırdırcı insanları hiç sevmem; bu adamlar yaşamanın senin işlerine yan çizer, dertlere can katar dertlerle kaynaşırlar. Sinekler gibi cilalı pırıl pırıl yerlerde tutunamaz; pürtüklü, pürüzlü yerlere abanır, oralarda rahat ederler ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler.

 

Yalnızlık

 

Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Şu var ki, her zaman buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz.  Çoğu kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysa ki, bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır.

 

Bir aileyi idare etmek bir devleti idare etmekten hiç de daha kolay değildir. Ruh nerede bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları daha az yorucu olmalarını gerektirmez.

 

Değişmek / Değiştirmek

 

Bundan başka saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz. Memleket değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz. Onlar manastırlarda medreselerde bile peşimizi bırakmazlar. Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar ne de bedenimize ettiğimiz işkenceler:

 

“Öldürücü yara bağrımızda kalır”   (Vergilius)

 

Sokrates’e birisi için “Seyahat onu hiç değiştirmedi” demişler. O da, “Gayet tabii, çünkü kendisini de beraber götürmüştür” demiş.

 

İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu. Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla.

 

Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez. İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız kendimizi kendimizden koparmamız gerek. Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte, tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize, onunla dolu düşlerimiz.

 

İçi arınmamışsa neler bekler insanı

Kendisiyle ne savaşlar eder boşuna

Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar

Ne korkular içinde kıvranır insan

Ne çöküntüler yapar, bizde gurur, şehvet

Öfke, gevşeklik ve tembellik

                                                 (Lucretius)

Kötülük içimizde

 

Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden. İnsanın mümkünse karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı, ama saadetini yalnız bunlara bağlamamalı. Kendimize dükkânın arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğünüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız.

 

Orada yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün baş başa verip dertleşmeliyiz. Karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz. Öyle ki hepsini kaybetmek felâketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın.

Issız yerlerde kendin için bir âlem ol!    (Tibullus)

 

Saadet bizi ezer

Eski bir Yunan atasözü de öyle der; manası aşağı yukarı şudur: Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz değildir, onları bir dert pahasına satın alırız. İşle eğlence keyifle sıkıntı birbirinden çok ayrı oldukları halde gizli birtakım ilintilerle kendiliklerinden birleşebiliyorlar.

Sokrates der ki, “Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım” demiştir. Metrodorus kederin bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylemiş, bilmem o da aynı şeyi mi söylemek istiyordu?

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam